MALİ ANAYASANIN ANALİTİK TEMELLERİ (*)

(Anayasal Vergi Reformu İle İlgili Beklentiler Ve Öneriler)

 

Yazan:Geoffrey Brennan and James M. Buchanan

Çeviren: Hasan Atılgan

 

“Zaten çok yüksek olan bir verginin savaşta olduğu kadar barışta da ulusun servetinin yarısı, hatta beşte biri kadar yükseltilmesi, gücün tamamen kötüye kullanılmasında olduğu gibi halkın direnişini haklı çıkarır.”

Adam Smith, Lectures on Jurisprudence, s.324

Vergi reformu politik bir mücadelede ele geçirilecek bir ödül ya da iktisatçının çalışmasında soyutlanmış bazı deneyler gibi değil, bir anayasal bakış açısı içinde incelenmeyi gerektirir. Bununla birlikte vergi reformunu anayasal açıdan tartışabilmek için geleneksel analizin ötesinde bir yön belirlenmelidir. Karşılaştıracak olursak, kendi amaçları için politik gücü elde etmeye çalışan partizanlar veya kör bir şekilde hükümetin despot olduğu kadar iyiliksever olduğunu da varsayan iktisatçılar tarafından politik hükümetlerin işleyişi bir kenara bırakılarak alternatif vergi araçlarını normatif bir tavır içinde tartışmak nispeten kolaydır.

Anayasacı, kendi ideolojik veya normatif eğiliminden tamamen bağımsız olarak anayasa sonrası safhada hükümetin işleyiş modelini kurmaksızın tartışmaya bile başlayamaz. Alternatif kurallar altında politik sürecin çalışma özellikleri teorisi olarak tanımlanan politika teorisi, mantıksal ve gerekli olarak ciddi anayasal alternatifler tartışmasından önce gelir. Bu metodolojik ilkenin kabulü bizi zorluklarla karşılaştırır. Gerçek anlamda 30 yıl boyunca zahmetli bir çalışmayla geliştirilen kamu tercihi teorisi ve analizi, vergi reformu düzenlemesini de içeren anayasal düzenlemenin analizine önsöz olur. Ancak kamu tercihi teorisi kendi başına potansiyel olarak kanıtlanmış ve geniş kabul görmüş paradigmalarla tanımlanan uzun dönem dengesinden uzak kalır.

Lüzum üzerine alanımızı sınırlamamız gerekmektedir. Böyle yaparak herkesin kabul edeceği şekilde aşırı ve gerçekte basitçe çerçeve içinde Leviathan diye adlandırarak politikayı biçimlendirdik. Bu hükümet modeli veri iken, önceki bölümlerin analizi vergi reformu için standart ölçülerin çoğunun ideal vergi düzenlemeleri için tümüyle kabul edilemez olduğunu gösterdi. Kabul edilemez demekle, gerçek bir anayasal tercih düzeninde alternatif anayasal politikalar arasından seçme gücü verilmiş rasyonel bir kişinin asla seçmeyeceği düzenlemeleri kastediyoruz. Uygulanan politik model veri iken analizimizin sonucunun bireyin anayasal hesabını pozitif incelememizden kaynaklandığını belirtmemizin belki önemi yoktur. Sonuç, bireyin sahip olduğu ve tabii ki bizim kendi tahminlerimiz dışındaki ideolojik düşüncelerden kaynaklanmaz.

Teknik analizin muhtemel eleştirilere karşı durduğu varsayımıyla normatif anlamlara itirazlar uygun şekilde politik Leviathan modele yöneltilebilir. Bu anlamda, itirazlar en azından tür olarak bu kitapta veya başka yerde geliştirdiklerimize, geleneksel vergi reformu analizini de içeren iyiliksever despotizm modeline karşıdır. Doğal hükümetin Leviathan benzeri özellikler taşıdığını ikinci bölümde belirtmiştik. Bununla birlikte uygulama ve modelimizin kullanılışı ile uygulama ve geleneksel politika tartışmasında ima edilen bu modelin kullanılışı arasında önemli bir fark bulunmaktadır. İkincisinde, hükümet dinleyen, kabul eden ve iktisatçı tarafından önerilen politika tavsiyeleri üzerine harekete geçen hayali bir varlık, iyiliksever bir despot olarak şekillendirilmiştir. Tersine, politik Leviathan modeli kullanışımız hükümete hiçbir tavsiye veya danışman teklifi gerektirmez. Biz bu modeli en kötü muhtemel sonuçlar silsilesi tahminleri, ve böyle en kötü muhtemel sonuçların olmamasını, gerçekte gerçekleşmemesini temin edecek araçlara ve yollara ilişkin olarak analizimizi kolaylaştıracak tahminler oluşturmak için kullanırız. Gerçek anlamda bizim tüm çabamız en etkin küçülme stratejisidir. Tüm uygulamamız klasik politik iktisat ve Amerikanın kurucularının düşünceleri kapsamında olup, bunlardan bazıları bölümün başında aktarılmıştır.

Politik Leviathan modelimiz uygulamada tümüyle reddedilse bile bir diğer aşırıya ve iyiliksever despotizm modelini benimseyen varsayımlara sıçramanın makul yasal hiçbir temeli yoktur. Bir kez ikincisi soruya dahil edildiğinde, anayasal yaklaşım ister istemez şart olmaktadır. Örneğin, çoğulcu kurallar altında ortanca seçmenin üstünlüğü tanımlanan politik bir modele, bizim Leviathan’a ikame olarak gösterilebilir. Bu durumda, vergi reformunun bazı anlamları tabii ki analizimizden çıkanlardan farklı olacaktır. Ancak onlar belki de standart davranışta ima edilenden daha katı şekilde ayrılacaktır.

Vergi reformu anayasal şekilde incelenmelidir. Ancak biz yaklaşım önerilerinden daha öteye gitmeliyiz; 1970 ‘lerin sonlarının ve 1980’lerin politik tartışmaları kapsamındaki vergi politikası alternatiflerine biraz daha doğrudan bakmaya ihtiyacımız vardır. Doğrudan veya imalı şekilde geleneksel vergi politikası tartışmasından doğan vergi reformu önerilerine eleştirilerimiz önceki bölümlerde yeterince tartışıldı. Bu bölümlerin kapsamadığı ise, cari kamu politikası tartışmalarında önemli sayılan durumları yönetecek görünürdeki çeşitli anayasal değişiklik önerilerinin ele alınışıdır. Anayasal değişiklikler yapıldı ve vergi iktisatçılarının ve vergi hukukçularının ev içi konuşmalarından ayrı kalan popüler politik kamu konuşmaları alanında çok daha fazla değişiklik oldukça aktif olarak tartışılmaktadır. Bu gruplardaki profesyoneller, anayasacılık kendi düşünce kalıplarına yabancı olduğu için kendi durumlarına ilişkin düşüncelerini ifade etmekte kendilerini yetersiz görmektedirler. Kaliforniya’da 1978 Haziranında 13 numaralı teklifle gündeme gelen vergi mükellefi isyanı kökeni itibarıyla seçkinci ve yasamalı değil, halkçı ve anayasal oldu. Yasayla düzenlenen vergi oranı düzeyleri ve vergi yapısı düzenlemelerinde değişikliklerden çok vergileme gücüne sınırlamalar getiren anayasal kurallar gerçekleşen veya önerilen değişikliklerle gerçek biçimini aldı.

Gerçek veya tahmin olsun vergi mükellefi isyanı kapsamında tartışılan politika seçenekleriyle doğrudan ilişkili olan analizimizin tümü bir kanıt olmalıdır. Bununla birlikte bu kitapta giriştiğimize benzer analiz sonuçlarını göstermeyen 1970’lerin sonlarındaki davranış özelliklerinde değişme şeklinde ortaya çıkan vergi kurallarındaki açık anayasal değişiklik önerilerini fark etmek önemlidir. Önsözde belirtildiği gibi kitabımız fonksiyonunu yerine getirmekte iki veya üç yıl geç kaldı. Vergi mükellefi devrimi gerçekte bir analitik proje ve hatta analitik plan olmadan ortaya çıktı. Bununla birlikte çabamızın potansiyel yararlılığı kanıt olarak görünmektedir. Popüler tartışma altında daha karmaşık bakış açısından, ancak halen anayasal olan, daha geleneksel kamu maliyesi uzmanlarınca önerilenlere kadar bazı önerileri eleştirel şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu değerlendirmemiz neticesinde gerçek vergi reformu tavsiyemiz aşağıda belirtilmiştir.

Anayasal Bakış Açısından Vergileme

Yukarıda vergi reformunun anayasal olarak tartışılmayı hak ettiğini belirttik. İddiamızı doğrulamak için anayasal ve anayasal olmayan düzenler arasındaki farklılıklar vurgulanmalıdır. Bazen vergiler ve vergi reformunun anayasal olmadığı belirtildiğinde kastedilen nedir? Böyle bir durumda vergi kurallarının ve kurumlarının dönem dönem değişikliğe uğradığı ve politik yapının sürekli veya yarı sürekli özelliklere sahip olmadığı düşünülür. Sınırlayıcı durumda, ekonomide vergi yükünün bireyler ve gruplar arasında dağılımı ve vergi araçlarının seçimi her bir yeni bütçe döneminde böyle pay kavgası suçlamalarını yaratır. Böyle anayasal olmayan bir düzende, muhtemel vergi mükellefi vergi ödeme kapasitesinin en üst sınırına kadar hükümetin sömürüsüne karşı savunmasızdır. Hükümet süreci hakkında Leviathan varsayımlarını andıran koşullar altında muhtemel veya potansiyel vergi mükellefinin bütçe dönemi öncesinde vergileme gücüne anayasal sınırlamalar getirilmesinde açıkça çıkarı olacaktır. Sınırlamalar mali otoritenin anayasa sonrası tüm uygulamalarını bağlayıcı olacaktır.

Leviathan varsayımlarını gevşetsek ve vergi mükelleflerine bir çoğunluk koalisyonu tarafından uygulanacak dönem içi seçimle ilgili gerçek bazı kontrolleri müsaade etsek bile, tek bir birey herhangi bir bütçesel mali dönemde, vergi yükümlülüklerinin onun kendi çıkarının tersine davranabilecek baskın politik koalisyonlar tarafından geçici olarak belirlendiğini öngörmelidir.

Hükümet yöntemleri hakkındaki hemen hemen tüm tahmin ve öngörüler altında ve hatta model politikaları ideal olarak bazı yönlerden yararlı olduğunda bile, birey anayasal olarak kabul edilen temel vergi kurallarını tercih edecektir. Öngörülebilirliğin olumlu niteliği vardır. Gerçekte vergi kurallarının anayasal yorumu batı ülkelerindeki vergi deneyimlerinin çoğu hakkında bilgi verir. Vergi düzenlemeleri bir kez var olduğunda nispeten uzun süreli olma eğilimindedir, ve “eski vergi iyi vergidir” özdeyişi ekonomik analizde geniş ölçüde benimsenmiş olmasa bile vergi uygulamasına yönelik daha genel bir tavrın parçasıdır.

İddiamız bir bakıma vergi reformuna yönelik daha açık bir anayasal tavır için bir gerekçe oluşturur. Vergi kuralları, bireylerin uzun dönemli planlamayı da içeren uygun davranışsal ayarlamaları yapabildiği yarı sürekli düzenlemeler olarak tartışılmalı, analiz edilmeli ve düşünülmelidir. Önceki analizin işaret ettiği gibi Leviathan’ı sınırlandırmanın bir aracı, vergi mükelleflerinin dönemden döneme kuralların ne olacağına dair böyle devamlı belirsizlikle sık sık karşılaşmalarına sebep olan Leviathan’ın vergi kurallarını değiştirme yetkisinin sınırlandırılmasıdır. Hükümet vergi mükelleflerini kendi planları dışında tutmakta başarılı olabilirse sömürü için ilave gelir potansiyeli mümkün olabilir. Tabii ki mali belirsizlik geliri maksimize edecek sınırın ötesine geçirilmez.

Temel anayasal sözleşmenin unsuru olan vergi kuralları ile vergi payları arasında dönemsel çatışmalara piyon olan vergi kuralları arasındaki kesin ayırım sadece Leviathan dışı kapsamda ortaya çıkar. Her bütçe döneminde farklı mükellef grupları arasında olduğu gibi toplam vergi yükümlülüğünde göreli payları yükleme ve tekrar yükleme görevi seçim politikalarına veriliyor ise, ya da böyle tekrar yükleme gözden geçirmeye elverişli olarak kabul ediliyorsa, analitik model asla sonu olmayan, negatif sonuç veren “n” sayıda kişi oyunu olur. En demokratik seçime dayalı politik süreçte ve hatta seçmenler ve buna bağlı olarak vergi mükellefleri arasında etkili çoğunluk koalisyonu üyelerinin gerçek taleplerini hassas şekilde yansıtan politik sonuçlarda bile temel vergi yükü dağılımının devamlı şekilde değiştirilmesi vergi reformunun arzu edilmeyen bir niteliğidir. Böyle bir düzende vergi reformu taraftarları vergi yüklerini gruplar arasında dağıtacak karşılıklı dengeleyici girişimleri örnek alır.

Bu süreçte herhangi bir grubun kazancı az veya hiç olmaz. Birbirini izleyen dönemlerde tüm grupların kaybetmeleri beklenir. Birbirlerine karşıt olan gruplarda gelir kollayan herhangi bir otoriteye açık fırsatlardan etkin olarak yararlanılır.

Burada kısaca tartışmaya değer olan Hayek’in mali reform için ileri sürdüğü farklı iki önerisi, politikanın demokratik modeli kapsamındadır. Onun The Constitution of Liberty (1960) isimli tezinde Hayek gelir vergisinin tarifesinde artan oranlılığa şiddetle karşı çıkmıştır. Düz oranlı vergi fikri, onun daha genel olan hukukun üstünlüğü fikriyle doğrudan bağlantılıdır. Düz oranlı vergileme, bütün kuralların ve kanunların toplumda herkese eşit ölçüde geçerli olduğu normatif şartlar içinde sınıflandırılmıştır. Vergi oranlarında artan oranlılık ise bu genellik ilkesini ihlal etmektedir.

Bu kitapta önceki analizlerimizin gösterdiği gibi düz oranlı vergileme şartı Devleti Leviathan’ın kendi çıkarını en yüksek seviyeye çıkarmaya düşkünlüğünü ciddi şekilde sınırlamayabilir. Çünkü karar vericiler etkin şekilde vergi mükellefi vatandaşlardan soyutlanmıştır ya da kamu harcama yapısı istenilen herhangi bir sonucu başarabilmek için yönlendirilebilir. Bununla birlikte eğer aşırı Leviathan modelden Leviathan benzeri unsurları içeren ancak karar vericilerin (politikacı ve bürokratlar) vergi mükellefi olarak kaldıkları ve dahası aleni transfer imkanını sınırlayan modellerle daha fazla gerçekçiliğe geçersek, düz oranlılık sınırlaması farklı vergi mükellef grupları arasındaki ayrımın sınırlanmasına daha iyi hizmet eder. Bir etki, ileri sürülen modern vergi reformu tartışmalarını belirleyen artan oranlılığın derecesi (nispi vergi yükleri) üzerine olan anlaşmazlıkları kesinlikle azaltacak, hatta önemli ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Law, Legislation, and Liberty (1979) isimli eserinde Hayek farklı, daha yapısal ve vergileme gücüyle doğrudan ilişkili politik süreç reformunu önerir. O vergileme yapısının, kişiler ve gruplar arasında nispi vergi paylarının dağılımının, yeni ve farklı şekilde seçilmiş ve organize edilmiş, tek fonksiyonu uzun dönem yürürlükte kalabilecek genel kanun ve kuralların yapılması ile sınırlı olan bir yüksek meclisin görüşmelerinde belirlenmesini önerir. Hayek’in genel kanunları bizim deyişimizle anayasal kurallara denktir. O daha sonra diğer meclise, normal yasama veya parlamentoya, vergileme düzeyini ve tabii ki farklı kullanım alanları arasında harcamaların dağılımıyla birlikte harcama düzeylerini de seçme iznini verir. Düz oranlı vergi önerisinde olduğu gibi, Hayek’in yapısal reform önerisi esasen nispi vergi paylarının dağılımı üzerine dönemsel politik atışmaları azaltmak veya yok etmek için geliştirilmiştir. Bir anlamda Hayek’in önerilerinin her ikisi de vergi kurallarının anayasa dışı olmasından ziyade daha çok anayasal olması için bir ölçüde sigorta işlevi görmektedir.

Vergilerin Sınırlandırılmasına İlişkin Vergi Reformu

“Şunu ilave etmek isterim ki tartışılan belirli vergi reformları net vergi gelirlerini arttırmak yerine azaltma tehlikesi taşır ve bu nedenle yanlış bir eğilim içindedir.”

E.S.Phelps,”Rational Taxation”, Social Research, s.666

E.S.Phelps’in zihinsel bütünlüğü (intellectual integrity) yukarıda aktarılan sözünden anlaşılacağı üzere takdire layıktır. Ancak o açık sözlülüğüyle gerçekten geleneksel vergi reformu taraftarlarının bir sırrını açığa vurdu. Önceki analizlerimizin daha teknik detayla gösterdiği gibi çoğu geleneksel vergi reformu önerileri, özellikle kapsamlı ekonomik etkinliği başarmaya yönelik olduğu ileri sürülenler, Leviathan’ın ilave gelirleri nasıl garanti edebileceğini gösteren talimatlar olarak yorumlanabilir. Sosyal refah kaybının (excess burden) asgariye indirilmesi ve net vergi gelirlerinin maksimize edilmesi çoğu durumda aynı paranın iki yüzü gibidir. Gelir vergisi reformu taraftarları en basiti ve en önemlisini, örneği sağlar. Vergi konusunu dar yerine daha kapsamlı yapma yönündeki anlayış daha baskındır. Leviathan eğilimlere hiç müsaade etmeyen politik varsayımlar altında bir vergi reformu önerisinin, eğer uygulanabilirse, daha büyük vergi hasılatını temin etmesi olasıdır. Benzer şekilde, harcamaların vergilenmesi önerileri vergilenen ve vergi dışı kalan harcamalar arasındaki farklı ikame derecesi ile ilişkili farklı oranların uygulanmasını gerektirir.

Bunlar ve diğer vergi reformu önerileri ile, analize dahil edilen eşit gelir çerçevesinde, iktisatçının fildişi kulesinin kesin sınırı dengelenir. Önerilen değişiklikler olduğu gibi görünecek şekilde yapılır, ve onlar Pareto kriterinin kabulü için gerekli olan asgari ahlaki şartlardan vergi reformunun gerekliliklerinin çıkarılmasına müsaade eder. Bununla birlikte eşit gelir sınırlamasının aşırı kullanımı iyiliksever politik despot modelinin kabulüne dayanır. Apaçık olmayan bir koşul tartışmaya katılanların çoğu tarafından bile fark edilmeyebilir. Böyle bir kabul tek başına analiz için elverişli değildir ve hakiki önemi yoktur. Onun gerçek mali vergileme ve harcama dünyası için anlamı vardır.

Bir benzetmeyle zihnimizde canlandırabiliriz. “ Bir çiti inşa etmek veya bir zincir satın almak maliyetlidir. Çitsiz ve zincirsiz çözümün her ikisinden daha etkin bir çözüm olduğunu kanıtlamak, eğer biz köpeğimizin davranışını kendi mülkiyetimiz sınırlarına saygı duyacak bir şekilde belirlersek mümkündür.” Bu örnek kişisel deneyimden verildiği için uygulaması kendisi gibi saçmadır. Fakat, sadece gelir toplamada daha etkin olmasını sağlayacak şekilde hükümetin davranışını belirlersek X vergi yapısının Y vergi yapısından daha etkin olduğunu ileri süren prosedür gerçekten çok farklımıdır?

Hükümetin iyiliksever despot davranış modeli bir kez terk edildiği takdirde, eşit gelir merkezli vergi reformları için geleneksel öneriler tek başına duramaz. Alternatif vergi kurumları ve kurallar etkinlik ve eşitlik dışındaki diğer kriterlere göre değerlendirilmelidir. Gerçi tabii ki bu standart etkinlik ve eşitlik amaçları uygun olarak kalır. Eğer, örneğin etkinlik kriteriyle önerilen gelir vergisi konusunın kapsamlılığının Leviathan’a vergi mükelleflerinden daha fazla vergi alma fırsatı vereceği öngörülür. Benimsenen politik modelle uyumlu daha etkili olduğu öngörülen sonuçlar üreten bazı alternatifler lehine reform için olan bu aletsel hedeften vazgeçilebilir. Önceki bölümlerin analizinin gösterdiği gibi politik modeldeki bir değişiklikte geleneksel kurallar çoğu vergi değişikliğinde başı çeker.

Bizim tanıştırdığımız kesin Leviathan sınırlamalarındaki gibi aşırı şiddetli olmayı gerektirmeyen, yardımsever olmayan politik süreç modelinde arzu edilen vergi anayasası tercihi ortaya çıkar, ve bu anayasa hükümetin vergileme gücü üzerine konulan sınırlamalarla tanımlanır. Vergi reformu uygulaması yardımsever ve bilinçli hükümete normatif tavsiye vermekten farklıdır. Standart versiyon olan ikincisinde mali otoritenin gücü üzerindeki herhangi bir anayasal-yasal sınırlama sadece olumsuz olarak değerlendirilecek önerilen tavsiyelere doğrudan karşılık verir. İyi hükümet ancak iyi yapması sınırlandırılarak sınırlandırılabilir. Hükümeti anayasal olarak sınırlandırma ve vergileme otoritesinin birbirini izleyen uygulamalarının sınırını ve alanını önceden belirleme arzusu en azından bazı durumlarda hükümetin vergi mükellefinin çıkarına davranmayabileceği ihtimali-öngörüsünden ortaya çıkar. Bu düzenlemede vergi reformu uygulaması alternatif sınırlamalar arasından seçimdir.

Bu bölümün izleyen kısımlarında 1970’lerin sonlarındaki vergiye karşı başkaldırış kapsamındaki tartışılan mali sınırlamaların bazılarını inceleyeceğiz. Böyle bir kurumsal düzenlemeye başlamadan önce daha genel anlamda düşünülen anayasal vergi politikasının muhtemel amaçlarına kısaca göz atmakta fayda vardır. Potansiyel vergi mükellefinin anayasal tercih aşamasında hükümeti ideal ölçülerde belirlemediği varsayımıyla anayasal sınırlamalarla vergileme gücü üzerinde hangi korunma tedbirlerini güvenceye almaya çalışacaktır. Göreli ve kesin güvenceleri ayırt edebiliriz. Birey politik toplumda diğer kişilerinkine görece anayasal bütçeyi müteakiben kendi durumu ile ilgili olabilir. O mali otoritenin tanımladığı veya kesin ölçülerle tarif ettiği biçimde kendi durumu ile ilgili olabilir.

Devlet hazinesinin bireye, herhangi bir bireye karşı keyfi ayrımcılık yapmayacağı güvencesi hemen hemen kabul edilebilir tüm anayasal politika düzeninin istenen bir özelliği olabilir. Bu güvence tabii ki geleneksel vergi literatürünün yatay eşitlik ölçüsü altında farklı biçimde görünenle aynıdır ve hukuk sisteminin sunuluşundakine benzer daha kapsamlı yasal eşitlik ölçüsü altındadır. Anayasal analizin metodolojik avantajı, onun tahmine dayalı bazı harici ahlaki standartlar yerine bir ölçü için bireysel tercihlerden mantıksal temel çıkarmamıza müsaade etmesidir. Önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi batı ülkelerinde mevcut mali veya vergi anayasaları hemen hemen herkesin etkin anayasa kapsamına dahil edebileceği şekilde vergi yükünün dağılımında keyfi ayrımcılığa karşı bazı sınırlar içerir.

Bununla birlikte mevcut anayasalar somut şekilde potansiyel vergi mükellefini koruyacak güvenceleri içermez. Birleşik Devletlerde mevcut anayasa, vergi amacı açısından eşit durumda sayılan iki kişiden B’nin vergiden muaf kalmasına müsaade edilirken A’nın üzerine zorla vergi konulmasını önler. Aksine, mevcut anayasada veya onun yorumunda hükümetin hem A ve hem de B üzerine zorla vergi koymasını önleyecek herhangi bir engel yoktur. Hükümetin mali gücü üzerine yeni ve ilave anayasal sınırlamalar konulması için desteğin çoğu mali anayasadaki genel bir belirsizlik ve anormallikten kaynaklanmaktadır.

Leviathan yapımız bireyin devlet tarafından mutlak şekilde sömürülmesine karşı anayasal korumanın potansiyel değerini ayırt etme ve belirlemede yardımcıdır. İşleyişte istikrar veya nispi vergi mahrumiyetine karşı sigorta gereksinimi, çoğu durumda mutlak gelir potansiyelini sınırlamanın tamamlayıcı unsurudur. Buradaki önemli istisna artan oranlı ve düz oranlı vergilemenin potansiyel gelir yaratıcılığındadır. Değişmezlik veya yasal eşitlik ilkeleri düz oranlılığı gerektiriyor şeklinde yorum yapılacak olunursa, Hayek tarafından belirtildiği ve Birleşik Devletlerin 1913 öncesi hukuk sisteminde olduğu gibi artan oranlılıkta düzensizliğe geçiş, mali otorite için mevcut en yüksek gelir potansiyelini genişletmek yerine azaltıcı etki yaratacaktır. Bu muhtemel ilişki, 20.yy’da artan oranlı tarifeye geçişle federal hükümet gelirlerinde patlamanın yaşandığı Amerikan tarihi deneyimi ile anlaşılması güç hale gelmiştir. Artan oranlılık gelirlerin ekonomik büyüme ve enflasyonla orantılı olmayan şekilde artışına sebep olur, ancak oranlar geliri maksimize edecek seviyelere göre sürekli şekilde ayarlanırsa düz oranlılıkta da aynı sonuç ortaya çıkar.

Bu özet bölüm daha önceden geliştirilen analizi genişletmek ve ayrıntılı şekilde ele almak için uygun değildir. Fakat toplam gelir büyümesini sınırlama aracı olarak düz oranlı vergiye geçmek isteyenlere bazen bu ilişkinin tersine döndüğünü hatırlatmak yararlıdır. Geniş tabanlı ve düz oranlı bir verginin toplam gelir potansiyeli, (örneğin katma değer vergisi) yüksek artan oranlı bir verginin toplam gelir potansiyelinden daima daha büyüktür. Burada ortaya konulan fikir arzu edilmeyecek tekdüze vergi oranının daha sınırlayıcı anayasal güvenceye bağlanmasını önermek değildir. Buradaki fikrimiz, bazen vergi işlemlerinde eşitlik garantisinin mutlak gelir sınırlarına karşı kısmen daha katı güvencelerden taviz verilerek sağlanabilmesidir.

Vergileme gücü üzerine anayasal sınırlamalar için 1970’lerde değişik biçimlerde ortaya çıkanlara benzer belirli önerileri tartışmadan önce gerekli olan bir diğer şart belirtilmelidir. Çoğu kez ve neredeyse zorunlu olarak anayasal vergi politikası üzerine tartışmalar bireylerin ve vergi mükellefi grupların ekonomik durumlarının, en azından kısa dönem planlama ufuklarının iyi tanımlandığı bir ortamda gerçekleşmiştir. Böyle bir ortamda öz çıkar tabii ki bireylerin ve grupların en avantajlı sonuçları verecek politikaları tercih etmelerini gerektirir. Geleneksel vergi reformunda vergi yüklerinin belirlenmesi üzerine çatışma anayasal vergi politikası üzerine çatışmadan farklı değildir.

Bununla beraber bu çatışma zorunlu olarak anayasal tercih düzeninde azalır. Vergi kuralları yasal yapıda yarı daimi özelliğe sahip görüldüğünde bireyler doğal olarak değişen kuralların kendi durumları üzerindeki etkileri hakkında daha fazla belirsizlik hissedeceklerdir. Çatışmanın ortaya çıkması hiç gerekli olmamakla birlikte, alternatif vergi yüklerinin dağılımı kapsamında çatışma olması kaçınılmazdır.

Vergi Oranının Sınırlandırılması: 13 Numaralı Teklifin Mantığı

1970’lerin sonlarının en önemli mali olayı Kalifoniya’da 1978 Haziranında 13 numaralı teklifin kabulüydü. Eyalet çapında bir halkoylamasında seçmenler 1’e karşı 2 çoğunlukla servet vergisini piyasa değerinin %1’i ile sınırlayan anayasa teklifini onayladılar. Söz konusu teklifin, Kaliforniya’nın mali ve politik çevresine özgü, burada incelenmesine gerek olmayan bir çok özelliği vardı. Bununla birlikte bu olaya kitabın analitik çerçevesi kapsamında bakmaya çalışmak öğreticidir. Gerçekten anayasal bakış açısından belirli vergilerin oranları için en üst sınırı belirlemenin herhangi bir mantıksal gerekçesi var mıdır? Maksimum vergi oranı sınırlarının servet vergileri için belirlenmesi, ancak diğer vergiler için öngörülmemesinin makul bir nedeni var mıdır? Anayasada vergi oranı sınırlamalarının hükümet bütçesindeki tüm vergiler değil sadece bazı vergi türleri için getirilmesinin öngörülen sonuçları nelerdir? Vergi oranı sınırlamaları toplam harcamaları sınırlamada tek başına yeterli midir? Oran sınırlamaları eşit muameleyi garanti edebilir mi?

Belirli vergilerin oranları üzerine anayasal sınırlar getirilmesi ile toplam vergi gelirleri üzerine anayasal sınırlar getirilmesini birbirinden ayırt etmek gerekli olan ilk şeydir. İkinci tip sınırlamaya ilişkin değerlendirmeyi bir diğer bölümde yapacağız. Bu bölümde, belirli vergilerin oranlarına ilişkin sınırlamaları değerlendireceğiz.

Anayasal tercih düzeninde potansiyel vergi mükellefi hükümeti Leviathan ölçülerde algılarsa, o belirli herhangi bir vergi için maksimum sınırın belirlenmesi halinde mali baskının oran sınırlaması altında geliri azalmayan vergilere doğru yön değiştirdiğini fark edecektir. Bununla birlikte hükümet için mevcut olanlar arasından bir vergi üzerine oran sınırı konulması hükümet tarafından toplanabilir toplam vergi geliri potansiyelini azaltmalıdır. Belirli oran sınırlamalarının, gelirlerin kesin biçimde sınırlanmasını başarmada etkili bir araç olup olmadığı konusu dışında, oran sınırlamasının arzu edilip edilmediği de ayrı bir konudur.

Anayasal vergi politikasının toplam gelir potansiyeli ölçüleri ile tanımlanan sonuçlarından en azından kısmen farklı olarak arzu edilen amaçları olabilir. Vergi mükellefi esasen vatandaşlardan alınabilir potansiyel gelir seviyeleri ile ilgilenmese bile, vergi oranı ve konusu sınırları yüzeysel amaçlarla istenmiş olabilir. Beşinci bölümdeki analizde vergilerin duyuru etkileri özellikle servet vergileri dikkate alınarak tartışıldı. Vergi mükellefinin tasarruf ve sermaye birikimi kararlarını hükümetin potansiyel vergileri almasından ayıran yöne önem verildi. Vergiler duyurulduktan sonra bireyin davranış ayarlamalarını yapabildiği duruma ilişkin ortamda bireyin mali sömürüye karşı aşırı hassasiyeti anayasal görüşme durumunda fark edilecektir. Beşinci bölüm analizinde bireyin hükümete servet ve sermaye üzerine vergi koymak için anayasal yetki vermekte gönülsüz olacağı belirtilmiştir.

Çoğu mali sistemde en önemli servet vergisi emlak vergisidir. Bu verginin büyük ölçüde hükümetin mahalli birimlerinin mali otoritesi içinde yer aldığını gözlemleriz. Analizimizin açığa kavuşturduğu gibi vergi konusunun anayasada belirlenmesi için derin ve mantıksal nedenler vardır. Birimler arası insan ve insan dışı kaynak hareketliliği emlak vergisi potansiyelinin kötüye kullanımını önleme eğilimindedir. Bununla birlikte yerel birimler birbirlerine karşı yeterince rekabetçi değil, ve yerel farklılıklar da önemli boyutlarda ise verginin yerel birimlerce belirlenmesi etkin güvenceleri sağlamada tek başına yeterli olmayabilir. Bu durumda, bireyler gayrimenkul yatırımlarıyla ilgili uzun dönemli kararlar alabilmek için maksimum vergi oranı sınırlarının belirlenmesini isteyebilirler.

Bireyler servet edinmek için tasarruf ederler, ancak herhangi bir dönemde tasarruf oranı potansiyel olarak birikmiş toplam servetin toplam değerine görece nispeten küçüktür. İleriye dönük rasyonel bir tasarruf planı, bireylerin varlık sahiplerini ilgilendiren vergi yükümlülüklerine ilişkin olarak oldukça doğru beklentilere sahip olmasını gerektirir. Birey kendi portföyünü değişen vergi yüküne göre hemen anında ayarlayamaz. Çoğu vergi mükellefi için gayrimenkul alımı uzun dönemli tasarruf-yatırım anlamına gelir. Uygun hükümet büyüklüğüne veya servet vergisinin tüm vergiler içindeki uygun yerine ilişkin kişisel kanaatten oldukça bağımsız olarak böyle varlıklara karşı vergi taleplerinin piyasa değerinin belirli bir oranı aşamayacağına dair anayasal garanti önemli ölçüde tüm potansiyel vergi mükelleflerince arzu edilebilir.

Bu nedenle, 13 numaralı teklifin servetin değeri üzerindeki vergi oranı sınırlaması ve diğer vergi protestolarının bir ölçüde farklı olması şaşırtıcı olmamalıdır. Buradaki değerlendirme benimsenmiş belirli vergi oranı sınırının uygunluğu hakkında hiçbir şey söyleme imkanını vermez. Buradaki fikir sadece servet vergileri için maksimum vergi oranı sınırının belirlenmesinde mantıksal neden olabileceğini belirtir. Bu yüzden mali sınırlamaya yönelik bu yaklaşımın, bir ölçüde karşılaştırılabilir mantıksal destekle devlet borcu üzerine belirli sınırlar getirilmesi konusu ile birlikte servet ve sermaye vergileri bakımından mali sınırlamaya yönelik bu yaklaşımın görünürde kalmasının olası olduğunu tahmin etmeliyiz.

Vergi Konusu Üzerine Sınırlamalar

Vergileme konusu için yeni anayasal sınırlamaları hükümete tanıtmak için yapılan öneriler 1970’lerin sonlarındaki uygulanabilir anayasa reformu önerileri kapsamında değildi. Bununla birlikte üçüncü ve dördüncü bölümlerde özellikle geliştirilen analizlerimizde önerildiği üzere, vergi konusu sınırlamalarının ciddi önemi vardır. Üstelik, dikkati vergi konusu sorusuna yöneltmenin önemli bir nedeni geleneksel vergi görüşünün vergi reformunun bu yönü ile meşgul olmasıdır. Alelade işlemlerden kaynaklanan politikalar ve bunların gerçekten tüm profesyonel vergi politikası tartışmalarında doğru olarak kabul edilmesi, amansızca genişleyen vergi konuları ve buna bağlı olarak daha büyük potansiyel vergi gelirleri şeklinde sonuçlanır. Tartışmamızın çoğu bu tür politikaların destansı politik varsayımlara dayandığını göstermek için düzenlenmiştir. Bununla birlikte zihinsel ve akademik amaçlarımızdan ayrı olarak vergi konusu sınırlamalarının vergi sınırı politikasında önemli rolü olacağına inanıyoruz.

Devlete ait mülkiyet hakları vergi konusunun belirlenmesine bakışın bir yönünü oluşturur. Hükümetin davranışı, vergi konusunun sömürülmesinde tekel ayrıcalığının belirlenmesi anlamına gelir. Hükümetin davranışı böyle bir ayrıcalığın sahibi olarak, karını maksimize etmeye çalışan bir tekel firmasına benzer şekilde öngörülebilir. Bu tür tahminler yapma kabiliyeti ile bireyler düzenlemeleri sezinleyebilir ve kendi tepkilerini planlayabilirler. Vergi konusu belirlemeleri dikkatle yapılırsa, bireyler mali otorite üzerinde daha karmaşık sınırlamalar olmaksızın aşırı mali sömürüye karşı korunacaklardır.

Tabii ki birey yeterince genel kapsamlı olan vergilenebilir konulara hükümetin ulaşmasına, tahmin edilen kamu malları finansman gereksiniminden daha fazla gelir yaratılmasına müsaade etmek istemeyecektir. Vergi konusu sınırlamalarının gerçekten hükümetin faaliyetini sınırlamasını temin etmek için, birey, vergi mükelleflerinin tahmin edilen karşı tepkileri yardımıyla hükümetin kendi vergi oranı belirleme gücünü sınırlamasını temin etmeye çalışmalıdır. Belirli oran sınırlarının üzerinde vergiye karşı gösterilen tepkiler toplam gelirin yükselmesi yarine azalmasına sebep olur.

Bu ilişkiyi vergi reformu diline çevirecek olursak, bireyin anayasal safhada vergi sisteminde kasten belirli kaçamaklar veya kaçış yolları yaratmaya çalışacağını söyleyebiliriz. Bunlar bireyin anayasada yer almasını istediği aşırı mali sömürüye karşı korunma ve garantiyi sağlar. Kaçamaklara ve vergi konusunda geniş kapsamlılığa karşı olan bu fikir,geleneksel vergi reformu düşüncesinin temel ölçü ve ilkelerine ters düşmektedir.

Bu özet bölümde hangi tür kaçamakların savunmasına analizimizde yer verildiğini belirtmek ve bu savunmayı mevcut vergi sistemleri kapsamında tartışmak yararlı olabilir. Vergi oranlarına karşı davranış esnekliği için açık bırakma fikri anayasal kaçamakların rasyonel olduğunu savunur. Fakat anayasadan sonraki dönemde kaçamakların oluşturulmasına veya önceden kararlaştırılmış vergi konusunu değiştirmeye yönelik girişimlere ne demeli? Bu faaliyetler dönemsel politik reformun istenen veya istenmeyen özelliklerimidir? Bu soruların cevabı belirsiz olmalı. Bir taraftan oran yapısı etkin şekilde sınırlandırılmadıkça Leviathan bir devlet nominal olarak yüksek vergi oranlarının bir karışımı ve bir takım vergi tercihleri ile tekelci düzeyde gelir elde etmeye yönelir. Diğer taraftan hükümetler vergi kurallarıyla oynayarak doğrudan geliri maksimize etmek yerine belirli başka amaçlar peşinde koşarlar. Vergi tercihleri, davranışlarında belirli değişikliklere karşılık olmak üzere vatandaşlara bırakılabilir. Etkilenen vergi mükellefleri tepki gösterinceye kadar, onlar açıkça vergi tercihlerinden mahrum oldukları duruma göre daha iyi olacaklardır. Diğer vergi mükelleflerinin daha kötü olmaları için neden yoktur; onların vergi işlemleri Leviathan hükümet tarafından etkilenmeyecektir; ve diğerlerinin vergi tercihleri ile teşvik edilen faaliyetleri tahminen vergi gelirlerinde azalmanın zorunlu kıldığı, en azından kamu harcamalarındaki azalmaya denk gelecek uygun düşüş etkileri için çaba göstereceklerdir. Bu nedenle analizimiz, anayasal ve anayasadan sonraki dönemde getirilen vergi kaçamakları arasında önemli normatif bir ayrım olabileceğini ima eder.

Toplam Gelir ve Harcama Üzerine Sınırlamalar: Anayasal Sınırlama İçin Rasyo Türü Öneriler

Hükümetin mali gücü üzerindeki bazı anayasal sınırlamaları destekleyen çoğu iktisatçı bu tür önerilerin lehinde olma eğiliminin ötesinde, her nasılsa toplam gelirleri veya harcamaları toplam gelir veya toplam üretim gibi bazı toplam ekonomik temellerle ilişkilendirmeye çalışırlar. 1973 yılında, bu tür önerilerden ilki olan Kaliforniya’da 1 numaralı teklif bir halk oylamasında büyük çoğunlukla reddedildi. 1978 yılında benzer teklifler Tennesse’de bir toplantıyla ve Michigan’da da halk oylaması ile eyalet anayasalarına eklendi. 1979 yılının başlarında, Ulusal Vergi Sınırlama Komitesi Birleşik Devletler anayasası için benzer bir teklifi destekledi. Tasarıya ve Birleşik Devletler Senatosuna tanıtıldığı şekle göre bu teklif federal hükümet harcamalarında yüzde artışı önceki yıllarda gayri safi milli hasıladaki yüzde artışlarla sınırlandıracaktı. Bu kontrol edici teklif hükümetleri enflasyon yaratmalarını cezalandıracak şekilde düzenlenmişti. Eyalet teklifleri biraz daha basit olup, eyalet vergi gelirleri veya eyalet harcamaları doğrudan eyalet gelirlerine tekliflerin kabul edilme tarihlerindeki mevcut durumla orantılı ölçülerde bağlanıyordu. Nispi ölçülerde belirlenen toplam gelir ve harcama sınırlamaları, hükümetin toplam hacmini sınırlama ve son yıllarda ekonominin özel sektöründe daha ileriye gidişle su yüzüne çıkan Leviathan benzeri eğilimleri sürdürme amacına yönelik göründüğü için iktisatçıların hoşuna gitmektedir. Bu aşikar doğrudan yaklaşımların aksine oran ve taban sınırları, ister istemez halen anayasada yer alan mali güç kapsamında hükümet maniplasyonu ve kaybı için daha fazla alan bırakmaktadır. Bazı etkin toplam gelir veya harcama sınırları hükümetleri anayasal şartlardan kaçınmak için mali olmayan alternatiflere zorlayacaktır.

Diğer taraftan, oran benzeri teklifler etkin uygulamalarını önleyebilecek büyük dezavantajlara sahiptir. Teklifler kamu geliri veya harcama toplamları ile ekonomideki milli gelir ve gayri safi milli hasıla arasında anayasal olarak uygulanabilir bazı ilişkiler kurmaya çalışırlar. Bu tür ilişkide her iki unsur, ilk olarak özet tanımları ve ikinci olarak da kesin kriterlerle uzman ölçümleri gerektiren toplam büyüklüklerdir. Bu ilişkide her iki unsur soyut bir fikir dışında vergi mükellefi için doğrudan bir anlam taşımaz. Her iki unsurun kişisel olarak ölçülebilir değerlerde fazla anlamı yoktur. Tersine, bir oran veya taban sınırı hemen kişisel ölçülere dönüştürülebilir. Vergi mükellefi kabaca piyasa değerinin yüzde biri olan Jarvis-Gann tavanının gelecek yıla ilişkin vergiyi ima ettiğini bilir. Bir vergi mükellefi hükümetin belediye tahvil faizini veya sahip olunan evin kiralama değerini vergilendirmesine müsaade edilmemesinin hangi anlama geldiğini bilir. Vergi mükellefinin vergi konusu ve oran sınırlamaları için genel desteği anayasal vergi politikası tartışmalarının kapsamına girer Hükümetin mali gücünü sınırlayacak oran türü teklifler için buna benzer desteği organize etmek aşırı zor olabilir.

Oran türü tekliflerde yer alan bir diğer zorluk, normal şekilde önerilenlerle mevcut durumdaki kesin oranlar ve paylar arasındaki ilişkidedir. Tarihsel kaza dışında hükümetin toplam üretimdeki cari payını belirleyen çok az şey vardır. Bu pay neden mutlaka 1980’deki sınırında dondurulmalı? Uygun paya ilişkin fikirler mevcut limitlerden tamamen farklı olarak önerilebilir, ancak anayasal politika tartışması şu ana kadar bu şekli almadı. Bu nedenle, önceki oran ve taban sınırı tartışmamıza benzer analitik zeminde mali sınırlamaya oran türü yaklaşımı değerlendirmek zor olur.

Yöntemsel Sınırlamalar: Nitelikli Çoğunluk ve Bütçe Dengesi

Hükümetin mali gücünü sınırlayıcı önerilerin tümü hükümetin yapabileceklerine ve yapamayacaklarına kesin sınırlar koymak için düzenlenmiştir. Bu öneriler belirli vergi oranları üzerinde maksimum oranın belirlenmesini, hükümetin vergi koymasına müsaade edilen konularda vergi konusunun belirlenmesini, ve toplam iktisadi gelir veya ürün içinde hükümetin alacağı maksimum payların belirlenmesini kapsar. Bu önerilerden hiç biri hükümet karar organlarına yöneltilmemiştir. Önerilerden hiç biri son durum sonuçları üretilerek, işlemlere veya usullere yönelmedi. Hükümetin tüm mali gücünü sınırlamak için alternatif ve kavram olarak da oldukça farklı bir yaklaşım, hükümet faaliyetlerinin oluştuğu yapıyı değiştirmek ve sınırlamaktır.

Bu bölümde daha önce Hayek’in vergi yükünün bireyler ve gruplar arasında dağılımını düzenleme ve veri vergi yükü dağılımında vergi oranları düzeyinin belirlenmesi güçlerini ayırma önerisinden bahsedilmişti.

Bu öneri burada mali güç üzerinde yöntem sınırlamaları kapsamındadır. Çeşitli durumlarda bu kitapta daha önce yasama meclisi üyelerince onaylanabilmesi için harcama yasalarının nitelikli çoğunluk oyunu gerektirdiği, Knut Wicksell’in anayasal değişiklik önerilerine atıf yapılmıştır. Wicksell oybirliğini gerektiren ideal usulünden üyelerin 5/6 sının onayını gerektiren nitelikli çoğunluk onayına geçmiştir. 1970’lerdeki tartışmada bazı katılımcılar yasama meclisinde harcama yasalarının onayı için 3/5 veya 2/3 çoğunluğun anayasal şart olarak konulmasını istemişlerdir. Kaliforniya’da 13 numaralı teklif az aşina olunan cümlelerinin birinde eyalet yasama meclisinin yeni vergileri kabul edebilmesi için 2/3 çoğunluğu gerektirmektedir. Dahası, önceden tartışılan belirli önerilerin hemen hemen tümü savaş veya ulusal tehlike zamanları için istisnalar içerecek şekilde hazırlanmıştır. Bu istisnalar eyalet veya ulusal yasama meclislerinde hemen hemen hepsi nitelikli çoğunluk onayı ölçüleriyle belirtildi.

Bu yöntem reformu önerileri mali kararlar almasına müsaade edilen hükümetler yoluyla süreci değiştirerek mali sonuçları dolaylı şekilde sınırlamaya çalışırlar. Bu gruptaki belirli bir öneri yaygın destek almış olup, burada kısaca tartışılmayı hak etmektedir. 1979 yılı başında 30 eyalet yasama meclisi Birleşik Devletler anayasasına denk bütçe değişikliğini eklemek amacıyla bir anayasal toplantı gerektiren kararı onayladılar. Birleşik Devletler Senatosunun 30 üyesi böyle bir anayasa değişikliği önerisini desteklediler. Aslında, federal hükümetin bütçesini dengelemesini gerektiren teklif hükümetin harcamalarını kamu borçlanması veya yeni para yaratma dışında sadece vergi gelirleriyle karşılamasını temin edecek şekilde hazırlanmıştır. Doğrudan gelirlerin ve harcamaların düzeyini hedeflemez Bir bakıma bu öneri vergi konusu-sınırı kapsamında yorumlanabilir; kamu borçlanmasını ve para yaratılmasını vergi biçiminde ele almamız gerekseydi bu durum söz konusu olurdu. Değişiklik teklifi bu vergi konularını hükümete engelleyecekti. Bununla birlikte daha temel anlamda, denk bütçe değişikliği yöntem kavramlarıyla yorumlanabilir. Bu teklif, kim olursa olsun karar vericilerin fayda ve maliyeti dengelemesini gerektirerek, hükümetin karar sürecini değiştirmeye çalışmaktadır.

Denk bütçenin, politik iktisat teorisinde Keynezyen devrim öncesi Birleşik Devletlerin mevcut mali anayasasının bir parçası olduğu ileri sürülebilir. Anayasa denk bütçe için resmi ve yazılı şart içermese bile hükümetin karar vericileri böyle bir sınırlama kendi mali davranışlarını sınırlıyormuş gibi hareket ettiler. Keynezyen devrimin etkisi mali anayasanın bu kısmını kaldırmaktı. 1970’lerde denk bütçe için açık anayasal koşulun tanıtılmasına olan desteğin çoğu, böyle bir sınırlamanın yokluğunda hükümetlerin devamlı bütçe açıkları yaratma eğilimine tekrar döneceklerine dair genel kanaatten kaynaklanmıştır.

Anayasal değişiklik için daha sınırlayıcı önerilerle karşılaştırıldığında , denk bütçe değişikliği onaylanırsa Leviathan’ın mali iştahını ciddi şekilde sınırlamayacaktı. Diğer taraftan, değişikliği teklif edenler hükümetlerin açık yaratma suretiyle hükümet harcamalarının gerçek maliyetlerini gizlemeleri önlenirse hükümet işlemleri üzerinde seçimlerin kontrol etkisinin çok daha etkili olacağını öngörmektedirler. Bir anlamda bütçe dengesinin, neden hükümetlerin mali güçleri üzerinde geniş kapsamlı anayasal sınırlamalara yönelik ilk adım olduğu düşünülebilir.

Gerçek Vergi Reformuna Doğru

Bu özet bölümdeki temel amacımız, hükümetin mali gücü üzerine sınırlamalar getirmek için geliştirilmiş çeşitli anayasal reform önerilerinden herhangi birini veya herhangi bir grubu desteklemek veya reddetmek değildir. Bununla birlikte analizimiz uygun şekilde düzenlenmiş bazı sınırları destekleyen analitik fikir önerileri olarak yorumlanabilir. Aşırı politik Leviathan modelimiz bu sonuç için eleştirel değildir. Analizimizi biraz mantıksal sertlikle geliştirmemize müsaade edecek olan bu modelimiz anayasal sınırlamaları destekleyen genel sonuçlara zarar vermeksizin daha gerçekçi politik varsayımlara doğru önemli ölçüde değiştirilebilir.

Analizimiz vergi reformu ile ilgili olduğu kadar anayasal vergi reformuna ve özellikle vergi sınırlarına ilişkindir. Burada veya başka yerde vergiler veya gerçekte başka herhangi bir şey hakkında kendi özel veya kişisel tavsiyemizi hükümetlere önermemizde az bile olsa hiç çıkarımız yoktur.

Vergi reformunda tartışma zeminini değiştirmekte başarılı olabilirsek, ciddi düşünmeye değer tek gerçek vergi reformuna yolu açmış olacağız.

Bu aşamada biraz sınırlayıcı metodolojik durum veri iken ideal vergi düzenlemeleri hakkındaki önyargılarımızı, bunların etkinlik, eşitlik ve diğer bazı alanlarda desteklenip desteklenmediğine bakmaksızın bir kenara bırakmak bize uygun değildir. Biz potansiyel vergi mükellefi olarak, hükümetin vergileme gücü üzerinde alternatif sınırlamalar arasından seçmesine müsaade edilen var sayılı bir pozisyona yerleştirildiğini gösterebilmeyi ümit ettiğimiz birey rasyonel olarak hakkını kullanmayı tercih edecek ve böyle bazı sınırlamalar getirecektir. Geniş şekilde tanımlanmış bakış açısı nedeniyle analizimiz, tartışılan mevcut anayasal mali sınır önerilerinin hemen hemen her birini destekliyor şeklinde yorumlanabilir. Bundan daha öteye gitmek ve öngörülerden herhangi biri için destekleyen fikirleri ayırt etmeye çalışmak bir araya getirdiğimiz analizlerden daha fazla analiz gerektirecektir. En ideal anayasal tercih modellerinden bile ister istemez ortaya çıkabilecek benzer anayasal çözümü önerme hatasını yapmak istemeyiz.

Kaynak: J.M.Buchanan and G.Brennan, “Toward Authentic Tax Reform: Prospects and Prescriptions”, The Power to Tax Analytical Foundations of a Fiscal Constitution, Cambridge: Cambridge University Press, 1980, p.187-205.