DOKTORA EĞİTİMİ ÜZERİNE

  

Dünyada akademik alanda  alınabilecek en yüksek dereceye Doktora deniyor...

Batı dünyasında doktora, Ph.D kısaltması ile kullanılıyor... Doctor of Philosophy...

Felsefe doktorası demek değil!... Buradaki felsefe kelimesi "bilgelik sevgisi" anlamına geliyor...

Bilim dünyasında sahip olunabilecek en yüksek derece.. En saygın akademik ünvan...

***

Bakın bizim  memleketimizde  doktora ünvanı nasıl veriliyor!...  Tek kelime çarpıtmadan dürüstçe sistemin nasıl işlediğini anlatmaya çalışayım:

1.  Asgari bir yabancı dil puanı ve genel kültür puanına sahip kişi doktora sınavına başvurur. İstenen yabancı dil puanı kişisel kanaatime göre katiyyen bu derecelerin  hak ettiği saygıya layık değildir!

2. Bölüm içinden üç kişilik bir jüri seçilir.

3. Jüri kafasına göre bir yazılı sınav yapar!...  Gerekirse bir de sözlü sınav yapar... Almak istedikten sonra uygun bir notu verir ve öğrenciyi başarılı sayarak doktora eğitimine başlatır... Bu kadar basit!

4. Varsayalım ki, bir tek kişi ya da iki kişi doktora sınavına başvurdu... Önceden belirlenmiş ideal bir kural olmadığından  sınavdan başarılı olmuş bir tek kişi olsa dahi doktora eğitimi başlayabilir.

5. Pratikte bir tek kişi ile ders yapılmaz! Yapılamaz!... Sorumluluk ahlakı yüksek öğretim üyelerinin derslerini hakkıyla yaptıklarını varsaysak bile bir kişi ile etkin  ve verimli bir tartışma ortamı olmayacağından hakkıyla ve layıkıyla bir doktora eğitimi yapılmış olmaz.

6. Bazı üniversitelerde iş tamamen paraya dönüktür...  Mesele doktora eğitiminin açılmasıdır.. Doktora eğitiminin açılması demek PARA demektir.. Ek ders ücreti demektir!... Dolayısıyla bu ek ders ücretinden mahrum kalmak olmaz !.. Doktora programı her halükarda açılır!....

7.Her yarıyılda öğrencilere 3-4 seçimlik ders sunulur... Varsayalım ki, sınavı kazanmış 4 öğrenci var... Bu öğrencilerin her birinin farklı bir dersi seçmeleri DOLAYLI olarak tavsiye edilerek 4 farklı ders seçilmiş olur!... Toplamda  kaç öğrenci var ki!.. Bunları dağıtmak ve sözde seçim hakkı vermek neye yarar!... Sadece ek ders ücreti almaya yarar!.. Öyle de yapılır!... Haksızlık yapmayalım!.. Bu etik-dışı uygulamanın her bölümde ve her üniversitede var olduğunu söylemek doğru olmaz... Ama bu ve benzeri uygulamalar pekala bilinmektedir.

8. Öğrenci ders aşamasını geçer... Yeterlilik sınavı gündeme gelir.. Danışman hoca önceden hazırlanmış matbu bir kağıda jüri üyesi olmasını istediği kişilerin ismini yazar ... Danışman kimi isterse o kişiler jüri üyesi olur...

9. Jüri üyelerini belirleme güç ve yetkisinin danışmanın elinde olması bilim dünyasında arzu edilmeyen bir takım ilişkilerin doğmasına yol açar... Öğrencinin mesleki hayatı tamamen danışmanı ile iyi ilişkiler içinde olmasına bağlıdır!... Minnet, itaat, sadakat!... Korku!...  Dalkavukluk!...  İstismar! Suistimal!... Sistem kaçınılmaz olarak bu ilişkileri ortaya çıkarır ve yaygınlaştırır...

10. Yeterlik sınavı da geçildikten sonra tez aşamasına gelinir. Tez yazılır ve sıra tez savunmasında... Yine aynı durum geçerlidir... Danışman hoca hazırlanmış matbu bir kağıda jüri üyesi olmasını istediği kişilerin isimlerini yazar ... Danışman kimi isterse o kişiler jüri üyesi olur.

Buna benzer uygulamaların bazı üniversitelerde var olduğunu pekala biliyoruz ve görüyoruz...

Türkiye de doktora eğitimi genel hatlarıyla bu şekilde işlemektedir. Yukarıda özetlediğimiz etik-dışı uygulamaların her üniversitede var olduğunu söylemiyoruz ve söyleyemeyiz.. Ancak pek çok değilse ile bir çok üniversitede doktora eğitimi bu ve buna benzer şekilde yürütülmektedir.

Tamamen iradi, takdiri, ihtiyari karar ve tercihler geçerlidir.

Keyfiyet geçerlidir...

Jüri istediği kişiyi doktora sınavından geçirir. Danışman jüriyi kafasına göre belirler... ve doktora ünvanı verilmiş olur...

Yanlış!     Yanlış!     Yanlış! 

Bilim dünyasındaki en yüksek ünvan bu şekilde veriliyorsa ve dağıtılıyorsa yazıklar olsun!...

“Gezdim Halep ile Şamı, Eyledim ilmi talep,

Meğer ilim bir hiç imiş, İllâ edep illâ edep.”   

Yunus Emre

“İlim meclisine girdim, kıldım talep, İlim tâ gerilerde kaldı, illâ edep illâ edep.” 

Ziya Paşa

 

***

Halbuki çözüm oldukça basittir.

1. Türkiye çapında bir merkezi lisans-üstü giriş sınavı yapılır.

2. Yüksek lisans ve doktora için bu ünvanlara layık bir baraj yabancı dil puanı belirlenir.

4. Sosyal bilimler/ fen bilimleri / sağlık bilimleri / mühendislik bilimleri vs. kategorileri belirlenir ve merkezi bir sınav yapılır.

6. Doktora tezini başarıyla savunduktan  sonra her doktora öğrencisinden mezun olabilmesi için doktora tezinden türetilmiş en az üç ya da dört makale yayınlaması şartı istenir..  Saygın mesleki dergilerde yayınlanması için genel kurallar tespit edilir.

5. Doktora eğitimi tamamlandıktan sonra tez dışında kapsamlı bir Merkezi Çıkış sınavı yapılır.. Eğitimini tamamlayan doktora öğrencisi Sosyal bilimler/ fen bilimleri / sağlık bilimleri / mühendislik bilimleri alanlarında ilgili sınava müracaat eder.  Ciddi bir bilimsel yeterllik sınavı yapılır. Başarılı olan kişi doktora ünvanını kazanmış olur...

***

İRADİ / TAKDİRİ / İHTİYARİ KARARLARA DAYALI YÖNETİM YANLIŞTIR...

KURALLAR VE KURUMLAR ÖNEMLİDİR....

  

Yaklaşık 20 yıldan bu yana kurallar ve kurumlar üzerine araştırmalar yapıyorum....

İradi / takdiri / ihtiyari kararlara dayalı bir karar alma sürecinin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyorum...

İnsanın elinde her şeyin dejenere olabileceğini ve  sistemi iyileştirmemiz gerektiğini savunuyorum...

İnsan mı sistem mi:  elbette öncelikle sistem...

Oyuncular mı, oyunun kuralı mı: Hiç şüphesiz öncelikle oyunun kuralları...

İradi / takdiri / ihtiyari kararlar mı yoksa kurallar mı: elbette kurallar...

Bakınız bilim dünyasındaki en önem verilmesi gereken kurum bugün tahrip olmuştur, dejenere olmuştur, bozulmuştur, yozlaşmıştır...

Niçin?  Neden?

Tek sebebi var:  Siz doktora eğitimi ile ilgili kararları kişilerin karar ve insiyatiflerine bırakıyorsunuz!

Halbuki yukarıda önerdiğimiz bir kaç kuralı esas alsanız bu yozlaşmalara fırsat vermemiş olacaksınız....

Tabii ki, en başta bilime saygı duyan bir siyasi iradenin ve sivil iradenin var olduğunu ön koşul olarak kabul ediyorum...

 

 

 

Can Aktan tarafından kurallar ve kurumlar üzerine yazılan kitaplardan seçmeler...

 

 

Can Aktan kuralların ve kurumların önemini anlatmak amacına yönelik

Hukuk ve İktisat Forum'ları düzenlemektedir. tıklayınız.

 

***

 

 

 

BİR HİKAYE

 

Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki:

– Hey Tavşan, ne yazıyorsun?

– Doktora tezimi yazıyorum.

– Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında?

– Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında.

– Yok canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi?

– Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim.

Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder.

Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür.

– Hey Tavşan, ne yazıyorsun?

– Doktora tezimi.

– Ne hakkında?

– Tavşanların Kurtları yemesi hakkında.

– Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır?

– Gel istersen göstereyim…

Yine beraberce yuvaya girerler.

Tavşan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.

Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz ?

Manzara şudur:

Bir köşede Tilkinin kemikleri… Bir köşede Kurdun kemikleri…

Diğer köşede ise tavşanın doktora danışmanı aslan, kürdanla dişlerini temizliyor!