YASAL KURUMSAL SERBESTLEŞME VE ÖZELLEŞTİRME*

 

 

Çeviren: Prof.Dr. Coşkun Can AKTAN

 

OECD Konseyinde 1979 yılında ekonomide yasal olarak müdahale edilerek koruma altına alınmış sektörlerde rekabetin daha da ilerletilmesi önerisinin kabul edilmesinden bu yana, üye ülkelerin bir çoğu daha önce korunan sektörleri rekabete açmaya ve devlet monopollerini özel sektöre devretmeye başlamışlardır. Bu önerilerin nihai bir değerlendirmesini yapabilmek için çok erken olmasına karşın, OECD'nin Sınırlayıcı İşletme Uygu-lamaları Uzmanlık Komitesi (Committee of Experts on Restrictive Bussiness Practices) raporuna göre, söz konusu önlemlerden bazıları fiyatlar ve verimlilik üzerinde olumlu etkiler göstermiştir. Raporda 1980 ve 1985 yılları arasında beş ana sektör - ulaşım, posta ve telekominikasyon hizmetleri, radyo ve televizyon yayın hizmetleri, enerji ve bankacılık içerisinde ekonomik gelişmeler yönünde ilerlemeler analiz edilmiştir. Komite, rekabet politikası bakış açısından yasal kurumsal serbestleştirme (deregülasyon) ve özelleştirme yönündeki incelemelerini, ekonomik faaliyetlerin özel önlemlerle nereye kadar düzeltilebileceğini ve bu önlemlere ilişkin politikaları hangi faktörlerin sınırlayacağını dikkate alarak sürdürmektedir.

Belirli ekonomik faaliyetlerden stratejik öneme sahip olanlar, geleneksel olarak rekabet politikası dışında bırakılırlar ve direkt olarak bir kamusal düzenlemeye tabi tutulurlar. Çünkü, piyasa tüketicinin korunması ve kaynakların etkin kullanımını sağlama yönünden başarılı değildir. Örneğin, demiryolları, posta hizmetleri, elektrik ve gaz gibi doğal monopol olarak kabul edilen mal ve hizmet piyasalarında durum böyledir. Bu piyasalarda çoğunlukla teknolojik koşullardan ötürü, sadece bir teşebbüs faaliyette bulunmakta ve böylece doğal monopol durumu ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda, belirli sektörlerde uygulanan düzenleyici ve koruyucu ekonomik önlemlerin rekabeti engelliyor olabileceği ve tüketici çıkarlarını ters yönde etkileyebileceği artan ölçüde kabul görmektedir. İşte bu düşünceler çeşitli ülkeleri yasal-kurumsal serbestleşme uygulamalarına yöneltmiştir.

Ancak, bu anlayış içerisinde yasal-kurumsal serbestleşme ekonomik faaliyetler için çerçeve teşkil eden bütün kanuni/idari düzenlemelerin kaldırılması anlamına gelmemektedir. Örneğin, vergiler, sağlık ve çevresel düzenlemelerin kaldırılması, patent koruması gibi. Kavramın ihtiva ettiği anlam, devletin faaliyette bulunduğu sektörlerdeki direkt düzenlemelerin piyasaya arzedilen mal ve hizmetlerin türleri ve fiyatı gibi azaltılması, kaldırılması ve bu sektörlerin rekabete açılmasıdır. Yasal-kurumsal serbestleşme, OECD raporunda dikkate alınmasına karşın, aynı zamanda yasal düzenleme ve kontrollere ilişkin idari sorumlulukları da sınırlamak anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, yasal-kurumsal serbestleşmenin diğer bir uygulama şekli de özelleştirme (devletin teşebbüslerinin tamamının veya bir kısmının özel sektöre satışı)'dır.

OECD Ülkelerinin çoğu yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde yasal-kurumsal serbestleşmeye yönelik önlemler almaktadır; Bu önlemlerin başlıcaları şunlardır: Sektörlerdeki yasal düzenleme ve müdahalelerin tamamen veya belirli bazı koşulların kaldırılması (fiyat kontrollerini hafifletmek veya kaldırmak gibi); evvelce rekabet dışında tutulan sektörlere rekabet kanunlarının uygulanmasını artırmak; belirli devlet ve özel monopollerin azaltılması (daha liberal politikalar uygulamak veya monopolleri daha düşük ünitelere bölmek suretiyle) ; ve özelleştirme.

Bazı ülkelerde millileştirilmiş teşebbüslerin, özel teşebbüslerden daha az verimli olması karşısında bu ülkelerde özelleştirme politikası uygulanmak-tadır. Bu konuda Britanya önemli ve başarılı bir örnektir. Britanya'da 12 millileştirilmiş teşebbüs teşebbüs, özelleştirilerek toplam 5.5 milyar Sterlin hisse senedi satışı yapılmış ve 400.000 kişinin özel sektörde istihdamı sağlanmıştır. Britanya dışında, Japonya ve Almanya da kamu teşebbüslerinin özelleştirilmesi konusunu ciddi olarak ele almıştır.

Yasal-kurumsal serbestleşmeye yönelik önlemlerin yukarıda belirtilen beş sektör içerisinde uygulanmasının düşünülmesi karşısında, bazı ülkeler bu sektörleri daha fazla rekabete alıştırmaya ve devlet monopollerini bozmak yönünde adımlar atmaya başlamışlardır. Bu konu 1985 yılı içerisinde yayınlanan The OECD Observer dergisinde ayrıntılı olarak ele alındığından burada incelenmemiştir.

 

ULAŞIM SEKTÖRÜ

Amerika Birleşik Devletlerinde, havayolları, demiryolları, yük taşımacılğı ve otobüs hizmetleri yasal düzenleme ve müdahaleler dışında bırakılmaya başlanmıştır. 1978 yılında yürülüğe konulan Havacılık Yasal Kurumsal Serbestleşme Kanunu (Airline Deregulation Act) ile Sivil Havacılık Kurumunun (Civil Aeronautic Board) rota dağılımı, tarifelerin düzenlenmesi ve hava taşımacılığı yapan şirketler arasındaki birleşme gibi eğilimler konulardaki yetkileri kademeli olarak azaltılmıştır. Ocak 1985'te Sivil Havacılık Kurumu'nun kaldırılması ile birlikte bu alanda yasal-kurumsal serbestleşme süreci de tamamlanmıştır.

Demiryolu endüstrisi ve yük taşımacılığına ilişkin yasal düzenlemeleri azaltan ve rekabeti arttırmaya yönelik bir seri kanun 1980 yılı içerisinde yürürlüğe girmiştir. Özellikle yük taşımacılığı işine girişler kolaylaştırılmış ve bu sektörde toplu fiyat belirleme yasaklanmıştır. 1982 Yılında yürürlüğe giren bir kanun ile de otobüs şirketlerine çeşitli konularda serbestlik sağlanmıştır. Bu kanunla eyaletler içinde ve dışında yeni otobüs hatları üzerinde hizmete giriş için gerekli koşullar hafifletilmiş ve otobüs şirketlerinin karlı olmayan hatlardan çıkmaları daha kolay bir hale getirilmiştir.

Britanya, devlet ulaşım teşebbüslerinin monopol statüsünü kaldırmak hususunda aktif olmuştur. Bu amaçla British Rail (BR) ve British Airports Authority (BAA) yakından izlenmektedir. British Rail, Godfrey Davis Europcar firmasına sağladığı imtiyazlar nedeniyle eleştirilmiştir. Örneğin, B.R.' nin sözkonusu firmaya belirli tren istasyonlarında taksi acenteliği işletme ve kiralama hakkı vermiş olması eleştiriye uğramıştır. Hükümetin baskısı altında, B.R. bakım hizmetleri ve lokomotif hizmete konulması hususlarında kendi içerisinde bir rekabete sokulmuştur. Hükümet aynı zamanda tren yemek servisleri ve reklam yerlerinin pazarlanması konusunda da B.R.' de rekabeti canlandırmaya önem vermektedir.

Ayrıca, Britanya Hükümeti, British Airports Authority (B.A.A.) ve British Airways (B.A.)' i içine alan sivil havacılık sanayinin bazı bölümlerini de özelleştirme yönünde çalışmalar yapmaktadır. Hükümet, B.A.A.' yı bölerek ayrı ayrı devlet havayolları şirketleri oluşturmayı planlamaktadır. Öte yandan British Airways' in yakın bir zamanda elverişli koşullar altında özel sektöre satılması düşünülmektedir. Otobüs hizmetleri de ülkede baştan başa yasal-kurumsal olarak serbestleştirilmekte ve özelleştirilmektedir. Dahası, yol hizmetlerinde izin sistemi kaldırılarak bunun yerine kayıt sistemi getirilmiştir. Mahalli İdareler, gelecekte rekabete dayalı olmayarak çalışacak olan firmalardan ziyade rekabet içerisindeki firmalara yardımda bulunacaklardır. Ulusal Otobüs Şirketi (National Bus Company)' nin de özel sektöre devredilmesi düşünülmektedir.

Avustralya, havayolları şirketleri arasındaki rekabeti ilerletmek için yurt içi nakliye ücretleri üzerindeki müdahalelerini azaltmıştır ve şimdi yurt içi havacılık politikasını yeniden gözden geçirmektedir. Avustralya Hükümeti aynı zamanda, Uluslararası Hava Ulaşım Kurumu (International Air Transport Association: I.A.T.A.)'na da karşı koyarak bu kurumun tarife uygulamalarına izin vermemekte ve reklam uygulamalarını kabul etmemektedir. Çünkü, hükümet hava taşımacılığında fiyatların serbest rekabet içerisinde belirlenmesi ve tarifelere yönelik reklamlar için ayrıca para harcanmaması gerektiğine inanmaktadır.

Kanada ise yurtiçi hava yolları üzerindeki düzenlemeleri değiştirmiş bulunuyor. Bu suretle rekabete yönelik hizmet üretimi ve fiyat tesbiti hususlarında havayolu şirketlerine daha fazla serbestlik tanınmıştır.

1985 Temmuz' unda, yeni hükümet bir müzakerede ulaşım politikasını açıklamıştır. Sözkonusu politikanın amaçları, eyaletler içindeki ve dışındaki rekabeti aktif olarak ilerletmek, verimliliği daha da arttırmak, bütün ulaşım hizmetlerinde maliyeti en aza indirmek ve yasal düzenlemelerdeki karmaşıklığı azaltmak olarak belirlenmiştir. Ulaşım politikası ayrıca, havayolu şirketlerine hizmete giriş ve çıkış konusunda serbestlik sağlamakla birlikte bu şirketleri yurt içi tarife düzenlemelerinden hariç tutmakta ve uçak yapımı ve finansmanı konularında daha fazla bir yetki vermektedir.

Almanya, hava ulaşımında Kanada ile aynı yolu izlerken, İrlanda bütün dikkatini taşıma ücretleri üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu ülkede ruhsatlı taşıyıcıların bütün teşebbüslerde eşit koşullarda rekabet etmeleri imkanı sağlanmaya çalışılmaktadır. (Fakat, halen havayolu ulaşım şirketlerinden bazılarına belirli konularda imtiyazlar tanınmıştır.) Diğer ülkelerde (Japonya, Hollanda, Norveç ve İspanya) ulaşım sektöründe yasal-kurumsal serbestleş-meye yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

 

POSTA VE TELEKOMÜNİKASYON HİZMETLERİ SEKTÖRÜ

Yeni teknoloji, hemen hemen bütün ülkelerin posta ve telekomünikasyon ulusal monopolünü erezyona uğratmış bulunmaktadır. Bunun için de geçen beş yılı aşkın bir süredir, bir kaç OECD ülkesi mevcut monopolleri azaltacak önlemleri teklif etmektedirler. Bu konudaki öneriler ya devlet monopollerinin tamamen kaldırılması veya imalat malzemeleri üretimi için özel teşebbüslere piyasaya girebilmeleri için imkan tanınması, veyahutta devletin posta ve telekomünikasyon şebekelerine ilaveten özel sektörün de hizmet arzetmesine izin verilmesidir. Bazı ülkeler, posta hizmetlerini telekomünikasyon hizmetlerinden ayırmak hususunda adımlar atmışlardır. Genellikle devlet kontrolü altında bulunan mevcut kamu teşebbüslerinin yanında özel teşebbüslerin de rekabetin geliştirilmesi için hizmet üretmelerine izin verilmiştir.

Posta ve telekomünikasyon sektöründe, ABD ve Britanya' da büyük değişiklikler ortaya çıkmıştır. British Telecom (B.T.) özelleştirilmiş ve teçhizat üretimi önemli ölçüde tüm teşebbüslere açılmıştır. Kasım 1985'te B.T.'nin 3 milyarlık hisse senedi satışı olmuştur. Bu şimdiye kadar ki en yüksek hisse senedi satışıdır. Telekomünikasyon sektöründe yasal düzenleme ile tüm teşebbüslerde (B.T. dahil) rekabetin etkin olarak yürütülmesi ve teşebbüslerin yakından izlenmesi sağlanmıştır. Teçhizat üretiminde piyasa önemli ölçüde serbestleştirilmiştir. 1983 Yılı itibariyle 300' ün üzerinde telekomünikasyon teçhizat malının telefon şebekesine ilave edilmesi sağ-lanmış, 68' in üzerinde projenin ise özel teşebbüslerce de uygulanmasına izin verilmiştir.

ABD, Amerikan Telephone Telegraph (A.T.T.) Şirketinin tasfiyesini takiben telefon endüstrisini önemli ölçüde yenileştirmiştir. A.T.T., 1 Haziran 1984'te mahalli telefon hizmetlerinin dışında bırakılmıştır. Sonuçta, Bell şirketleri mahalli telefon hizmetlerini gerçekleştirmek için birbirinden bağımsız yedi şirkete dönüştürülmüştür. Öte yandan 1984 sonunda Antitröst İdaresi elektronik posta dağıtımı hizmetlerinin sınırlanması konusunda posta servisi guvernörlerini (Guvernors of the Postal Service) nihayet ikna edebilmeyi başarmıştır. Bununla birlikte söz konusu idare, posta dağıtımı hizmetlerinin daha az maliyetle sağlanmasını ve böylece posta hizmetlerinden daha fazla yarar sağlamasını istemiştir. Özel sektörde ise düşük tarife uygulaması rekabetçiler arasında önemli zararlara neden oluyordu. Antitröst İdaresinin müdahalesinden önce, posta hizmetleri guvernörleri elektronik posta dağıtımı hizmetlerine ilişkin tarifeleri yükselterek posta tarife komisyonunun (Postaj Rate Commission) önerilerini iki kez reddetmiştir.

Japonya da İngiliz örneğini esas alarak Nippon Telegraph Telephone şirketini özelleştirmeye çalışmaktadır. Henüz hisse senedi satışlarının organize edilmemiş olmasına karşın, telekomünikasyon hizmetleri sektöründe rekabeti ilerletmek için çeşitli önlemler alınmaktadır. N.T.T.'nin monopol statüsü kaldırılarak sektöre yeni teşebbüslerin girmesine izin verilmiştir. Norveç ve İsveç' te benzer şekilde kamu teşebbüsleri yanında rekabeti ilerletmek için özel teşebbüslerin de faaliyette bulunmalarına izin verilerek monopoller azaltılmaya çalışılmıştır. Kanada, Almanya ve İrlanda ise telekomünikasyon politikalarını çok dikkatli incelemelerle sürdürmektedirler. Özellikle İrlanda'da 1984 yılı içerisinde telekomünikasyon alanında iki karma teşebbüs oluşturularak, özel teşebbüslerin de bu sektöre girmelerine izi verilmiştir.

 

RADYO VE TELEVİZYON YAYIN HİZMETLERİ SEKTÖRÜ

Yeni teknoloji posta ve telekomünikasyon hizmet sektöründe olduğu gibi radyo ve televizyon yayın hizmetleri sektöründe yasal-kurumsal serbestleştirmeye yönelik önlemlerin alınması hususunda bir kaç OECD ülkesine güç vermiştir. Dolayısıyla bu sektörde de özel teşebbüslerin faaliyette bulun-malarına izin verilmiştir. Ticari radyo ve televizyon yayın hizmetlerinin bulunduğu Britanya' da 1984 radyo televizyon yasası televizyon sistemlerinin bağlanması hususunda özel teşebbüslere de izin vermiştir. Hükümet aynı zamanda düşük güçteki uydu yayınları üzerindeki yasağı da kaldırmıştır.

Almanya, 12 devlet radyo televizyon istasyonuna (bunların ikisi federal devlet tarafından, diğer onu ise Lande tarafından işletilmektedir) ilave olarak özel yayın teşebbüslerine izin sağlanması için kanun yürürlüğe koymuştur. Finlandiya' da özel teşebbüsün 33 mahalli radyo istasyonu oluşturulmasına imkan tanınmış ve yayın bağlanması konularında yasa hazırlanmıştır. Yayın hizmetlerinin halen tüm teşebbüslere açık olduğu ABD'nde ise teşebbüslerin en fazla yedi radyo veya televizyon istasyonundan daha fazlasına sahip olması yasağı kaldırılarak bu limit onikiye çıkarılmıştır.

 

ENERJİ SEKTÖRÜ

Beş ülke -Kanada, Almanya, İspanya, Britanya ve ABD- enerji sektöründe rekabeti ilerletmek için çeşitli önlemler almışlardır. Kanada' da hükümet, Mart 1985' de hidrokarbon üreten temel endüstriler ile kapsamlı bir petrol ve gaz anlaşması imzalamıştır. Batı Anlaşması (Western Accord) olarak bilinen bu anlaşmada, rafineri ve dağıtım acentelerine Kanada ve diğer ülkelerden serbestçe anlaşılan fiyatlardan ve sınırlama olmaksızın petrol satınalımı için izin verilmiştir.

Britanya hükümeti, British Gas Corporation (B.G.C.)'un piyasaya petrol arzetmesi fonksiyonundan başka, ayrıca teçhizat satım fonksiyonunuda inceleyerek bu şirketin monopol durumunu gözden geçirmiştir. B.G.C.'nin petrol üretimindeki monopol statüsü Petrol ve Gaz İşletmeleri Yasası ile kaldırılmıştır. Bu yasa aynı zamanda üçüncü şahısların B.G.C.'nin sahip olduğu petrol hattı ile piyasaya petrol arzetmelerine izin vermiştir. Daha da önemlisi Britanya hükümeti İngiliz petrol endüstrisindeki devlet kontrolüne son vererek, B.G.C.'nin üretim haklarını Britoil şirketine vermiştir. Şimdi hükümet B.G.C.'nin kalan varlığını özelleştirmektedir.

Almanya, elektrik, gaz ve su işletmelerindeki kartel anlaşmaları üzerine bir zaman sınırlaması koyarak önemli bir adım atmıştır. Bu işletmeler şimdiye değin kartel anlaşmaları dışında tutulmaktaydı. Kartel idaresi, anti-rekabetçi olarak düşündüğü işletmelerin faaliyetlerinin tamamının veya bir kısmının yasaklanmasına yetkili kılınmıştır. Kartel ofisi aynı zamanda enerji setörü içerisindeki bazı şirketlerarası birleşmeleri (Merger) ve ortak girişimleri (Joint venture) yasaklamıştır. İspanya' da 1984 yılında yayınlanan bir kararname ile özel teşebbüslerin petrol ithal etmelerine imkan tanımıştır. Yine 1984 yılında yürürlüğe giren bir kanun petrol rafine ve dağıtım endüstrisi alanında özel sermayenin de kullanılmasına izin vermiştir.

ABD'nde, son beş yıl içerisinde enerji sektöründe özellikle uranyum ve petrol arama çalışmalarında bir kaç devlet araştırması ile özel teşebbüslerce bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Federal ticaret komisyonu iki büyük şirkete müdahale ederek bunların sahip olduğu varlıkların başka iki şirkete geçmesini sağlamıştır. (Texaco şirketi Gettey Oil'i, Chevron şirketi ise Guf Oil'i ele geçirmiştir.)

 

BANKACILIK VE SOSYAL GÜVENLİK SEKTÖRÜ

Bir çok OECD ülkesi son yıllarda mali kurumlar arasındaki rekabeti ilerletmek, bankaların sorumlulukları ve faiz oranları üzerindeki kontrollerini azaltmak veya kaldırmak, bankaların sosyal güvenlik hizmet faaliyetlerindeki engelleri azaltmak ve borsalarda sabit komisyon oranlarını kaldırma gibi nedenlerle yasal-kurumsal serbestleşmeye yönelik önlemler almışlardır.

Kanada'da, 1980 yılında Bankalar Kanunu'nda yapılan bir değişiklikten sonra, beş yıl içerisinde mali piyasalarda önemli gelişmeler olmuştur. Buna ilaveten, halen yetkililerce mali hizmetler sektörünün yapısını iyileştirmeye yönelik olarak yeni bir kaç politika üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir. Bu konuda Federal Hükümetçe yapılan bir çalışma tamamlanarak Nisan-1985'te yayınlanmıştır. Söz konusu yayında mali sektör içeri-sindeki etkinliği teşvik edecek amaçlar yer almıştır.

Almanya'da 1980 yılında Rekabet Kanunu'nda yapılan bir değişiklikle şimdiye kadar bankacılık ve sigortacılık sektöründe rekabet dışında tutulan kurumlar rekabet sistemi içine sokulmuştur.

Britanya'da son zamanlarda bütün dikkatini borsa işlemleri üzerinde yoğunlaştırmıştır. Borsa, hükümetle anlaşmaya vararak 1986 sonundan evvel, komisyon sistemini terk etmiştir. Aynı şekilde üye olmayanların da Borsa Konseyi' ne katılmalarına izin verilmiştir. Öte yandan Britanya Hükümeti, yatırımları koruyacak yeni önlemleri desteklemeyi ve yeni öneriler sunmayı planlamaktadır. Genel Fuar Ticaret Müdürlüğünce' de otomatik denetleme sistemi denetlenerek değiştirilecektir.

ABD' de 1980 yılında Mali Kurumlar Yasal-Kurumsal Serbestleşme ve Para Kontrolü Yasası (Depository Institutions Deregulation and Monetary Control Act) ile mali kurumlar üzerinde kapsamlı bir reform yapılmıştır. Bu kanun, özellikle ekonomik durum iyileşinceye kadar vadeli ve tasarruf mevduatındaki azami hadlerin kademeli olarak kaldırılmasını ve sabit faiz oranları saptanmasını öngörmüştür. Kanun aynı zamanda, banka, tasarruf ve kredi kurumlarının çek hesaplarından eşit faiz almalarını önermiş, ayrıca tasarruf ve kredi kurumlarının borçlanmalarına yetki vermiştir. Nihayet, kanun bankacılık hizmetlerinde rekabeti desteklemek için Federal Rezerv Sistemi ile hizmetlerin fiyatlandırılmasını sağlamıştır.

Japonya, son dört-beş yıl içerisinde bankacılık hizmetlerini önemli ölçüde yasal-kurumsal olarak serbestleştirmiştir. Bu amaçla bazı sosyal güvenlik kurumlarının piyasaya girmelerine ve bazı alanlarda bankalar ile sosyal güvenlik kurumlarının müşterek çalışmalarına imkan tanınmıştır. Bu konuda ilk adım olarak da faiz oranları üzerindeki kontrol kaldırılmıştır. Avustralya'da benzer olarak piyasadaki otomatik güçlere daha fazla güvenerek bankacılık piyasasına olan direkt müdahaleyi kaldırmıştır. Bunun dışında bazı ülkeler yabancı bankaların kurulmasına imkan sağlayarak bankacılık sektörüne giriş işlemlerini kolaylaştırmıştır. Finlandiya ve İsveç'te benzer önlemler almışlardır. İrlanda ise dört banka arasındaki sabit faiz oranlarını içeren kartel anlaşmasını kaldırmıştır.

 

SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Düzenlenen ekonomik faaliyetler içerisinde yasal-kurumsal serbestleşmeye yönelik alınan önlemlerin etkilerini analiz etmek ve değerlendirmek kolay değildir. Bununla birlikte ABD'nde yasal-kurumsal serbestleşme yönünde alınan önlemler ve Britanya' da kamu teşebbüslerinin özelleştirilmesi sonuçlarının olumlu olduğu gözlemlenmektedir.

Bir çok durumda, devletin yasal düzenleme ve müdahaleleri karlı olan hizmetlerin, karlı olmayanlar üzerinde bir yatay sübvansiyon etkisi göstermesi sonucunu ortaya çıkarır. Bu durum rekabeti engeller ve bazı tüketiciler bundan zarar görür. Yasal-kurumsal serbestleşme (deregulation) yönünde alınan önlemlerin bu yatay-sübvansiyon derecesini azaltma etkisine sahip olması gereklidir.

Yasal düzenleme (regulation) yüksek kaliteli ve yüksek fiyatlı mal ve hizmet arzını teşvik eder. Buna karşın yasal-kurumsal serbestleşmede bu fiyat ve kalite daha geniş bir alana yayılma etkisi gösterir. Bunun nedeni, daha önce müdahale edilmiş endüstrilerde rekabetin baskısı ile daha düşük maliyet ve sonuçta verimliliğin artmasıdır. Örneğin 1978 yılında ABD'nde hava ulaşımında yasal-kurumsal serbestleşmeye yönelik olarak alınan tedbirler, teşebbüsleri çalışmalarında daha ekonomik davranmaya teşvik etmiştir. Bu durum hem iş amacıyla seyahat edenler, hem de bunların dışındakiler lehine taşıma ücretlerinin düşmesine neden olmuştur. Yeni düşük maliyetli hizmetlerin ortaya çıkması sonucunda evvelce yasal olarak müdahale edilen teşebbüslerde kiralar tüketicilere yansıtılmıştır.

Yük taşımacılığı endüstrisi ise, yasal-kurumsal serbestleşme sonucu bir değişime uğramıştır. Orta ve küçük büyüklükteki işletmeler birleşerek ölçekten yararlanma yollarını aramışlardır. Fakat bu eğilim endüstrilerde fazla bir birleşme sonucunu doğurmamıştır. 1979 Yılında ABD'nde 100 en büyük yük taşımacılığı şirketi toplam endüstri gelirlerinin %57'ni oluştururken, 1982'de %49'unu oluşturmuştur. Yasal düzenleme ve müdahalelerle etkin olmayan bazı yük taşımacılığı şirketlerinin korunması bir çok şirketin iflasına neden olmuştur.

Yasal-kurumsal serbestleşme nedeniyle Amerikan demiryolları endüstrisinde birleşme eğilimleri artmıştır. Bu durum ekonomik açıdan demiryolları endüstrisindeki teşebbüslerin kazançlarını arttırmıştır. Ekonomide rekabet düzeyinde de artışlar görülmüştür. 1976-1977 yıllarında negatif bir durumda olan rekabet düzeyi %6 pozitif bir duruma gelmiştir.

Telekomünikasyon sektörü içerisinde American Telephone Telegraph (A.T.T.)'nın dağılmasının henüz ekonomide olumlu etkiler gösterdiği söylenemez. Ancak yeni sisteme geçeli sadece 18 ay olmuştur. Bununla birlikte ABD'nde A.T.T. yerine şehirlerarası telefon hizmeti veren halen üç büyük kuruluş ile çok sayıda küçük telefon hizmet işletmeleri bulunmaktadır. Bunlardan yedi bölgesel telefon şirketi ilk dokuz ay içerisinde maliyet fiyat dezavantajlarına karşın A.T.T.'den daha fazla kar elde etmişlerdir. Telekomünikasyon piyasasında daha büyük karlar ortaya çıkabilir. Yine yasal-kurumsal serbestleşme yönündeki önlemlerden sonra telefon açma hizmetlerinden alınan ücretlerde öncekinin yarısı kadar bir düşme görülmüştür.

Genel olarak bu örnekler, yasal-kurumsal serbestleşmenin ekonomide verimliliği arttırdığı ve hizmet maliyetlerini azalttığını göstermektedir. Ancak, rekabet ilerletilmek istenirken, yasal-kurumsal serbestleşme ile büyük işletmelerin monopolcü durumlarını kötüye kullanmalarına izin verilmemelidir.

Özelleştirmenin de, genel olarak etkileri yasal-kurumsal serbestleşmede olduğu gibi olumludur. Özellikle Britanya'da özelleştirilen işletmelerde maliyetler azalmış ve işletme gelirleri yükselmiştir.

Yasal-kurumsal serbestleşme ve özelleştirme doğrultusunda alınan tedbirler içinde bir kaç sorun bulunmaktadır. Hükümetler için asıl sorun, yakın zamanlarda yasal-kurumsal olarak serbestleştirilmiş ve özelleştirilmiş işletmelerin kamu yararı doğrultusunda verimli olarak çalıştırılmaları hususudur. Devletin dolaysız müdahaleleri ve teşebbüslerdeki mülkiyet sahipliği monopolcü işletmelerin sömürülmelerine karşı koyabilir. Buna karşın yasal müdahale ve kontrollerdeki azalmalar, yasal-kurumsal olarak serbestleştirilmiş işletmelerin diğer işletmeler üzerinde zararlara neden olmasına yol açabilir. Ancak millileştirilmiş endüstrilerden, özel teşebbüslere geçen ülkelerin monopolcü eğilimlere karşı yeni önlemler alması gerekmektedir. Örneğin, belirli iş alanlarına yeni işletmelerin girmesine izin verilmesi, özel monopolleri etkili olarak denetlemek için yetkili idarelere daha fazla güç verilmesi gibi.