KAMU TERCİHİ TEORİSİ*

  • Yazan : Dennis C. Mueller

  •                                             Çevirenler : Nurlane Ahundzade**

    Geray Musayev***

    1. GİRİŞ

    Kamu tercihi, piyasa dışı karar alma mekanizmasının ekonomik analizi veya basitçe ekonomi biliminin politika bilimine uygulanması olarak tanımlanabilir. Politika biliminin konuları olan devlet teorisi, oylama kuralları, seçmenlerin davranışı, parti politikaları, bürokrasi aynı zamanda kamu tercihinin de konusunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte metodoloji de aynıdır. Kamu tercihi teorisine göre birey her kim olursa olsun; seçmen, politikacı veya bürokrat olarak göstereceği temel davranış, bencil rasyonellik ve faydasını maksimize etmektir.

    İktisatçıların politikacılara sorabileceği ilk soru devletin bütün bunlara neden gerek duyduğu olabilir. Neden piyasa bizim bütün kolektif tercihlerimizi belirleyemez? Modern iktisatçılar bu soruyu piyasa başarısızlığı olarak cevaplandırmaktadırlar. Bazı mallar piyasa tarafından sunulduğunda onların dış etkileri ve bölünmezlik özellikleri kaynakların Pareto yetersiz dağılımına sebep olmaktadır.

    Bu gibi “kamusal malların” devlet tarafından sağlanması piyasa başarısızlığının etkili bir çözümü olabilmektedir. Devletin varlığı ile ilgili bu açıklama Bölüm 2’de yapılacaktır.

    Eğer devlet kamusal malları sağlayacaksa o zaman özel kesimin özel mal üretiminde gösterdiği başarıyı, devlet de kamusal malların üretiminde gösterebilmelidir. Piyasa dışı karar almada kamu tercihi yaklaşımı; a) genel ekonomidekine benzer davranış varsayımları yapar, (rasyonel faydacıl insan) b) sık sık tercih açıklama sürecini piyasanın benzeri gibi tanımlar (seçmenler mübadelede bulunur, bireyler kendi taleplerini seçim yoluyla bildirirler, vatandaşlar kulüplere üye olur ve üyelikten çıkarlar), c) geleneksel fiyat teorisinin soruları gibi benzer sorular sorar. Denge var mı? Dengeler sabit mi? Dengeler Pareto etkin mi? Nasıl ortaya çıkarlar?

    Kamu tercihinin bir yönü, devleti bireysel tercihlerin (oyların) bulunduğu oylama kuralı veya kara kutu olarak ele alır. Bu konu Bölüm 3’de ele alınmıştır. Kamu tercihinin diğer yönü devletin, adaylardan, partilerden, milletvekillerinden ve bürokratlardan oluşan ve seçim kuralları ve seçmen tercihleri ile sınırlandırılmış tarafını konu etmektedir. Bu da 4’de açıklanmıştır. Ayrıca Bölüm 5’de, politik sürecin hangi nitelikleri taşıması gerektiği konusu tartışılmıştır. En sonda ise kaynak dağılımı ve yeniden dağılım arasındaki farka ve bunun oylama kurallarının seçilmesindeki önemine değinilmiştir.

    2. DEVLETİN VAROLUŞ NEDENLERİ

    Kamu Malları ve Mahkum Çıkmazı

    A ve B’nin anarşik bir toplumda yaşadığını farz edelim. Onlar sırasıyla 10 ve 9’un faydalarını elde etmek için yeterli yiyecek elde edebilirler. (Tablo 1) Bununla birlikte her biri hala kendi komşusundan çalarak daha fazla fayda sağlayabilir. (Tablo 1) Anarşik düzende hırsızlık 3. alan sonucunda üstün bir strateji olmaktadır. Bu “doğal” durumda, her iki birey hırsızlık yapmama konusunda yazılı veya sözlü anlaşarak daha iyi duruma gelirler. 3. alandan 1. alana geçiş, bireyleri Hobesian devlet doğasının ötesine yükselten Pareto hareketidir (Bush 1972; Bush and Mayer 1974; Buchanan 1975 a). Böyle bir hareketi yapmak için gereken anlaşma bireylerin mülkiyet haklarını ve davranışlarının sınırlarını düzenleyen “anayasal sözleşmedir.” Kolektif tercih problemleri Hobbesian anarşiden vazgeçildiğinde ortaya çıkmaktadır.

    Tablo 1. Mahkum Çıkmazı Olarak Hırsızlık

    B

    HIRSIZLIK YOK

    HIRSIZLIK VAR

    HIRSIZLIK YOK

    1

    (10,9)

    4

    (7,11)

    HIRSIZLIK VAR

    2

    (12,6)

    3

    (8,8)

    Uygulanan mülkiyet hakları ve süreçler, Samuelson’un “bir bireyin bir malı tüketimi başka bir bireyin bu malı tüketimini azaltmamaktadır” (Samuelson 1954) şeklinde ifade ettiği kamu mallarıdır. Hemen hemen tüm kamusal mallar Tablo 1’e benzer matris oluşturularak tanımlanabilir. Bu bildiğimiz mahkum çıkmazıdır. Oyunun en azından bir oynanışı için, karşılıklı hırsızlık yapmamanın üstünlüğü aşikar olduğu halde, hırsızlık stratejileri dengeyi sağlamaktadır. Tekrarlanan mahkum çıkmazı oyunları “süper oyununun” sonucu olarak ortak işbirliği çözümü ortaya çıkabilir. Bu durum, bir oyuncu kendi strateji tercihini diğer oyuncunun tercihi ile birleştirirse ortaya çıkar. Eğer her iki oyuncu bu stratejiyi benimser ve işbirliğine başlarsa, işbirliği oyunun her aşamasında ortaya çıkar (Axelrod 1984).

    Oyuncuların sayıları arttığında zayıf oyuncular hile yapabilir. Zayıf oyuncular diğerlerinin üzerinde fazla etki oluşturmadığından dolayı saptanamazlar veya cezalandırılmaları maliyetli olduğundan cezalandırılamazlar. Böylece, küçük toplumlarda büyük toplumlara göre cezaların gönüllü olarak yerine getirilmesi daha düzenli olmaktadır (Coase 1960; Buchanan 1965b). Büyük toplumlarda cezalara gönüllü olarak uyum sağlamaya olan güven bedavacılığa yol açmaktadır. Bedavacılığı teşvik edici unsurlar bireysel ödüllerin veya cezaların yerine getirilmesini gerektirmektedir (Olson 1965: 50-1, 132-67). Böylece, demokrasi – kolektif tercihler yapmak ve kuvvetlendirmek için temel oylama süreçleri – yalnız belli büyüklükteki toplumların ihtiyaç duyduğu bir kurumdur.

    Dışsallıklar ve Coase Teoremi

    Dışsallık bir birimin tüketimi veya üretimi bir diğer birimin üretiminin ve tüketimini etkilediğinde ortaya çıkmaktadır. Dışsallıkların varlığında kaynakların Pareto dışı optimal dağılımı sonuç olarak farz edilmektedir. Coase (1960) bu geleneksel görüşü değiştirmiştir. Dışsallıkların Pareto optimal çözümleri olabilmektedir ve genellikle bu, devletin yardımı olmadan taraflar arasında halledilmektedir. Sonuç çoğunlukla Coase teoremine götürmektedir: “Görüşme ve pazarlık maliyetleri söz konusu olmadığında, ilgili taraflar kaynakların dağıtımında anlaşacaklardır”. Dışsallık konularını çözmek için devletin müdahalesine gerek kalmayacaktır.

    İki tarafı ilgilendiren dışsallıklarda pazarlık ve anlaşmalarla çözüme varmak olasıdır. Halbuki, ilgili tarafların sayısı arttığında anlaşmaya varma olasılığı azalmaktadır. Thames gibi bir ırmağın kıyısında oturanlarla ırmağı kullananların ırmaktaki kirliliği azaltmak için kendi aralarında anlaşmaya varmaya çalıştıklarını düşünelim. Bireylerin sayısı arttığında, düşük iş maliyetleri Pareto etkinliğine ulaşmanın alternatifi olduğundan, dışsallıklar söz konusu olduğunda devlet müdahale etmeye başlar (Dahlman 1979).

    Devletin Ortaya Çıkışının Sonucu Olarak Yeniden Dağıtım

    Toplumun kolektif ihtiyaçlarını karşılamak için eski anarşinin dışında mevcut olan bir devleti tasavvur etmek kolaydır. Bununla birlikte, devletin kimliğinin ötesinde dağıtımsal motivasyonu tasavvur etmek de kolaydır. En iyi olan başa geçer ve sonunda kendi insanlarından vergi alır. Savunma ve emniyet “devletin” temel olarak yaptığı faaliyetlerdir, ancak bu faaliyetlerin faydaları otoriter liderler tarafından sahiplenilmektedir.

    Böylece, devletin ya toplumun tüm üyelerinin kolektif ihtiyaçlarını ya da toplumun bir kısmının isteklerini karşılamak için varolduğu düşünülebilir. İlk açıklama kaynakların dağılımında etkinlik yaklaşımına, ikincisi ise yeniden dağıtım yaklaşımına uygun gelmektedir.

    Kaynakların etkin dağılım ve yeniden dağıtım arasındaki fark ekonominin ve kamu tercihinin temelidir. Özel malların dağılımında, piyasa değişimi toplumu “görünmez elin yardımıyla” Pareto alanı içindeki noktadan bunun üstündeki bir noktaya götürür. Bununla birlikte, bu nokta körü körüne seçilir. Dağıtım sorununun tüm partilerin yararlanma sürecinin bir yan ürünü olarak çözümlenmesinden dolayı, bu nokta çekişmenin iskeleti olmama gerekliliğini göstermektedir.

    Kamusal malların dağılımında Pareto etkinliğini oluşturmak için kolektif tercih süreci piyasanın gerektirdiğinden daha az anarşiktir. Kamusal malların miktarının bilinçli tercihi onun ödeme araçları ile beraber yapılmaktadır. Özel malların piyasa tarafından dağılımına göre politik tercihlerle kamu mallarının dağılımında dağıtım sorunu daha açık bir şekilde görülmektedir. Politik süreçte bu ve diğer dağıtım sorunları üstün durumda olduğundan olasılık da yükselmektedir.

    Kaynakların etkin dağılımı ve yeniden dağıtım sorunlarının kaçınılmaz bir şekilde iç içe olmasına rağmen onları karşılaştırmalı şekilde ayırmak faydalı olmaktadır. Kamu tercihinde birey ya kaynakların dağıtım etkinliğine (devletin kamu malları işlemlerine) veya yeniden dağıtım işlemlerine odaklanan teorileri seçebilir. Aranson ve Ordeshook’un (1981) devlet teorisinde, kamu malları yeniden dağıtım refahının temel devlet aktivitesinin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır (bkz Meltzer and Richard 1978, 1981, 1983; Peltzman 1980).

    3 DOĞRUDAN DEMOKRASİDE KAMU TERCİHİ

    Oybirliği Kuralı

    Devlet kamu malları ürettiğinde, tam oy birliği açık oylama kuralı olmaktadır. Oy birliği ile kolektif faaliyetlerden herkesin fayda sağlayacağı potansiyeline ilk olarak Wicksell (1896) dikkati çekmiştir. Bu görüşe karşı iki önemli eleştiri yapılmıştır. Birincisi, sözleşme eğilimi noktasında körü körüne araştırmanın önemli ölçüde zaman alabileceğidir (Black 1958; 146-7; Buchanan and Tullock 1962: ch. 6). Toplum üyelerinin Pareto optimal vergi bölüşümünü bulma arayışlarındaki zaman kaybı, kamusal malların faydalarını aşan vergi ödemelerini ödemekten kaçınanların kazançlarından daha ağır gelebilir. Birey, oy birliği ilkesinden daha azın altında “sömürülmüş” olup olmayacağı kesin olmasa da, böyle bir kuralı tam oy birliğine ulaşmak için gereken zaman kaybına tercih edebilir. İkinci eleştiri ise, oy birliği ilkesinin stratejik davranışı teşvik etmesi yönündedir (bkz Black 1958: 147; Buchanan and Tullock 1962: ch. 8; Barry 1965: 242-30; Samuelson 1969).

    Oybirliği kuralının altındaki “pazarlık problemi” kamu mallarının gönüllü temini yönündeki “teşvik probleminin” yansımasıdır. Bununla birlikte, Hoffman ve Spitzer (1986) tarafından elde edilmiş olan son deneysel sonuçlara göre, stratejik pazarlık fazla problem oluşturmaya bilir. Onların deneyleri ile Coase tipli dışsallık durumlarında oybirliği kuralı altında stratejik pazarlığın Pareto optimal önerilerini bozup bozmayacağını test etmişlerdir. Onlar 20 bireylik gruplar kadar büyük gruplarda etkinliğin arttığını bulgulamışlar. (Hoffman and Spitzer 1986: 151)

    Üzerinde anlaşılan sözleşme Smith tarafından önerilen kamusal mallar üretmek için açık arttırma yolu ile son kez yenilenme gerektirmektedir. Az sayıdaki seçmenlerle yapılmış deneyler Lindahl dengesindeki hızlı yakınlaşmalarla karakterize edilmiştir, tercihlerin stratejik yanıltması gözlemlenmemiştir (Smith 1977, 1979 a,b, 1980).

    Optimal Çoğunluk

    Azınlık tam oy çokluğundan daha fazla görüş kabul ettirdiğinde bazı bireyler komisyon kararları ile daha kötü hale getirilmektedir. Azınlık kötü duruma düşenlere maliyetler yükler. Bundan kaçınmak ise ilave zaman harcayarak her şeyden fayda sağlamak için konuları tanımlayarak mümkün olmaktadır. Buchanan ve Tullock (1962: 63-91) bu maliyetlerin, karar alma kuralının “dışsal maliyetleri” olduğunu belirtmişlerdir. Bunlara karşı, anlaşmaya varmadaki zaman kaybı da dikkate alınmalıdır.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     


    Böylece, sorun olan dışsal maliyetler ile karar almadaki zaman kaybı maliyetleri arasında denge oluşmaktadır. Değişik olasılıklar Şekil 1’de verilmiştir. (Buchanan and Tullock 1962: 63-91). Belirli kolektif karar maliyetleri dikey eksende, sorunların üstesinden gelinmesi için gereken toplum üyelerinin sayısı ise yatay eksende gösterilmiştir. C eğrisi karşı konulan bir kararın kabulü sonucu beklenen fayda kaybını göstermektedir. D eğrisi ise sorunun üstesinden gelmek için gereken çoğunluğu sağlamadaki karar alma süreci maliyetlerini göstermektedir. Optimal çoğunluk bu iki maliyetin miktarını minimize eden üye sayısını gösterir. Bu bir taraftar daha kazanmanın faturasını tanımlayan hizmetin beklenen faydasının bunun yapılmasındaki beklenen zaman kaybına eşit olduğu K1 noktasında ortaya çıkmaktadır.

    Optimal Çoğunluk Olarak Basit Çoğunluk

    Şimdiye kadar ve halen de, hiçbir şey neden optimal çoğunluk olarak K/N=1/2’nin üstün bir tercih olabileceğini göstermemektedir. Herhangi bir kural, kararların geniş kesimler için optimal çoğunluk olduğu durumlarda, N/2 noktasındaki maliyet fonksiyonlarından birinde bir dolaşıklık olmalıdır (Buchanan, Tullock, 1962;81) N/2-deki D noktasında olan dolaşıklığa getirilecek açıklama, daha fazla komisyonun iç dinamikleri göz önüne alınarak bulunabilir. Konunun kabulü için üyelerin yarısından azının oyunun yeterli olması durumunda, büyük ölçüde sorunun nihai çözümünü geciktirerek, hem o görüşün, hem de karşıt görüşün ikisinin birden kabulü olasılığı vardır. Basit çoğunluk kuralı kendisiyle çelişkin konuların geçebilme ihtimalinden daima sakınabilen en az gerekli çoğunluğu sağlar (Reimer, 1951). D eğrisi üzerinde kendisine aykırı bir görüşün geçme potansiyeli K/N=0,5 noktasının solunda artar. Bununla birlikte, bu değişiklik sadece C+D’nin umumunun K/N=0.5 noktasının solunda olabileceği durumlarda optimum çoğunluk noktasını değiştirir. Böylece, basit çoğunluk kuralı zamanın maliyet fırsatlar üzerinde ağırlıklı yer alan komisyonlar için optimumdur.

    Oy Çokluğu Kuralı ve Yeniden Dağıtım

    Kaynak dağıtım etkinliği ve gelir dağılımının bulanıklığı arasındaki fark hakkındaki konular oybirliği anlaşmasından daha az görülebilir. Bazıları seçilmiş sonuçlar altında olması gerekenden daha kötü olmaktadırlar ve yeniden dağıtım etkin olarak daha kapsayıcı olmaktadır. Çizim 2’deki yatay ve dikey eksenler zengin ve fakirlerin sırasal faydalarını göstermektedir. Her grubun tüm üyeleri aynı tercihlere sahiptirler. Tek özel mal üretimi ile birlikte birinci bağış noktası E’dir. Kamu malı tedariki Pareto imkan sınırını XYZW’ye genişleterek her iki bireyin faydasını arttırabilir. Oybirliği kuralı nedeniyle her iki grup onlar için üretilen kamu mallarına oy vermekle daha iyi durumda olmalıdır. O halde, oybirliği kuralı çerçevesinde sonuç Pareto imkan sınırının YZ bölümü üzerinde bir yerde olmalıdır.

    Bununla birlikte, sonucun çoğunluk kuralı nedeniyle bu aralığa düşeceğini beklemek için bir sebep yoktur. Bir koalisyon, koalisyon dışı üyelerin harcamalarındaki artışın faydaları konusunu tekrar tanımlayarak çıkar sağlayabilir. Eğer zenginler çoğunluktaysa, onlar kamu malları teklifi ile yeterli ölçüde azalan vergi paketinin birleştirilmesini bekleyebilirler, o halde sonuç XY’de olur. Eğer fakirler çoğunluktaysa, ZW’de sonuç ortaya koymak için vergiler yeterince artan oranda olacaktır. Kamu malı miktarının, vergi oranlarının veya her ikisinin değiştirilmesi ile konuyu yeniden tanımlama fırsat veriyken sonucun Pareto tercih kısmı YZ’nin düşeceğini bekleyebiliriz (Davis 1970).

    Şekil 2

    Politikacıların sadece yeniden dağıtım sorunlarını incelediği durumunu araştıran Riker’in (1962) de belirttiği gibi bir teklifi dönüştürme süreci sadece basit çoğunluğun benzerleriyle desteklenen bir yerde desteklenir. Politikalar sıfır toplamlı bir oyundur (Riker 1962: 29-31). Oyun kaybedenlerden alındığında, kazananlar kaybedenlerin sayısının artması ile daha iyi durumda olabilirler. Bu durum çoğunluk kuralı nedeniyle, teklifler “basit” çoğunlukla kabul edilene kadar kaybedenlerin sayısının artacağını göstermektedir.

    Konjonktür

    Çoğunluk kuralının konjonktüre yol açış olasılığı artık iki yüz yıldır ki Marquis de Condercet (1785) tarafından tanıtılmıştır. Dodgson (1876) yüz yıl sonra bunu bir daha analiz etti ve bu Black (1948b) ve Arrow’la (1951) başlayan modern kamu tercihi literatürünün başlıca odağı oldu. Tablo 12.2’de olduğu gibi 3 seçmenin 3’ten fazla konu tercihiyle düşünün (> tercih edilenleri gösterir). X Y’i, Y Z’yi ve Z X’I eler. Karşılıklı oylama sonsuz konjonktüre yol açar. Çoğunluk kuralı arabulucusuz kazananı seçemez.

    Tablo 2

    Seçmen Konu

    1

    2

    3

    X

    >

    >

    <

    Y

    >

    <

    >

    Z

    <

    >

    >

    X

    Toplum

    >

    >

    >

    Eğer X, Y ve Z sırasıyla kamusal mallara yapılan yüksek harcamalar ise, o halde 1 ve 3. seçmenlerin tercihleri kamusal mal-fayda alanında tek zirvelidir (Şekil 3). 2. seçmenin tercihleri çift zirveli olup, yine de bunun içinde konjonktür nedeni var. 2.’nin tercihini değiştirirsek böylece onlar tek zirveli olurlar (örnek, o sıralamayı X>Y>Z şeklinde yapıyor) ve konjonktür kaybolur. Y daha sonra X ve Z’yi eler ve denge ortanca seçmenin tercih zirvelerine uzanır (Black 1948a).

     

    Şekil 3. Konjonktür Oluşturan Seçmen Tercihleri

    Eğer bütün sorular tek boyutluysa, Şekil 3’te resmedilmiş çok zirveli tercih tipi yeterince mümkün olmayabilir. Böylece konjonktür fazla sorun oluşturmaz. Çok boyutlu dünyada yine de Tablo 2’deki tercihler akla yakın görünür. Örneğin X,Y ve Z konuları toprak parçasının yüzme havuzu, tenis kortu veya beysbol sahası için kullanılıp-kullanılamayacağı konusunda oylama olabilir. Her seçmenin her aktivite için harcanacak miktarda tek tercihi olabilir ve konjonktür yine de toprak konusunda belirir.

    Oyçokluğunun dengeye getirdiği şartları tanımlamaya çok büyük gayretler adanmıştır. Black’in ortanca seçmen teoremi Plott (1967) tarafından genel bir şekle getirilmiştir. O oybirliği kuralı dengesinin bir ve sadece tek birey için maksimum ise, ve çıkarları diametrik olarak zıt olan bireylerin hatta kalıntı sayısının ikiye bölünebilirken var olabileceğini denemiştir. Kramer (1973) bireylerin olağan dışbükey itaatsizlik haritasının olduğu ve bütçe sınırlamasıyla karşılaşabildiği zaman sadece bütün bireylerin içerikli itaatsizliği olduğu zaman veya ‘’bireysel tercih sınırlamasının tamamlanmış oybirliği’’ olduğunda oybirliği kuralının denge sağlayabileceğini daha sonra denemiştir.

    Bu şekilde biz oybirliği koşuluna geri dönmüş oluruz. Eğer bizim aradığımız kamusal mallar tercihlerini ortaya çıkarmak ise, seçenekler aşağıdaki şekilde ortaya çıkar. Oybirliği kuralı bütün vatandaşların faydaları birbirine yaklaşıncaya kadarki sorunlarının belki sonsuz sayısının yeniden tanımlanmalarından seçilebilir. Her bir yeniden tanımlama Pareto olasılığına yaklaşıncaya kadar sınır noktasında elenebilirken, bir defa öteki önerilerin hiçbiri onun aleyhinde müttefik oy emredemez ve süre durgun hale gelir. Geçici oy çokluğuna varılmadan önce tanımlanmış sorun olan zamanlar sayısı sorunu çözmek için gereken oy çokluğu büyüklüğünün azaltılması sayesinde düşürülebilir. Bu ‘’hızlanan’’ ile oy çokluğu geçmesini sağlarken son oyçokluğu geçmesine yaklaşarak belki belirsizce yavaşlar, yani oybirliği kuralı yönetimindekinden daha az bir şekilde biri ötekilerini saf dışı eder. Bu bir ölçünün rakiplerinden onların önceki rakiplerine dağıtıma karşılıktır. Herhangi yeniden dağıtım ölçümünden dolayı, bu konuyu birkaç birey arasına taşıyarak tanımlamak genel olarak olasıdır ve yeni koalisyon edinir. Plott ‘’tam denge’’ koşulu sorunların herhangi tanımlanmasının her zaman faydalarının dağıtımlarını telafi edecek ve simetrik bir şekilde içermesini sağlayan tercihlerin dağıtımına yönelik bir kaç simetri varsayımlarının biçimi ile baskı yaparak oybirliği kuralı yönetimi altında dengeyi sağlar. Kramer ‘’ eşit fayda fonksiyonu’’ koşulu tüm anlaşmazlıkları ve öylece bütün yeniden dağıtım sorunlarını çözer.

    Gündem Manipülasyonu

    Bireysel tercihlerin, çoğunluk kuralıyla samimiyet içeren oylamayla konjonktür oluşturabilecekleri zaman gündem yaratan bireylerin sorunlar boşluğunda herhangi sonuçlara yönelik kurula önderlik edebileceklerini ilk olarak Mc Kelvey (1976 ) saptamıştır. Teorem iki bölüm şeklinde geliştirilmiştir. İlk olarak oylama konjonktürüyle kurulun herhangi S başlangıç noktasından keyfi derecede geniş d mesafesi kadar taşınabileceğinin olabilirliği saptanmıştır. Şekil 4’te A, B ve C noktaları üç seçmen için denge (optimum), S ise başlangıç noktası olsun. Eğer her bir birey ikili sorunlara samimi olarak oy kullanırsa, kurul üç adımda S’den Z, Z/ ve Z//’ye ulaşabilir. Bu süreç A noktasındaki isteklerin herhangi bir d oluncaya kadar devam edebilir. Eğer A gündem belirleyiciyse, o kurulu çoğunluk kuralıyla geniş bir d seçimiyle kendisinin en çok tercih ettiği A noktasını seçmeye zorlar ve seçenek (seçim hakkı) tanımayarak çoğunluk tercihlerini A noktasında dengede tutabilir.


     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Mc Kelvey teoreminin iki önemli saklılığı var. Birincisi, gündem belirleyicilerinin gücü tatminkar olabilir. Eğer bu güç birey veya alt kurula verilirse, o zaman kolektif tercih amaçlarının orantısız dağılımının gündem belirleyici gücü elde etmesine karşı önlemler almalılar. İkincisi, konjonktür oylamasının varlığı, oylama sonuçlarının öngörüde bulunamama derecesini, bazılarına süreçlerin kendilerinin avantajları yönünde hareketlendirmeye yönelik ödüle özendirerek ortaya koyar.

    Çoğunluk Kuralı Üzerine May Teoremi

    Konjonktür literatürü çoğunluk kuralının düşünce farklılıklarının çözümü için kolay yol olduğunu söyleyerek ani fikirlere zarar verir. Halen, çoğunluk kuralının popülerliğini yargılamaya yönelik sorular sorulduğunda, öğrenciler kamu tercihine yabancı bir şekilde genelde onun adil oluşu özelliklerinden bahsederler. May (1952) bu görüşe dört aksiyom ve iki konuya (x,y) başvurarak ve çoğunluk kuralı grup kararalma fonksiyonları arasında dengeyi ispatlayarak teorik bir gerekçe hazırlamıştır. Resmi olmayacak bir şekilde aksiyomlar aşağıdakilerdir.

    1. Kararlılık: tercih sıralamalarının tek bir düzeni için grup karar alma fonksiyonu x ve y’nin her birini en makul öğe olarak seçer veya kurulu onlar arasında ilgisiz beyan eder.

    2. Gizlilik: kurul üyelerinin tercihlerinin değişikliği, diyelim xPiy’ den yPix’ye ve diğer başka üyenin yPjx’den xPjy’ye tersine değişikliği kurul sonuçlarını değişmez bırakır.

    3. Tarafsızlık: x bireysel tercihlerin tek düzeni için y’yi elerse ve bütün bireyler x ve y ise z ve w için aynı sırasal diziye sahipler (yani xPiy® » zRiw ve s.), o halde z w’nı eler.

    4. Pozitif duyarlılık: eğer kurul sonucu xRy ve bir seçmenin tercihleri yPix’den xRiy’ye veya xIiy’den xPiy’ye değişiyorsa, öteki seçmen tercihleri değişmez ise, o halde kurul sonucu xPy olmalıdır.

    Teorem dikkate değer bir sonuçtur. Eğer biz bütün mümkün oylama kurallarının saptanmasından başlar ve oylama kurallarının bizim memnuniyetimiz için şartlarını zorlarsak; daha fazla şartlar eklenirse açıkçası uygun üye sayısını azaltmış oluruz. May teoremi bir defa bize bu dört koşulun zorlandığını anlatır. Mümkün oylama kurallarının saptanışı sadece bir tanesi düzeyine; basit çoğunluk kuralına düşürülmüştür.

    Çoğunluk kuralının sahip olduğu normatif özellikleri içeren bu dört koşul ve çoğunluk kuralı arasındaki eşitlik her ne kadar adil veya egalitaryan niteliklere sahip ise de, bu dört aksiyomdaki bir yerde zapt edilmiştir ki, bu da onun negatif nitelikleridir.

    Tarafsızlık bir bağımsız mülkiyet konusudur (Sen 1970a: 72; Guha 1972). Sorun ikileminde karar alırken, her seçmenin sadece bu sorun ikilemi konusunda sırasalcı tercihler dikkate alınmıştır. Diğer sorunlar üzerine seçmen tercihleriyle ilgili bilgiler tahrip edilmiş ve öylece şiddet ağırlığı için tek araç elenmiştir. Bu sorunların doğası ne olursa olsun, tarafsızlık her sorun ikileminin eşit bir şekilde işlenmesini gerektirir. Böylece, bu yıllarda topluluğun Noel ağacındaki ışıkların kırmızı veya mavi olup olmayacağı konusu, John Doe’nin emlakinin topluluğun öteki üyeleri arasında toplanıp ve yeniden dağıtılmış olup olmayacağı konusu olarak bireysel tercih siparişlerinin aynı türdeki ağırlığıyla karara bağlanır.

    Tarafsızlık aksiyomu bütün konuların bir birine benzer şekilde ele alınacağına garanti verirken, gizlilik o seçmenlerin de benzer bir şekilde ele alınmasını gerektirir. Bir çok konularda bu olası, arzu edilen şeydir. Noel ağacındaki renk konusunda bir seçmenin tercihinin kırmızıdan maviye ve ötekinin maviden kırmızıya değişmesi muhtemelen sonucu etkilememelidir. Burada ima edilen şey ağacın renginin yaklaşık olarak bir seçmen için olduğu kadar başkası için de öneminin yargısıdır. Bu eşit yoğunluk varsayımı oylama sürecine ± ne kadar güçlü olursa olsun tercihlerinin teyidiyle getirilmiştir.

    Şimdi ise, Johm Doe’nin emlakinin , topluluğunun diğer üyelerine toplama ve dağıtma konusu olup olmaması üzerinde düşünelim. Oylama sürecinin tatmin gizliliği John Doe’nin kendisine veya onun en kötümser düşünenine gelince bir çıkmazdır. Bu konularda ima edilen eşit yoğunluk varsayımının doğrulanması gizliliği savunulmazdır.

    Çoğunluk Kuralı Üzerine Rae – Taylor Teoremi

    Yüzeysel olarak oldukça farklı görünmesine rağmen, çoğunluk kuralı üzerine May teoremi Rae ve Taylor (1969) tarafından sunulan teoreme oldukça benzerlik göstermektedir.

    Rae problemi bu kural altında kendi gelecek durumu konusunda kararlı olmayan birey örneğiyle optimal oylama kuralının bir tercihi olarak ortaya koyar. (Rae 1969; 43-49). Politikalar anlaşmazlığın oyunu olarak görünmüşlerdir. Oylama kuralının seçiminde, birey üzerine empoze edilen karşı çıktığı sorunlara sahip olmaktan kaçınmak ve onayladığı sorunları ötekilerine zorla kabul ettirmek için çabalar. O uygun konularda yolculuk deneyimiyle edineceği kazançlarının uygun olmayan yolculuktan uğrayacağı kayıpla aynı düzeyde olacağını zanneder, yani bütün seçmenlerin tecrübelerinin her konu üzerindeki yoğunluğu eşittir. Konular tarafsız olarak önerilmiştir ve böylece her seçmen her hangi bir konuyu onaylama veya karşı çıkma için aynı olasılığa sahiptir. Bu varsayımlar altında kendi çıkarları peşinde koşan seçmenler elenmiş konuyu destekleme veya kazanmış olan konuya karşı çıkma olasılığının minimize eden kuralı seçer. Çoğunluk kuralı bu kıstası tatmin eden tek kuraldır.

    Teoremin niteliği Barry (1965; 312) tarafından verilen örnek düşünülerek, en iyi şekilde sağlanabilir. Beş kişi içinde sigara içilmesinin yasak veya izinli olmasına dair bir belirti olmayan tren vagonunda bulunuyorlar. Karar, sigara içmeyi isteyenlerin buna izin verilip verilemediğine göre yapacaklarına göre verilmelidir. Sigara kullanmayan kişinin diğerlerinin kullanmasından dolayı hissettiği acının onların sigara içilmesinin durdurulmasından dolayı hissedeceği acı kadar olacağı varsayımıyla, yani eşit yoğunluk varsayımıyla bu durumda savunulur gözükmektedir. Bu varsayımla ve birisinin sigara kullanıcısı olup olmadığının kesin olmayışıyla çoğunluk kuralı en iyi karardır. Bu kurumsal karar vericiliğin beklenen faydasını maksimize eder.

    Bu örnek Rae – Taylor teoreminin temelinde bulunan açık ve dolaylı varsayımların her ikisinin de resmini çizer. İlk olarak, durum anlaşmazlığın birisidir. Sigara kullananların kazancı sigara içmeyenlerin masrafına karşı çıkmak ve tersi durumdur. İkincisi, anlaşmazlık durumundan kaçınılamayabilir. Probleme vagondaki bir grup kategori yolcuların çıkışıyla sağlanması şiddetle inkar edilmiştir3. Anlaşmazlığın ne ortadan kaldırılmasına ne de uzlaşı sağlanması konusundaki tanımlama imkanı yok. Sorun oylamayla aşılmalı veya öyle bırakılmalıdır. Dördüncüsü, sorun tarafsız veya gelişigüzel seçilmiştir. Bu belirgin örnekte, rasgelelik trenin içerisindeki bireylerin toplantı şansı efektif şekilde tanıtılmıştır. Örnekte yer alan son varsayım eşit yoğunluk varsayımıdır. Çoğunluk kuralı için argümanlar yönündeki bu varsayımların önemi onun antitezi olan kuralın desteğinde tipik şekilde yapılmış olan varsayımlarla karşılaştırılarak oybirliği görülebilir.

    Oybirliği Kuralının Temelini Oluşturan Varsayımlar

    Wicksell (1896), Buchanan ve Tullock (1962) tarafından betimlendiği gibi politika pozitif sonuçlu faal bir oyundur. Topluluk bireylerin herkesin genel ihtiyaçlarını tatmin etmek için bir araya geldikleri gönüllü bir birliktir. Birliğin gönüllü olduğu sürece her üyenin kendi çıkarlarını başka üye çıkarlarına karşı korunması garanti altına alınmıştır. Bu hak oybirliği kuralı içinde yer alan sayacı birey çıkarları için çalıştıran veya topluluktan çıkış yolundaki düşünceler vasıtasıyla her öneriyi veto edebilme gücüyle korunmuştur.

    Görüldüğü gibi, kolektif davranışların amacı genel isteklerin tatminidir. Herkesin çıkarları yönünde olduğunu düşündüğü konusunu tanıtma hakkı vardır. Böylece, oybirliği kuralı için argümandaki politik sürecin gizliliği her kişinin çıkarının formülasyonu sorununa kadar devam eden karar, ödün ve düzeltmelerden bir tanesidir. Politikada bu görüşün temelini oluşturan anahtar varsayım, oyunun faal ve pozitif sonuçlu olduğu ve sürecin gerekli zamanda tamamlanabileceği görüşünün her ikisidir.

    Tablo 3 oybirliği ve çoğunluk kurallarının desteğiyle yapılmış varsayımları özetliyor. Onlar gerekli ve yeterli koşulların amaçlıyorlar, fakat daha çok işlenmesi beklenen her kararalma kuralı doğrultusunda daha uygun koşulların uygunluğu konusunda tarafsızlar. Bu bir kuralla desteklenen varsayımların diğerlerinin desteğini konu alarak yapılmış varsayımlara karşı çıktığı tablodan da doğrudan doğruya açık bir şekilde görünmektedir.

    Çoğunluk veya Oybirliği Kuralı; Yeniden Dağıtım veya Kaynak Dağılımında Etkinlik

    Çoğunluk veya oybirliği kuralı tartışması takipçisi sonuca varılması açısından kolayca affedilebilir. Çünkü, konunun kolektif kararların yapılması için de tek en iyi kural vardır. Yine de, şimdi kolektif tercih süreci yeniden dağıtım ve tahsis etme kararları arasındaki farka mukabil çözümü için kolektif kararların iki temel farklı şekli ile uğraştığı açık olsa gerek (Mueller 1977). Kararların bu iki şeklinin özelliklerinin temelini oluşturanlar arasındakilere özgü farklılık, onların ayrı olarak kavramsal şekilde ele alındığı ve pratik bir önem olarak onların ayrı ve farklı kolektif kararalma süreçleri tarafından çözümlendiği iki teklif sunar.

    Wicksell’in önemli anlayışlarından bir tanesi yeniden dağıtım ve tahsisat kararları arasındaki farklılıkla tanışmak ve onları ayrı ayrı kolektif kararalma süreçleriyle işlenmesinin gerekliliğidir. Gerçekten kendi modern eleştirilerinden önceki bazı dönemlerde, o sadece yeniden dağıtım ve tahsisat sorunlarının ayrı ayrı karara bağlanmasını tanımlayarak, ayrıca oybirliğinin yeniden dağıtım sorunları çözümünde çoğunluk kuralına yer verebileceğini önermiştir (Wicksell 1896: 109, m notu). Yine de, Wicksell dağıtım sorunlarında çoğunluk kuralının nasıl kullanılabileceğinin ve tahsisat kararlarını gerçekleştirmekle oybirliği kuralının kullanımı için bütün normatif temel oluşturucuların ayrıntısına girmemiştir.

    Ne yazık ki, çoğunluk kuralı taraftarlarından hiçbiri her iki arzu edilir özellikleri başarmak için ne tür şartlar gerektiğinin ayrıntısına girmemişler. Oldukça ironik olacak belki ama, dağıtım sorunları

    ve mülkiyet haklarını düzeltmek için çoğunluk kuralı kullanımının normatif durumu, önceden belirlenmiş gelir dağılımına dayanan tahsisat kararları için oybirliği kuralının kullanımının normatif durumu olarak kendi başvurusundan önce alınmış kararlar üzerinde daha rahat ediyor. Rae – Taylor teoremi kararalma sonucundan herhangi sorunun ve eşit beklentili kazanç (veya kayıp) sağlamada her seçmenin eşit şansının olduğu tarafsızlık sürecinin varlığını varsayar. May’in tarafsızlık ve gizlilik şartları için tanımlayıcı normatif durumlar hazırlamakta benzer varsayımlar gerekir. Fakat, bu şartlarla karşılaşılacağına ne garanti verebilir. Yeniden dağıtım ve mülkiyet haklarının çözümü için oyçokluğu kuralının taraftarlarının olduğunun varsayıldığı şartları temin etmekte bazı yeni parlamenter kurul formları gerekir. Burada bir anayasal kararlılık gerekir.

    Peki bu yeni kurulu oluşturmak için hangi kurallar gereklidir. Eğer oybirliği kullanılırsa onların statüko tarafından onayı bu yeni kurulun düzenlenmesini potansiyel olarak engelleyebilir. Ama çoğunluk kuralı kullanılırsa azınlık, kurulu olan prosedür ve yeniden dağıtım sürecinin sonuçlarının her ikisiyle de tartışılabilir. Azınlığa karşı parlamenter kurulunun yeniden dağıtım kararının bütünlüğünü o anda onun aleyhinde oy kullanmış ve açık olmayan kurulu kurul prosedürünü hisseden birisi nasıl savunur? Kendi tamamlayıcılığını mülkiyet haklarına dayalı, uzak oybirliği anlaşmasına dayalı kimselerin haklı nedenleri teklif sürecinin sorunlarının açıklığına dayanıyorsa, bu

    Tablo3 Oy Çokluğunu ve Oybirliğini Tercih Eden Varsayımlar

    Varsayım

    Oyçokluğu Kuralı

    Oybirliği Kuralı

    1. Oyunun Doğasıa

    Uyuşmazlık, sıfır toplam

    İşbirliği, pozitif toplam

    2. Konuların Doğası

    Yeniden dağılımlar, mülkiyet hakları (bazıları kazanır, bazıları kaybeder)

    Tek boyutun karşılıklı umuma açık olmayan konularıb

    Kaynak dağlımı etkinliğinde gelişmeler (kamu malları, dışsallıkların giderilmesi)

    Potansiyel değişik boyutları olan ve her kesin faydalanabileceği konularc

    3. Yoğunluk

    Tüm konularda eşitlikd

    Varsayım yapılmamıştır

    4. Komisyon oluşturma yöntemi

    İsteksizlik: dış etkilerle ve gelişigüzel bir araya gelen üyelere

    Gönüllülük: Ortak çıkarları olan ve benzer tercihlerde birleşen kişilerf

    5. Çıkışın şartları

    Bloke edilmiş, masraflıg

    Serbest

    6. Konuların seçimi

    Dış etkilerle veya tarafsızca önerilmişh

    Üyeler tarafından önerilmişi

    7. Konuların değiştirilmesi

    Hariç tutulmuş, veya devirleri önlemek için menedilmişj

    Komite süreçlerinde endojenliki

    Notlar: a. Buchanan and Tullock 1962: 253; Buchanan 1966: 32-3

    b. Baryy 1965: 312 –14; Rae 1975: 1286-91

    c. Wicksell 1896: 87-96: Buchanan and Tullock 1962: 80

    d. Kendall 1941: 117; Buchanan and Tullock 1962: 120-30; Rae 1969: 41, n. 6

    e. Rae 1975: 1277-8

    f. Wicksell 1896, 87-96; Buchanan 1949. Elbette ki, bu varsayım diğer kontraktariyan teorilerle ortakıtır

    g. Rae 1975: 1293

    h. Bu varsayım Rae (1969) ve Taylor (1969) tarafından ve Barry’nin (1965) örneğinde (s. 313) varsayılmıştır

    i. Wicksell 1896; Kendall 1941: 109

    j. Kesin, ifade edilmeden anlaşılan

    kuşku çoğunluk kuralı kararlarına karşı ileri sürüldüğünde meşruluk kazanır. Bazı noktalarda üzerinde nasıl anlaşılacağı ve kararalma süreciyle ne gibi açıklık getirileceğiyle karşılaşılmalıdır.

    Biz problemi geriletmek için bayağı uğraştık. Bu şaşkınlık dışında tek yeterli yol, bazı noktalarda kuralların belirlenmesinde gizlilik anlaşmalarının elde edildiği varsayımıdır ( Bkz. Buchanan and Tullock 1962: 6-8). Bu soruyu Bölüm 5’te tekrar ele alacağız.

    Talep – Açıklama Süreci

    1954’te Samuelson kamusal malların Pareto optimum miktarını belirlemek için gereken tercih bilgilerini açığa çıkarmakta hiçbir prosedürün kurulamadığını ileri sürerek kamu ekonomisi alanı üzerine örtü attı (Samuelson 1954; 182). Bu o kadar nüfuzlu bir çalışma idi ki, dönemin iktisatçıları sadece Samuelson özdeyişini tekrarladılar ve bireysel tercihlerin açıklanması için memnuniyet prosedürü yokluğunda dövündüler. Fakat, daha sonraları 1970’lerde, tamamen tesadüfi olarak devrim gerçekleşti. Tercihleri açıklamakta probleminin çözümünde iddia talep eden bir biri ardına yeni yöntemler ortaya atılmaya başlandı.

    Talep açıklayıcı sürecin işleyişini anlamak için P ve S arasındaki tercihi düşünün. Tablo 4’teki gibi üç tercihli bir kurul varsayalım. A 30$’e karşılık P başarısından, C 20$ daha iyi olmayı bekler, B ise 40$’e karşılık statükoyu tercih eder. Süreç her seçmenin düzeyi beklerken kendi tercih konularından karlarını dolar olarak belirtmesini ve daha sonra en yüksek karlarıyla konularını beyan edecek şekilde eklenmesini gerektirir. Bu örnekte, bu süreç A ve C’ye 50$ kazanacağına garanti verinceye kadar ve B’nin S karının sadece 40$ olduğu süre boyunca P’dir.

    Seçmenler onların nihai sonuçlara etkisini ve yüklendikleri vergisel yükümlülüklerle konular için kendi gerçek tercihlerini beyan etmekle kandırılmışlar. Bu vergi izleyen yolla hesaplanmıştır. Bütün seçmenlerin dolar oylaması eklenir ve sonuç belirlenir. Soru olarak seçmenin dolar oylaması sonra sonuç değişimini görmek için eklenir. Eğer bu öyle değilse, o hiçbir vergi ödemez. Eğer öyleyse, o kendi beklentisine eşit düzeyde vergi öder. Böylece, seçmen vergiyi sadece onun kullandığı oyun sonuç değişiminde kararlı olduğu zaman öder ve daha sonra beyan ettiği miktar kadar değil, fakat her iki konuda beyan edilen karları dengeye getiren miktar kadar öder. Tablo 4’ün son kolonu üç seçmenin vergisini sunar.

    Tablo 4

    Seçmen

    Tercihler

     

    Vergi

     

    P

    S

     

    A

    30

     

    20

    B

     

    40

    0

    C

    20

     

    10

    Toplam

    50

    40

    30

    Vergiyle her seçmenin sorunlar için kendi gerçek tercihlerini açıklamakta özendirici şey vardır. Seçmen A’nın P’de beyan ettiği karın herhangi miktarı 21$’e eşit olup veya ondan büyük olup, kolektif kararın dışına çıkar ve onun vergisi değişmez olur. Eğer o karını 20$’ten az olarak beyan ederse S kazanacak ve A’nın vergisi 20$’ten sıfıra düşer, ama onun 30$’lik karı yine gözden kaybolur. Seçmen A sadece eğer onun oyu oylamada kararverici nitelikteyse, vergi öder ve ödediği vergi her zaman onun sağladığı kara eşit veya azdır. Böylece, birisinin karını olduğundan az göstermek için hiçbir güdü yoktur. Sonrası için birisi karından daha fazla maliyete kararverici oy kullanma şansından vazgeçer. Ayrıca birisinin beyan ettiği karın üstünde vergi almak ve kesinlik kazanma riskinin masrafına gelinceye kadar kişinin tercihini abartmak için hiçbir güdü yoktur. Optimal strateji tercihlerin adaletli saptanışıdır.

    Prosedür bireysel talep listesini beraberinde getirirken açıklanabilir. Değişik biçimdeki bu eşitlik miktarı Pareto optimumunu tatmin eden Bowen (1943) ve Samuelson (1953) şartlarından seçilmiştir. Groves ve Ledyard (1977) her bir vatandaş tarafından yapılan mesajları içeren önemli bir süreç değişikliğini sunmuş ve özendirici vergilerin sıfır olduğu, kamusal malları miktarının eşit bir tercihini sağlamışlar.

    Nokta Oylama

    Adil tercih belirlemesinin vergi masrafıyla kandırılmasının gerekliliği, talep – belirleme sürecinin normatif özelliklerini birincil gelir dağılımına bağımlı kılar. Bu dezavantajdan diğer değerler olmaksızın, kamusal mallar için tercih açıklanması için her seçmene oy parası stoku vermekle kaçınılabilir. Oy parasının birincil dağılımı birisinin arzu ettiği normatif ölçütleri tatmin etmek için yapılabilir.

    Mükerrer prosedür gerekmektedir. Mezatçı ilk olarak kamusal mal miktarının vektörünü devreye sokar. Her bireyin vergi fiyatı kararlaştırılmış ve bilinmektedir. Her birey kendi oy noktalarının stokunu tercihlerinin ödülüne göre, verilmiş olan kamusal mal miktarındaki artış veya azalışı isteyip istemediğini göstererek dağıtır. Mezatçı daha sonra oy noktalarını kesin kuralla toplar ve tersi durumda, toplamında miktar olarak azalış veya düşüş olan oy noktalarının kamusal malları için yüksek miktarlı beyannamelerin yeni vektörünü beyan eder. Mezatçı oy noktalarını dayanıklı olarak açıkça eklediği zaman önceki analizler bireylerin en aşırı konular üzerine fazla yükledikleri noktanın eğilimini ortaya çıkarır (Phlipotts 1972; Nitzan benzer hepsi 1980; Nitzan 1985). Yine de, Hylland ve Zeckhauser (1972) mezatçının her bir bireyin oy noktalarının karesini ekledikleri zaman seçmenin noktaları tahsis ettiğini, böylece de prosedürün Pareto kamusal mallar miktarı optimumunun vektörüne yöneldiğini gösteriyor.

    Veto Aracılığıyla Oylama

    Talep – açıklayıcı ve nokta oylaması prosedürleri piyasa mekanizmasıyla benzerlik çiziyor ve böylece gerçek para veya oy parası tatonnement süreci sayesinde başarılan eşitlik ve tercihi dışa vurmada kullanılır. Prosedürün refah özellikleri nokta oyları veya dolar toplamından yükselen, kişiler arası gizli kardinal fayda karşılaştırmasındaki kısma bağlıdır. Karşıt olarak veto aracılığıyla oylama sadece ordinal fayda bilgisini kullanır. Pareto optimumu oybirliği kuralı gibi Pareto gereksiz sonuçları ret etmek sayesinde başarılıdır. Prosedür aynı zamanda kamusal malların miktarı ve onları finanse etmek için vergisel bölüşümün her ikisinin belirlenmesi izniyle daha önce tartışılan iki kuraldan farklıdır.

    Veto aracığıyla oylamanın iki aşaması vardır. İlkinde birey kurul süreci için sonuç öneriyor. 1. adımın sonunda n+1 önerisi statüko sorunlarının (geçen sene ne yapıldı, tüm kamusal malların sıfır düzeyi,…) ve n kurul üyelerinin önerilerinden oluşan mevcudiyeti saptamaktaydı. Veto aracılığıyla oylamanın düzenini belirlemek için daha sonra rasgele bir süreç kullanılır. Rasgele sürecin kullanıldığı ilk kişiyle oy ardışıklığı, (n+1) öğe öneri saptamasından bir öneri elenmesiyle başlar. İkinci veto oy kullanıcı kalan n önerilerinin tek öneri için oy kullanmasına kadar devam eder. Konu saptamasındaki onaylanmamış bir öneri kalıntısı galip olarak beyan edilir.

    Veto aracılığıyla oylama aşaması her seçmenin tercih düzeninde en düşük dereceyi eler. Böylece, yüzeysel görüntülemede, prosedür kurul için en çok tercih edilen sonuçların dağılımının merkezinde veya yakınındaki önerileri seçmek eğiliminde olur. Bu özelliğin bilinmesi bireyleri kurul için en çok tercih edilen sonuçların dağılımının merkezinde ve onların kendi en çok tercih edilen sonuçlarının arasındaki bir yerde olan öneri yapmakla kazanılan önerilerinin olasılığını azaltmakta aldatıyor. Bu iki özelliğin birleştirilmiş sonucu oyçokluğu kuralıyla kapalı paralellikte ortanca seçmen sonuçlarının seçimine yol açmaktaydı.

    Üç Prosedürün Karşılaştırılması

    Samuelson kamusal mallar için bireysel tercih açıklaması görevinin imkansız olduğu ön suçlamasını yaptığı zaman, bireysel maliyet dağılımının kamusal mallar için onun beyan ettiği tercihlere kadar gidebileceğini varsayıyordu (Samuelson 1954: 182). Talep belirleyici ve nokta oylaması süreci tercih açıklama problemini Smith’in (1977) açık arttırma mekanizmasına benzer öteki ilgili süreçlerde yaptığı gibi beyan edilen tercihler arasındaki uzantıyı keserek çözer.

    Yine de bu süreçler seçmen maliyet dağılımına kamusal mallar için onun beyan edilen tercihleriyle direk olarak ilişkilendirilemez. Onlar kurul sonuçlarını geçirmek için seçmenlere zorla maliyet kabul ettirmekteler. Talep belirleyici ve nokta oylaması entrikası seçmenin kurul sonuçları değişimi yönünde gerçek ve ya gerçekçi olmayan oy parası harcaması gerektirir. Veto aracılığıyla oylamada oyçokluğu kuralındaki gibi vetolar serbest mallar değiller. Her bireyin yapmaya sadece bir önerisi ve affetmeye de bir vetosu var.

    Wicksellyan gelenekte her süreç anahtar adalet konusunun onların başvurusundan önce çözüldüğünü varsayar. Kamusal mallar maliyetinin bireysel dağılımı talep açıklayıcı ve nokta oylaması prosedürlerinin her ikisi için belirlenmiştir. Talep açıklayıcılıkla sonuçlar, gelirin birincil dağıtımına, nokta oylamasıyla ise oy noktasına daha uzaktan bağımlı olmaktadır. Veto oylaması birincil gelir dağıtımı sorunlarını bir tarafa atıyor.

    Kolektif eylemlerden sağlanan sonuçların ne türlü olduğuna gelince, öneriler farklılığı yok edilmiştir. Talep açıklayıcı süreç bireyleri kendileri karşısında tüketici arzının miktarını maksimize etmek için onların talep eğrilerinin dışına taşır. Kolektif eylemlerden sağlanan kazançlar onlara en iyi birincil gelir dağılımı ve en düşük kamusal mallar dağıtımının mali dağıtımıyla yayılmıştır. Nokta oylamasıyla kazançlar onlara en düşük vergi dağılımları ve nokta oylamasının en düşük birincil stoklarıyla ulaşılmıştır. Veto aracılığıyla oylamayla paralellik onun düzenin rasgele belirlenmesiyle tahmini olarak getirilmesine benzer ‘’kek-kesme’’ örneğidir. Kolektif eylemlerden sağlanan kazanç, bireyler karşısında eşitliği sağlamak ve bu egalitaryan mülkiyetle kurulu süreçlerin normatif özellikleri eğilimindedir.

    Her birinin zayıf noktası olmasına rağmen, bu üç prosedür kolektif tercihlerde tercih açıklamasının dolaşık problemlerinin hem teorik, hem de pratik anlamda çözülebileceğini vaat etmektedir.

    4. TEMSİLİ DEMOKRASİLERDE KAMU TERCİHİ

    İki Partili Rekabet – Belirleyici Oylama

    Seçmenlerin ve sorunların çok sayıda olması nedeniyle doğrudan demokrasi imkansızdır ve temsilciler bazı anlamlarla seçilirler. Kamu tercihi temsili demokrasinin üç noktasından yansıtılır: temsilcilerin hem iş yerlerindeki, hem de seçilmek için yaptıkları seçim kampanyaları süresindeki davranışları; seçmenlerin temsilciler seçme yönündeki davranışları ve temsili demokrasinin özellikleri. Seçmenler gibi temsilciler de kendi faydalarını maksimize etmekte rasyonel ekonomik insan olarak varsayılır. Downs (1957: 28) ‘’kendi modellerinin temel hipotezlerini: partiler politikalarını politika düzenlemekten ziyade, seçimi kazanmak için politika oluşturduklarını’’ açıklamış ve aynı varsayım genel olarak literatürde yer almıştır.

    Hotelling’i (1929) takiben Downs politik görüşünü tek liberal-muhafazakar (sağ-sol) boyutlara inerek anlatmıştır. Her seçmenin kendi adayını almak için spektrum boyunca en iyi tercih pozisyonu vardır. Daha öteye aday bu pozisyondadır ve onun seçiminin en az arzu edileni seçmendir. Böylece Hotelling – Downs modeli tek yönlü tercihleri varsayar. Eğer her seçmen kendisinin en tercih edilen pozisyonuna en yakın aday lehinde oy kullanırsa, her iki aday da ortanca seçmen tarafından beğenilen pozisyona doğru çekilmiş olur. Sonuç ortanca seçmen tarafından arzu edilen konuların kazandığını kanıtlayan doğrudan demokrasi için Black teoremini anlatmaktadır. Hotelling – Downs modeli için ise, kararlaştırmak için sadece tek sorun var: kazanacak aday sağ ve sola ne kadar uzakta olacak?

    Eğer bütün seçmenler oy kullanırsa, tercihlerin yayımı ne olursa olsun ortanca seçmen sabittir. Oy tercihlerinin asimetrik ve çok modelli dağılımı ve uzaklaştırmadan dolayı seçmen çekimserliği nedeniyle sonuç üzücü olabilir. Eğer yayım asimetrik, fakat tek modelliyse, her aday için optimal pozisyon adayın seçmenden uzakta kaldığı, yani seçmen uzaklaştırılması modeline doğru itilmiştir (Comanor 1976). Seçmen tercihlerinin yayımı iki modelli olduğu zaman uzaklaştırılmanın mevcut oluşu adayların ortancalıktan uzaktaki iki makama doğru yönelmesine yol açabilmektedir (Downs 1957: 118-22). Yine de bu gerekmez. Bu zayıf bir durumsa uzaklaştırma ortanca sonuçlarını değişmez bırakabilir veya genelde stabil olmayan strateji kümesi üretir ki, bunlar da iki partili kazanım sisteminde ortaya doğru çekme gücüdür (Davis 1970).

    Çok boyutlu düzeyde çoğunluk kuralı eşitliğinin sabit olmayışı ile ilgili sonuç bizi direk olarak temsili demokrasiye götürür (Downs 1957: 54-62). Diğer bütün sorunları ortadan kaldıran çok boyutlu boşlukta sorun bulurken oyçokluğu kuralıyla diğer bütün platformları yok eden çok boyutlu platform seçiminde adayın karşılaştığı problem aynıdır. Bütün seçmenler oy kullandığı zaman hiçbir problem bütün diğer platformları yok edenlere yakın değildir. İş yerine ilişkin faaliyetler boyutu onları birincil tercih boyutuna götürür ve yarışmacıların ikinci galibiyet platformu tercih etme avantajları var. İki partili sistemde konjonktür makamı işgal eden kimselerin devamlı elenmesi olarak ortaya çıkacak.

    İki Partili Rekabet – Olasılık Oylaması

    Konjonktür problemi kamu tercihini başından beri usandırmıştır. Konjonktür politik süreç sonuçlarına belirsizlik ve tutarsızlık götürerek başarı sağlanan sonuçların normatif özelliklerini ve gözlemcinin sonuç beklentisi yönündeki yeteneğini güçleştirir. Ortanca seçmen teoremi bu belirsizlik batağından çıkış yolu olarak; pek çok ampirik çalışmalar içeren bir yol sunar. Fakat ortanca seçmen eşitliği tek boyutta olan sorunların boşluğu; akla yakın olmayan varsayımların ‘’hilesi’’ olarak artakalır (Hinich 1977).

    Son zamanlar yine de bazı yazarlar ‘’ olasılıklar oylaması’’ adı altında politik seçimleri modele etmişler ve aday rekabetinin daha ziyade normatif özelliklerle sonuç eşitliklerine yol açtığını denemişlerdir (Özellikle bkz. Conghlin and Nitzan 1981, Ledyard 1984). Olasılıklar oylaması modelleri seçmen tercihlerine girişte seçmenlerin aday platformları ve dışsal faktörleri (örneğin ideolojiler hatalar) konusunda, adayların ise seçmen tercihleri konusunda belirsiz oldukları varsayımları altında akla yakın görünür. Özel çıkar gruplarının egemen tercih oylarını nasıl analiz ettiğine alıştığımızda, diyelim çiftçi grupları, olasılıklar oylaması modelleri karşıt olarak adayları çiftçi gruplarının oylarının küçük bir parçasını onlara karlarını yükselteceği vaadini vererek kazandığını farz edin. Belirleyici oylama modeli grubun oylarının en yüksek karı vaat eden adaylara gittiğini varsayar.

    Olasılık oylaması modelini kullanarak Conghlin (1990) gösteriyor ki, oylar için rekabet adayların farklı çıkar gruplarına birinin farklı ağırlıklar ataması da olsa, ilave olunacak refah fonksiyonunu dolaylı olarak maksimize eden farklı platformlar tercih etmesine yol açar. Yine de, bu mülkiyet oylar için rekabetçi çabalarda elde edilen eşitlik hakkında önemli normatif sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Adayların farklı grup oylarından emin olmadıkları ve onlarla ilgili yaklaşımda bu grupların farklı yetenekleri olduğu zaman bireylerin politik rekabetten karları onların ait olduğu çıkar grubuna dayanmaktadır. Çıkar grupları ve vatandaşlar arasında aracı olarak davrandıkları zaman insana özgü egalitarianist oyun düzeni bozulur.

     

    Oylama Kalitesi

    Olasılık oylaması modelleri demokratik kurumların normatif korumacı sonuçlar başarabileceğini vaat ediyor. Bununla birlikte, olasılık oylaması varsayımı çift uçlu kılıçtır. Konjonktür sonucunda o ormanı tamamen keserken eşzamanlı olarak toplu tercihlerin normatif yetkilerini teklif eder. Bunun için o aday pozisyonunun seçmen bölümü üzerinde veya seçmen tercihleri hakkında adaylar bölümü veya her ikisi üzerinde kuşku zanneder. Dolaylı olarak bu seçmen ve adayların elde ettikleri nitelik ve nicelik sorusunu ortaya atar.

    Politika bilimine Downs’un en etkin katkılarından bir tanesi geliştirdiği ‘’rasyonel cahillik’’ kavramıdır. Geniş tabanlı bir seçimde her oyun sonucu etkilemede önemsiz derecede olasılığı var. Bunu fark eden rasyonel seçmen aday hakkında bilgi toplamak için zaman ve para harcamaz. ‘’Rasyonel cahil’’ olarak kalırlar. Eğer seçmen bilgisi tanımlaması doğruysa, ki düşünmeye değer inceleme kanıtları öyle olduğunu gösteriyor, o halde hangi adayların rekabeti yönünde politika alanının boyutlarının ne olduğu tam olarak açık değil.

    Brennan ve Buchanan (1984) ilgili konuyu ortaya atmışlar. Onlar seçim sürecinde oy ortaklığını spor oyunlarındaki fanatikler ‘’ ortaklığına’’ benzetmişler. Oyuna devam ederek ve takımlardan birini destekleyerek fanatik taraftar, o takım hakkında tercihlerini beyan eder. Bununla birlikte fanatik taraftar takımının başarı şansına onun desteğinin katkısı düşünülerek aldatılmamıştır.

    Spor oyunlarındaki gibi oylama etkili değil anlamlı bir davranıştır. Birey dolarlarını Toyota’dan daha fazla Ford için oylamaya savurduğu zaman, bu karar nihai sonuç sağlamada etkilidir. Çünkü , arabayı kullanacak olan odur. Fakat Ford’un adayı Carter için tekil oylamanın seçim sonuçları üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Tek oyun sonuçsuzluğu doğası bireyi aday seçiminde zora sokmakta, konu dışı veya rasgele düşünmeye izin vermekte serbest bırakmaktadır. Politik rekabet seçmenlerin beyan edilen tercihlerinden kaynaklanan refah maksimizasyonunu başarsa bile, geriye bir soru kalmaktadır: bu oyların anlatımları nelerdir?

    Rant Kollama

    Geleneksel monopol tartışması bırakılmış tüketici artığını monopolden kaynaklanan kayıp olarak ve tüketiciden monopolcüye doğru gerçek dağıtım olarak işler. Bununla birlikte varsayalım ki, monopol devlet nedeniyle vardır. Diyelim bir rotada havayolu monopol olarak kabul edilmiştir. Bu rotada birden fazla havayolu hizmet sunarsa, o halde monopol rantı bunu monopole vermek için hükümeti ikna etmeyi başaran hava yoluna verilecek bir ödüldür. Havayolları monopolü kazanma olasılığını arttırmak için harcama yapacaklar. Bu durum Tullock’un (1967) bu harcamaların kayıp tüketici fazlasının refah üçgenine eklemede monopolün sosyal bir maliyetini oluşturduğu konusundaki ilkin anlayışıdır.

    Buchanan (1980: 12-14) rant kollama harcamalarının üç şeklini tespit etmiştir:

    monopolün potansiyel alıcılarının gayret ve harcamaları;

    2. devlet resmilerinin potansiyel alıcıların harcamalarına tepki gösterme veya onları elde etme gayretleri;

    3. rant kollama faaliyetlerinin sonucu olarak monopolün kendisi veya devlet tarafından ikna edilen üçüncü parti çarpıtmaları.

    Bunların her birine aşağıdakiler örnek olabilir.

    1. Rotaları verecek devlet resmilerine rüşvet vermek için havayolları lobiciler istihdam eder.

    2. Bu resmilerin rüşvet sonucu gelirleri arttıktan sonra düşük dereceli resmiler bu pozisyonu ele geçirmekte kendi şanslarını artırmak için havayolu sanayisini öğrenmeye zaman harcayacaklardır.

    3. Devlet resmilerinin monopol yaratarak sağladıkları ek gelirler sübvansiyon için diğer çıkar grupları arasında rekabete yol açar.

    Fiyat ve çıktı üzerinde devlet düzenlemeleri rant kollamanın yer aldığı en göze yakın yollarıdır. Posner (1975) rant kollama düzenlemelerinin sosyal maliyetini altı endüstride; tıbbi hizmetler, törenler, süt, taşıyıcı motor, petrol ve havayolu endüstrilerinde tahmin etmektedir. Rant kollama sayesinde rantların tüm dikdörtgen dağıtımı varsayımıyla farklı talep elastikiyeti varsayımlarıyla birleştirilmiş rant kollama ve tüketici fazlası kayıpları endüstrinin satışlarını %10’dan %60 oranına sıralar.

    Tarife ve kotalar devletin seçilmiş endüstrilere rekabetten korunmakta verdiği diğer bir korumacılık şeklidir. Bu konudaki öncü eserinde Krueger (1974) 1964’te Hindistan’da ithal ve diğer konular için lisanslarda rant kollamacılığını araştırmış ve potansiyel kaybın milli gelir kaynaklarının %7.3 kadar olduğunu tahmin etmiştir. 1968 yılında ise Türkiye’de ithal lisanslarıyla GSMH’nın %15’nin israf edildiği belirtilmiştir.

    Devletin Üretim Arzı

    Önceki bölümdeki çıkar grubu üyelerinin veya seçmen vatandaşların bireysel tercihlerini kamu sektöründeki sonuçlar belirler. Piyasa gibi devlet de kamusal politikalar için bireysel talep toplamada basit bir kurum görünümündedir. Adaylar tek kelimede seçilmek isterler. Rekabetçi politik sistemde devleti onlar sadece rehin olarak dışarıda bırakırlar. Rant kollama literatüründe biz devletin bir anlık sadece öteki tarafını görebiliriz. Politikacılar da aynı zamanda zenginlik ve eğlence için zaman isterler. Onların tercihleri kamu sektörü sonuçlarını etkiler.

    Niskanen’in bürokrasi hakkındaki öncü kitabı bürokratın olası amaçlarını aşağıdaki şekilde listeler: maaş, büro genişliği, kamu itibarı, güç, patronaj, büro çıktısı, değişiklik yapmadaki kolaylık ve büroyu yönetmedeki kolaylık’’ (Niskanen 1971; 38). Bunların hepsi ama özellikle son ikisi bütçe genişliği ile ilişkilendirilebilir. Böylece, bürokrat bütçe maksimizasyoncusudur. Kendi dairelerinin üretim maliyetini bilmek için sadece bürokrat üstlendirilmiştir. Bu bilgi onlara kendi sponsörleri (meclis, seçmenlerin büyüklüğü) üzerinde güç kullanma imkanı ve sponsörlerin büronun gerçek maliyet fonksiyonunu bildikleri halde, onların yine tercih edecekleri bürokratların büro bütçesi ve çıktılarının kombinasyonunu kabul eden tüketici fazlalıklarını savunur.

    Niskanen modelinde bürokrat tüm kağıtları elinde tutar. Onlar kendilerinin maliyet fonksiyonunu ve sponsorlerin maliyet fonksiyonlarını bilirler. Farklı çıktı arzlarının gerçek maliyeti bilgisizliğinde olan sponsorlar büronun bütçe teklifine pasif olarak reaksiyon gösterirler. Fakat sponsorlar seçmen çıkarlarına iyi bir şekilde hizmet sunan hükümet programlarının nasıl oluşu alanında oylar için yarışırlar. Bürokratlar promosyon, bürolar ise sponsor istekleri doğrultusunda en iyi çıktı arzı sunmakta yarışırlar. İki başlıca aktör anlaşmazlığının çıkarı ve büro bütçesi üzerinde sponsor- büro anlaşmazlığını görüntülemek için en genel yol sponsor/talep eden/arz eden arasındaki pazarlık oyunudur (Breton ve Wintrobe 1975; 1982; Miller 1977; Eavey and Miller 1984). Büronun kendi lehinde bazı derecelerde monopolcü gücü var. Fakat sponsor para çantasını kontrol eder. O ödül ve cezalar verebilir, bir yere kadar bilgi toplar ve onu gizlice elinde tutar. En pazarlıkçı modellerde en akla yakın sonuç anlaşmadır. Büro bütçesi bürokratın hedeflediğinden az olur, fakat yine de sponsorun istediğinden fazladır. Gevşeklik ve etkinsizlik ilerlemede hediyedir.

    Bürokrasi Modellerinin Ampirik Testleri

    Gündem Belirleyicilerin Gücü

    Oregon’da her okul bölgesinin kanunla belirlenmiş maksimum bütçeleme sınırı var. Bununla birlikte, okul yönetim kurulu bütçe büyüklüğünü bütçe genişletici öneriyle yıllık referandumda artırabilir. Eğer yeni önerilen bütçe geçerse, bu yasal sınırlamanın yerine geçer. Başarısız olursa, bütçe kanunla belirtilen sınırlamaya döner. Bu durum birisini ortanca seçmen tarafından en iyi şekilde tercih edilebilecek optimum harcama seviyesi farz ederek, okul resmilerinin motivasyonuyla ilgili hipotezleri test etmeye izin verir. Eğer dönüş seviyesi ortanca seçmenin en çok istediği derecede düşük ise, okul yönetim kurulu onlara onların dönüş noktasında elde ettikleri karlardan daha fazlasını vaat ederek ve daha geniş bütçe önererek onların istedikleri bütçe büyüklüğünü daha fazla belirlemekte onları zorlayabilirler.

    Rower ve Roseuthal (1978,1979,1982) dönüş seviyesi okul sistemini ayakta tutabilecek gereklilik seviyesinden düşük olduğu durumda, referandumun ortanca seçmen tarafından en çok tercih edilenden daha yüksek %16.5 2den %43.6’ya kadar bir oranla okul bütçesi yaptırarak geçebileceğini bulmuşlardır. Hipotezlerin eklenen pekiştirmeleri 64 bölgede sunulmuş ve birisini (üç bölgede) geçirmekte veya referandum yapmakta her birinde başarısız olmuştur. Dönüş bütçesi ortanca seçmen tarafından istenen seviyeyi aştığı zaman, birisi okul yönetiminin seçim çağrısı yapmayacağını bekler ve yalnız kendi kurulu seviyesinin tamamını, %100’nü hesaplar. Bu 64 bölgedeki hesaplamalar anlamı onların ilkin hesaplamalarının %99’u üzerinde idi (ayrıca bkz Filimon 1982).

    Oregon sistemi okul resmilerini referandum önerileriyle bütçe artışlarını sağlamak veya terk etmek için genel olmayan cazip imkanlar sağlar. Bununla birlikte yukarıda not edildiği gibi, büro bütçelerinin çoğu büro ve onun sponsorları arasındaki pazarlık sürecinin sonucudurlar. Eavey ve Miller (1984) sınıf deneylerini kullanarak sadece sponsor/talep edilenlere koalisyon görüşmesi ve düzenleme hakkı onların gücünü gündem belirleyiciler ile karşılaştırıldığında artırdığını göstermiştir. Eavey - Miller deneyleri kurullar ve gündem belirleyicilerin daha çok tercih ettikleri seçimlerin eleştirisi arasına düşen sonuçları hazırlamıştır.

    Kamu ve Özel Sektör Tarafından Sunulan Hizmetler Arasındaki Maliyet Farkı

    Büro hizmetlerinin doğası onları topluluk taleplerinin seviyesinin ötesindeki çıktıları harcamak için zorlar. Çoğu çocuk okula gönderildiği halde eğitimsiz kalır, çoğu çöp bırakıldığı halde toplanmayabilir. Bu durumda büro üyelerinin hala yüksek maliyetlerle sağlanan çıktı talepleriyle kendi bütçelerini artırma yönünde yoğunlukları var. Ekstra maliyetler rekabetçi ücretlerden, gereksiz veya genel X-etkinsizliğinden daha fazla aksettirilebilir. Pek çok araştırmalar özel ve kamu şirketleri tarafından sağlanan benzeri hizmetlerin koşullarını karşılaştırmıştır. Bazı elli araştırmanın sadece ikisinde Borcherding (1982) tarafından incelemesinin yapıldığı araştırmalarda hizmetlerin kalitesi değişmez olarak alınmış ve kamu mallarının özel mallara karşılık daha etkin olduğu bulunmuştur. Kırkından fazlasında ise kamu şirketleri aynı hizmetleri sağlayan şirketlerden önemli derecede az etkin bulunmuştur. Hizmet azalışının kamu koşulunun kendi koşullarının etkinliğini azalttığının kanıtı israf edici görünmektedir.

    Leviathan Devlet

    Brennan ve Buchanan (1980) devleti monopolcü olarak modelize etmişler. Politik rekabet seçilmiş resmiler arasında çarpışmayı ve devresel oy çokluğu kuralındaki kesin olmayan sınırlamalar sağladığını düşünür (Brennan ve Buchanan 1980; 17-24). Niskanen modelinde olduğu gibi Brennan ve Buchanan modelinde de devletin ilk objektifliği gelir maksimizasyonu varsayımıdır.

    Devletin yardımsever kamusal mal üreticisinden ziyade kötü niyetli gelir maksimizasyoncusu olarak görüntüsünün çizilmesine rağmen, kamu maliyesi vergi literatürünün geleneksel önerilerinin çoğu halen kafalardadır (Brennan ve Buchanan 1980; 2). Geleneksel analizler devletin amaçlarının verilmiş gelir konuları miktarının tam etkinlik ve adalet sınırlaması için yükseltilmesi olduğunu varsayar; Brennan ve Buchanan vatandaşların verilen miktarda devlet bürokrasisinin gelirleri üzerinde kendi sınırlaması üzerinde sınırlamalar empoze etmeyi aradığını varsayar. Vergi uyarlamasıyla yükselen gelir miktarıyla, gelir kaynaklarının en inelastiğine saldıran ve çarpıtımın minimum miktarını ikna eden optimal vergi bu anlamda tekdir. Maximandı sağlayan gelir miktarıyla vatandaşlar devleti daha fazla vergi bazında sınırlayacak ve kendilerinin gelirlerini ve tamamen vegilemeden koruyacaklardır. Bürokratlardan kendi bütçelerini maksimize edeceğini bekleyen vatandaşlar vergilendirilecek gelirlerini ve gelir türlerini kurumsallıkla kısıtlamak için kendilerini öyle yapmaya zorlayacaklar.

    Leviathan model Wicksell (1986) reçetesine onları karşılayacak vergilere uzanan harcama önerilerine ek gerekçe getirir. Wicksell bu öneriyi vatandaşların maliyet ve karlarına bilgilendirilmiş tercihler sağlamak için yapmıştır. Bunun bütçe temin etme ve devleti daha fazlası için bazı kamu karları sağlamaya zorlayan ek avantajları var (Brennan ve Buchanan 1980; 154-5)

    Borç ve para yaratmanın geleneksel analizleri yeni gelir kaynakları arayan Leviathan’ın elinde devletin motivasyonunun ılımlı olduğu varsayıldığı sürece her iki politika aracı aşırı derecede tehlikeli olur. Devletin para basma kapasitesi üzerine sınırlamalar getirirken kurumsal denk bütçe düzeltmeleri doğallık arz eder (Brennan ve Buchanan 1980; 5,6,10).

    5. NORMATİF KAMU TERCİHİ

    Arrow Paradoksu

    Toplumun Sosyal Sözleşmesinde veya Anayasasında birleştirilmiş temel değer yargılarını belirten temel ahlak aksiyomlarına dayanarak sosyal refah fonksiyonunu tanımlamak için Arrow (1951) çok etkin çaba göstermiştir. Burada şaşırtıcı olan soru ise, hangi ahlak normlarının sosyal tercih sürecini kuracağı ve hangi kolektif tercih süreçlerinin bu normlara uygun olacağı sorusudur. Cevap çok tatmin edici olmamaktadır. Zayıf ve ahlaki olarak sönük olan aksiyomlar, hiçbir süreçte bunlara uygun olmamaktadır.

    Vickrey’in (1960) aksiyom tespiti hepsinden daha anlamlıdır.

    1. Oy birliği (Pareto önerisi): eğer bir bireyin tercihi diğer bir bireyin tercihine muhalif değilse, bu tercih sosyal düzenlemede korunmaktadır.

    2. Diktatörlük dışı: Bireyin iki alternatif arasında tercihini belirttiğinde ve diğer bütün bireyler aksi bir tercih yaptığında birey bu durumdan memnun olmaz, onun tercihi her zaman sosyal düzenlemede korunmaktadır.

    3. Geçişlilik: Sosyal refah fonksiyonu tüm muhtemel alternatiflerin tutarlı düzenlemesini sağlar, yani (aPbPc) ® (aPc) ve (a I b I c) ® (a I c)

    4. Dağılım (sınırsız alan): Üç x, y ve u alternatiflerinde u, s ve y’nin altı olası sıralamsının her biri bütün bireyler için tüm alternatiflerin bazı kabul olunabilir sıralamalarını içermektedir.

    5. Konu dışı alternatiflerin bağımsızlığı: Her hangi iki alternatif arasında sosyal tercih bu iki alternatifin ötesinde bireylerin sıralamalarına bağlı olmalıdır, ancak diğer alternatiflerde bireylerin sıralamalarına bağlı olmamaktadır.

    İspatın altında yatan sezgi aşağıdaki gibi olmaktadır. Sınırsız alan sıralı alternatiflerin olası birleşmelerine izin vermektedir. Oybirliği ile seçilmiş alternatif ortaya çıkmadığında Pareto tercihli alternatifler arasında seçim yapmak için metot geliştirilmelidir. Bağımsız tahmin iki konu için, bu konulara karar verildiğinde bireylerin sıralı tercihlerine olan ilgiyi sınırlamaktadır. Bununla birlikte, çoğunluk kuralında da görmüştük ki, iki alternatif arasında tercihleri kabul eden kuralları oluşturmak kolaydır, ancak üç tercih söz konusu olduğunda dalgalanma ortaya çıkmaktadır. Geçişlilik 3 tercih arasında seçimi zorlamaktadır. Sosyal tercih süreci kesin olmayarak terk edilmemelidir (Arrow 1963:120) Ancak eldeki bilgi ile diktatörce olmayan tercih yapmak için metot geliştirilmemektedir.

    Şartların Kolaylaştırılması

    İmkansız sonuçlardan kaçınmak için, şartlar kolaylaştırılmalıdır. İlk olarak kabul edelim ki, teorem olduğu için başarısı, bu koşulların yetersizliğini tamamen önlemektedir. Gerçi, biz göreceğiz ki, bu aksiyomlar ilk olarak ortaya çıktığından bir dereceye kadar daha güçlü olmaktadır, ancak bir yerde birey dağıtım eşitliğinin makul koşullarının sağlanmasını isterse bu aksiyomlar yetersiz kalmaktadır. Mesela, bu aksiyomlarda, bir grup eğer Pareto sınırında ise bu grubu diğerlerinin istismarından koruyacak her hangi bir şey yoktur. Hatta bu ve diğer eşitlik fikirlerimizin ihlaline yol açtığında bu aksiyomları yeterli kılacak Pareto optimal serisi arasında seçmek için bir metot bulamadık.

    Oybirliğinin yetersizliği ve diktatörlüğün olmaması konuları, eğer bireycilik ve vatandaş bağımsızlığı idealleri sürdürülürse daha çok tartışılır gibi gözükmektedir. Bununla birlikte, diğer 3 aksiyom da daha geniş tartışma gerektirir.

    Geçişlilik

    Arrow geçişlilik veya tutarlılığın gerekliliğinin sebebini “bazı sosyal tercihler her ortamda yapılmalıdır” şeklinde göstermektedir. Bununla birlikte, bu hedefe ulaşmak için, tam tutarlılık gerekmemektedir. Bu teoremin mümkünlüğü geçişlilik yarı geçişliliğin (yani yalnız sıralı tercih ilişkisinin geçişliliği) veya devrililiğin (X, PxzP xn-1Pxn® x1Rxn) yerine konularak ispatlanmıştır (Sen 1970a: 47-55). Maalesef, yarı geçişlilik oligarşiye oybirliği tercihini ekleme gücü tanımaktadır (Gibbard 1969): devrilik toplumun belirli bir grubunun tüm üyelerine veto hakkı vermektedir (Brown 1971). Böylece, tutarlılık ihtiyacı geçişlilikten yarı geçişliliğe ve de devrililiğe geçtiğinden diktatör güç değişmektedir, ancak tamamen ortadan kalkmamaktadır. Sosyal karar alma sürecinin katı olması gerekliliği bir bireye veya bireylerin bir kısmına karar alma gücü vermektedir.

    Zayıflayan geçişlilikten sağlanan faydayı ya yarı geçişliliğe ya da devriliği sağlamak için gereken bireysel tercih düzenlemelerinin örnekleri göz önünde tutularak azaltılmalıdır. Çoğunluk kuralına göre, sonuçta, devriliğe uygun ve gerekli olan şartlar aynı geçişlilik için de gerekli olan şartlar aynıdır, ve bunlar birey sayısı tek olduğunda sırayla geçişlilik sağlayacaklardır (bak Sen ve Pattanaik 1969, Inada 1970, Sewn 1977a)

    Böylece, tüm çevreden sağlanmış olan tercihin niteliği korunursa, yetersiz olan tercih tam geçişlilik ihtiyacına bağlanarak kayb olacaktır.

    Sınırsız Alan

    Sınırsız alan aksiyomunun ispatı tercih özgürlüğüne benzemektedir. Her birey tercih sıralamasında özgür olmalıdır. Tercih özgürlüğünün sorumluluk duygusunu etkilemesine rağmen bireyler çeşitli tercih sıralamasına sahip olduğunda anlaşmazlık hızlı bir şekilde ortaya çıkar. Dalgalanmalar tamamen mümkündür, ve eğer geçişliliğe ihtiyaç duyarsak imkansızlık sonucuna ulaşmış oluruz.

    Bu problemin iki yolu bulunmaktadır:

    1. Kolektif tercih sürecine giren tercih sıralama şekillerini sınırlayarak sınırlı alan aksiyomunu diğer aksiyomların yerine koymak; mesela öne sürülen konularda anayasal sınırlamalar getirmek. Mevcut mülkiyet haklarının korunması bu tür sınırlamaya örnektir. Her kes toplumun üyesi olabilir, ancak her tercih kolektif seçim sürecinde kabul görmez.

    2. Kolektif tercihleri olanaklı kılan tercih sıralamasına sahip kişilerin girişini sınırlamak

    Çoğunluk kuralının dengeyi ve diğer dört aksiyomla birlikte sosyal refah fonksiyonunu sağladığı münferit-zafiyet (single-peakedness) ile desteklenebilmektedir. Bununla birlikte, bu durum hem konuların seçimi ile ilgili hem de bu konulara karar veren seçmenlerle ilgili sınırlamaları gerektirir (Slutsky 1977). Konular hepsi tek boyutlu olmalıdır. Seçmenler eşzamanlı olarak iki konu üzerinde düşünememektedirler: onların tercihleri bütün boyutlarda münferit zayıf olmalıdır.

    Münferit zafiyet tamı tamına uyum – konuların nasıl sıralandığına dair uzlaşma - homojenliğinin önemli bir derecesini varsaymaktadır (Sen 1970a: 71-5; Plott 1976 : 569-75). Deneysel yöntem, seçmen tercihleri çok “homojen” olduğu için ve sayısı seçmen “zıddiyeti” ile arttığı için çoğunluk kuralının altında dalgalanma olasılığının azalmakta olduğunu göstermektedir (Plott 1976: 532). Bu sonuçlar devlette homojen tercihlere sahip olan kişilerin sayısının sınırlanmasını önermektedir. Klüpler ve oylama teorileri homojen uyumları olan toplumların katılımı ile şekillenen süreçleri tanımlamaktadır. (Tiebout 1956; Buchanan 1965a; Sandler and Tschirhart 1980). Klüplerde (yerel topluluklar) dışsallıkların mevcut olmaması ve tam değişkenlik, serbest giriş vb. süreçler Arrow probleminden uzak kalmaktadır. Bununla birlikte dağılma olduğunda bazı karaların tüm toplum tarafından alınması gerekir ve imkansızlık problemi burada ortaya çıkar.

    Uygun Olmayan Alternatiflerin Bağımsızlığı

    Uygun olmayan alternatiflerin bağımsızlığı çok sayıda tartışmalara ve eleştirilere konu olmuştur. Bireylerin şahsi sıralaması üzerine bilginin iki alternatifi arasında tercih sınırlamasında bireyin faydaları önemsemesi ve bireyler arası karşılaştırması ile tüm bilgiler dikkate alınmaz. (Sen 1970a: 89-91) Kolektif tercih sürecine önemli fayda bilgisini dahil etmeyen iki açıklama mevcuttur. Birincisi, önemli faydaların ölçülmesinin zor ve ihtiyari olması, ve bireyler arası karşılaştırılabilir önemli faydaları bir araya getiren her hangi bir sürecin zarar görür olabilmesidir. Bu Arrow’un temel endişesi olarak gösterilmektedir. (Arrow 1963: 8-11) Kamu görevlileri tercihlerini toplum için yaptığından Arrow’un endişesi kolektif tercih sürecine dayanmaktaydı. (Arrow 1963: 106-8) Kamu görevlilerinin bireyler arası fayda karşılaştırmalarında yer almasına izin verilerek onlara büyük ölçüde ihtiyari güç verilmektedir.

    Eğer temel fayda bilgisi seçmenlerin kendileri tarafından sağlanırsa, söylendiği gibi nokta oylaması altında, ihtiyari güç ortaya çıkmaz. Bununla birlikte, nokta oylamasına benzer işlemler stratejik manüpilasyonlarda teşvik edici olmaktadır. Bağımsız aksiyom tercihlerin stratejik yanlışları için teşvikleri elimine etmektedir, ancak maliyetlerde diktatör olmayan oylama süreçlerini de elimine etmektedir. (Gibbard 1973; Satterthwaite 1975).

    Kamu Tercihine Eleştiriler

    Arrow teoremi göstermektedir ki, yukarıda açıklanmış olan beş aksiyoma eşzamanlı olarak uygun olabilecek her hangi bir süreç yoktur. Bu paradoksun dışında iki umut verici yol bulunmaktadır. Birincisi, geçişliliği dikkate almamak ve en iyi alternatif için – sosyal tercih – seçimi bırakmak. Bunun yerine sosyal tercih sürecinin adil veya demokratik ve diğer genel değerlerle uyum içinde olması ihtiyacı geçebilir. Alternatif olarak, sosyal düzenlemenin yapılması gerekli ise, bağımsızlık aksiyomu veya sınırsız alan gevşetilmelidir.

    Küçük sorunlar tek boyutlu olduğundan dolayı yalnız münferit zafiyet tercihlerine müsaade edecek gevşetilmiş sınırsız alan umut verici gözükmemektedir. Daha gerçeğe uygun olan, özel ve yerel klüplerde gönüllü birleşme yolu ile kamu malları için tercihlerin ortaya çıkmasına müsaade edebilmemizdir. Bu çözüm oybirliği ilkesine uygun olarak problemi çözmektedir, ancak global kamu malları düşüncesindeki tüm dağıtımsal önem ve problemleri bir tarafa bırakmaktadır.

    Stratejik davranış söz konusu olmadığında, seçmen tercihleri hakkında bilgileri bir araya getirme gibi, nokta oylaması gibi, yöntemlerden biri kullanılabilir. Bununla birlikte, bu yöntemin normatif özellikleri kararlarda hangi konulara yer verildiğine bağlı olmaktadır. Böylece, sınırsız alanın veya uygun olmayan alternatiflerin bağımsızlığının gevşetilmesi, hangi konulara karar verilmeli, kim karar almalı, hangi tercihler ölçülmeli, bu tercihler ne ile ölçülmeli gibi soruların sayısını artırmaktadır. Böyle tercihler dolaylı veya doğrudan bireyler arası fayda karşılaştırmalarını kapsamaktadır, ve açıkça belirtilirse, spesifik bireyler arası fayda karşılaştırmalarını ifade edebilecek bazı ilave değer önermelerini dikkate almamalıdır. Eğer seçilmiş sosyal tercih açıklanırsa bu durum kaçınılmaz olur. (Kemp ve Asimakopulos 1952: Hilderth 1953; Bergson 1954; Sen 1970 a: 123-5, 1974, 1977b).

    Pareto Liberalizminin İmkansızlığı

    Teorem

    Arrow teoremi, tüm sosyal tercihlerin ötesinde bir kişiyi diktatör yapmadan sosyal tercih sürecinde dört uygun sınırlamayı sağlayabilmenin imkansız olduğunu göstermektedir. Sen (1970a, B) her bir bireyin bireysel “sosyal” tercihte, mesela banyosunda kullanacağı renk seçiminde, diktatör olmasının mümkünlüğünü araştırmıştır, ve bir başka imkansızlık teoremine ulaşmıştır. Onun ihtiyaç duyduğu anahtar aksiyom aşağıdaki gibidir:

    Bireysel özgürlüğün kabulü: Bireyin karar vermekte serbest olduğu bireysel konular mevcuttur, ve tercih yapıldığında bireyin en iyi olduğunu düşündüğü konulardan her biri tümüyle toplum için de en iyi olarak kabul edilmelidir, diğerlerinin ne düşündüğü önemli değil. (Sen 1976: 217)

    Sen her bireyin sosyal tercihlerde kararlı olmasına müsaade edilmesi koşuluyla bu ilkeni oluşturmaktadır ve bu ilkenin, sınırsız alanın ve Pareto teoreminin devri sosyal karar fonksiyonu ortaya koyduklarını göstermektedir. (1970 a, b) Teorimin dikkate değer tarafları vardır.

    Sen bu teoremi aşağıdaki örnekle açıklamaktadır. Bayan Chatterley’in Sevgilisi adlı kitabının okunması için aşağıdaki üç durum mümkündür:

    a A kitabı okur, B okumaz

    b B kitabı okur, A okumaz

    c her ikisi okumaz

    A, aşırı derecede erdemlik taslayan birisi olarak, kimsenin bu kitabı okumamasını, ve B’den önce bu kitabı okumayı tercih etmektedir. Aşırı derecede şehvete düşkün olan B A’nın kitabı okumasını, ancak kendinin ondan önce okumasını tercih etmektedir. Bu durumda

    A için cPaPb

    B için aPbPc

    Serbestlik ilkesi B’ye okuma veya okumama seçimi tanımaktadır,

    bPc

    Aynısı A için de geçerli

    cPa

    Bununla birlikte, hem A hem de B a’yı b’ye tercih ettiğinde; böylece Pareto ilkesi ile durum aşağıdaki olmaktadır:

    aPb

    ve devrilik söz konusu olmaktadır.

    Kurallar Paretonun Ötesinde

    Sen’in paradoks için tercih ettiği çözüm Parteo ilkesinin özgürlük haklarını bırakmasını gerektirmektedir. (Sen 1976, 1982)Bireyler, genelde müdahaleci olmalarına rağmen, tercihlerinin bir kısmı “dikkate alınmadığı” veya “farklı şekilde ölçüldüğü” için zorla kabul ettikleri özgür değerlere sahip olabilmektedirler. B kendisi için uygun olan tercihin b veya c olduğunu ifade edebilir

    B için bPc

    A ise kendisi için uygun olan durumun aşağıdaki olduğunu ifade edebilir:

    A için cPa

    B kitabı okuduğunda, A okumadığında sosyal sıralama serbest sınırlama olasılığı ile geçişli olmaktadır.

    Sen’in çözümü ile, bireylerin paradoksun başka türlü olmasından çekindikleri için böyle davrandıkları farz edilerek paradoks çözülmektedir. Fakat, eğer bireyler kararlı ve müdahaleci iseler liberal ilkeler ile Pareto optimumu arasında çelişki kalacaktır. Bir sonraki çözüm bireylerin kararlı müdahaleci meraklarına dayanmaktadır.

    Pareto İşlemleri

    Örneğin orijinalinde, kitabın sadece bir kopyası olduğu kabul edilerek çelişkinin belirli derecesi ortaya koyulmaktadır. Kitabın her iki kişide de olduğu farz edilerek, ve tüm mümkün sosyal durumlarda, her bireyin iki durum için (kitabı okuması veya okumaması) kararlı olduğu şeklinde liberalizm yeniden tanımlanarak bu zorluktan kaçınılabilir. Tablo 5’de karar tercihleri gösterilmiştir ve buraya bir tercih daha – hem A’nın hem de B’nin kitabı okuduğu d olasılığı- eklenmiştir. Sen ilkesi A sıra tercihi verirken, ve B birinci sütunda sınırlanırken, değiştirilmiş liberalizm ilkesi A’ya sıra tercihi tanımakta ve B’ye sütun seçimi sağlamaktadır.

    Tablo 5

       

    B, Şehvete

    Düşkün

       

    BCS’ni* okur

    BCS’ni okumaz

     

    BCS’ni okur

    a

    d

    A, Erdemli

         
     

    BCS’ni okumaz

    c

    b

    Bu yeni liberalizm ilkesinin özgürlük paradoksunu çözmemesine rağmen, bir çıkış yolu önermektedir. Tablo 5 bir mahkum çıkmazıdır. Eğer her birey, diğerlerini cezalandırma gibi dışsallıkları önemsemeden kendi özgürlük haklarını uygularsa b durumu söz konusu olmaktadır (Fine 1975; Buchanan 1976). Diğer dışsallıklarda, mahkum çıkmazının özelliği diğer aksiyoma– tüm bireyler karşılıklı fayda alış verişine katılmada serbesttirler- başvurmasıdır. Ve mahkum çıkmazı A’nın kitabı okuması karşılığında B’nin kitabı okumamayı kabul etmesi A ile B’ye kendi aralarında anlaşmaya varmalarına müsaade etmektedir. (Coase 1960) Böyle anlaşmalar, bireye kendi haklarını yerine getirmesine veya getirmemesine müsaade etmesi için liberalizm aksiyomunun yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir (Gibbard 1974; Buchanan 1976; Kelly 1976; Nath 1976; Breyer 1977; Barry 1986).

    Kamu Tercihine Eleştiriler

    Liberal paradoks literatüründe özgürlükler ve bireylerin müdahaleci seçimlerinin eksojen (dıştan doğan) nitelikli olduğu belirtilmektedir. Zorla kabul edilen özgürlük haklarının arzu edilebilir olması olmuş gibi kabul edilmektedir. Müdahaleci tercihlere sahip bireylerin olduğu farz edilir ve paradoks ortaya çıkar. Böylece teoremlerin kolektif tercihlerden daha ziyade ahlaki tercihlerle ilgili olduğu gözükmektedir. Eğer toplum paradokstan kaçınmak isterse bireyler müdahaleci davranışlarını liberal değerlere uyumlu hale getirmeliler. Özgür toplum bu tercihleri dikkate almalıdır.

    Liberalizmi tüm toplumun tabi olması gereken değer olarak değil toplumun fertlerinin paylaştığı ve desteklemeği kabul ettiği değerler olarak düşündüğümüz zaman, teoremler kolektif tercihlere olan uyumu ele almaktadır. Liberalizm o zaman tercihlerde ve bireylerin ahlaki davranışlarında endojen nitelikli olmaktadır. Eğer bütün bireyler A ve B’ye benzeseydi ve bütün kitaplar Bayan Chatterley’in Sevgilisi kitabına benzeseydi, bir kişi okumak istediğinde özgürlüğün nasıl ortaya çıktığını görmek zor olacak.

    Eğer, bireylerin hepsi A ve B’ye benzemezse ve kitapların hepsi Bayan Chatterley’in Sevgilisi kitabına benzemezse kolektif kararlara ulaşma büyük maliyetlere yol açar. Rasyonel davranan bireyler kitap seçiminde anlaşmaya varmayı kabul edebilirler. Toplum işlem maliyetlerinde ekonomik davranmaktadır, eğer her birey tercihi kendisi yapmakta serbest ise bu durum zamanla faydalı olmaktadır.

    Böyle zamana bağlı liberalizm ilkesi söz konusu olduğunda Bayan Chatterley’in Sevgilisi kitabına benzer kitaplar ve A ve B’ye benzer bireyler zamanla bir araya gelmekte ve liberalizm ve Pareto ilkesi arasında çelişkiye neden olmaktadır. Toplumdaki bireyler kendi uzun vadeli çıkarlarının en iyi şekilde gerçekleşmesi durumunda anlaşmaya varabilirler. Birinin ne okuyacağı ile ilgili tercihinde pazarlık yapılarak veya bu tercih hakkından vazgeçilerek serbestlik hakkının sağlanması ile uzun vadeli çıkarlar en iyi şekilde gerçekleşmektedir. Böyle pazarlıklar mümkün olduğunda ve uygulanabildiğinde Pareto optimumu kısa vadede gerçekleşmektedir. Böyle pazarlıkların maliyetleri engel olduğunda, bireyin okumak için ne seçeceğinde serbestlik hakkı durumu önlemede yardımcı gibi görülebilir. Bu anlamda, liberalizmin Pareto ilkesini önemsemediği söylenebilir. Fakat, eğer bireylerin kendi çıkarlarına göre davrandığını ve serbestlik haklarında bireylerce mutabakata varıldığını farz edersek o zaman serbestlik hakları ile Pareto ilkesinin uzun vadeli tanımlaması arasında çelişki olmayabilir.

    Eğer serbestlik hakları kısa sürede Pareto etkisizliği ortaya koyuyorsa bu haklar hangi kritere göre ve nasıl seçilir? Bireye okumak için ne seçeceğine olanak sağlayan uzun vadeli kuralı düzenlemek için bütün benzer kitapların hepsi mevcut olmalı ve tüm bireysel tercih fonksiyonları tasavvur edilmeli ve ölçülmelidir. Bireyler arası fayda karşılaştırmaları dikkate alınacaktır. Sen paradoksuna çözüm, Arrow paradoksu gibi, önemli bireyler arası karşılaştırılabilir fayda bilgisinin kullanımına dayanmaktadır. (Ng 1971)

    Harsany’nin Sosyal Refah Teorisi

    Önceki her iki bölümde birbirine uygun olan kolektif tercihler bireyler arası fayda karşılaştırmalarını gerektirmektedir. Harsany’nin (1955, 1977) sosyal refah fonksiyonu böylesi karşılaştırmaların ahlaki savunulabilir üslupla yapılabilir olması varsayımıyla doğrulanmaktadır. Harsany bireylerin şahsi tercihleri ile etik tercihlerini ayırt eder. Bunlardan birincisi günlük kararları almada diğeri ise ahlaki ya da etik kararları almada kullanılmaktadır. Sonucunun yapılmasında birey kararın diğer bireyler için önemini tetkik eder, böylelikle de bireyler arası fayda karşılaştırmasında yer alır.

    Harsanyi ilk olarak sosyal refah fonksiyonunu yani aşağıdaki üç varsayıma dayanan bireylerin faydalarının ağırlıklı toplamını araştırır. (Harsanyi, 1955:52)

    1. Bireysel ferdi tercihler Von Neumanın – Morgen –Sternin – Marschak’ın tercih aksiyomuna uygun olmaktadır.

    2. Bireysel ahlaki tercihler de aynı aksiyoma uygundur.

    3. İki beklenti (P ve Q) her bireyin bakış açısından farksızsa, sosyal bakış açısından da farksızdır.

    Sonra, her bireyin faydasının ağırlığına karar verilmiş ve fayda endeksleri geliştirilmiş olmalıdır. İşte bu nokta Harsanyi’nin sosyal refah fonksiyonu için etik temeller aradığı noktadır. Dünyanın her ülkesinde her birey, kendini diğer bireylerin yerine koymakla ve onların tercihlerine mantıken uyumlaşmakla sosyal refah fonksiyonunu geliştirir.

    Dünyadaki bir ülkeni tarafsızca seçerken her birey kendisinin diğerleriyle eşit ihtimale sahip olduğunu varsayar.

    Bu, bireylerin kişisel olmayan tercihleri gibi ilave etik önerilere gerek kalmaksızın eğer onlar rasyonelse, Marschak aksiyomuna uygun düştüğünü ve sonuçta toplumdaki tüm bireylerin faydalarının aritmetik ortalamasına eşit olan sayısalcı sosyal refah fonksiyonu olarak tanımlanması gerektiğine işaret eder (Harsanyi, 1955: 55)

    Şüphesiz, insanları diğerlerinin sübjektif tercihlerini kullanarak bir dünya ülkesini değerlendirmeye ikna etmenin pratik problemleri sabit kalmaktadır (Harsanyi, 1955: 55-9, 1977: 57-60) Yine de, Harsanyi diğer bireyler hakkındaki yeterli bilgiyle insanların tercihlerini diğer bireylerinkine uyumlaştırabileceğini, her bireyin sosyal refaha addettikleri Ui değerlerinin birbirine yaklaşacağına inanır. Böylelikle, eşit olasılılık varsayımıyla birleşen diğer bireylerin tercihine uyumlaşmanın akli tecrübesi, etik tercihlerin aynı tür homojenliğini ve Rawls’ın (1971) analizinde tam sosyal sözleşmeyi yok sayma maskesiyle ulaştığı dünyanın en iyi ülkesi için tam ittifaklı tercihini ortaya çıkaracaktır (Harsanyi, 1955: 59)

    Adil Anayasa

    Buchanan ve Tullock (1962) Harsanyi ve Rawls tarafından tarif edilmiş olan anayasaya benzer hazırlanarak yazılmış anayasaya sahip anayasal devlet teorisi geliştirmiştir. Bireyler gelecekteki durumları açısından tahmin edilmezdir ve böylelikle diğer tüm bireylerin durumlarını tetkik eden kuralları seçerler. Diğerleri ile eşit varlık olasılığına sahip olduğunu farz etmekle tarafsızlık varsayımını yerine getiren bireyleri anayasal aşamada faydacılar olarak düşünürsek bu kurallar anayasada bütünleşerek Harsanyi tipli sosyal refah fonksiyonunu maksimize der (Müller, 1973)

    Buchanan-Tullock teorisi şimdi pozitif ve normatiftir- “Genellikle tüm bireyler ve tüm gruplar için bireylerin kendi çıkarlarınca yönlendirilmesiyle belirsizlik müzakerenin herhangi bir anayasal aşamasında sunulmaya uygun görünmektedir” (Bucahanan-Tullock, 1962: 78) ve onların kitabı Rawls ve Harsanyi’nin çalışmalarının aksine, sıkı pozitivist tarzdadır. Bununla birlikte, onlar hem de kendi yaklaşımlarının normatif mazisinde Kant’ın ve Sözleşmecilerin çalışmalarının olduğunu kabul ederler. (Bak: özellikle Buchanan, Tullock 1962, EK 1) Ve de onlar kendi teorilerinin normatif muhtevasının tamamen anayasal aşamada başarılan uyumluluğa dayandığını belirtmektedirler (Buchanan-Tullock 1962: 14)

    Buchanan ve Tullock’ın önemli katkılarından biri, demokratik karar sürecinin anayasal ve parlamenter aşamalarını ayırmanın faydalarını göstermeleridir. Eğer tutarlı anlaşma anayasal aşamayı gizleyen belirsizlik perdesinin arkasında başarılabilirse bu merhalede bireylere, parlamenter aşamada kendi beğeni ve durumları hakkındaki tam bilgili olmalarıyla kendi çıkarlarını elde etmelerini sağlayacak kurallar seti yazılabilir. Yeniden dağıtım belirsizliğinin gelecek durumlarda devam etmesiyle anayasal aşamada yer alacaktır (Buchanan-Tullock 1962: 13) Buradaki Rawls’la olan benzerlik dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Rawls’tan farklı olarak Buchanan ve Tullock bireyleri sadece parlamenter aşamada kendileri hakkında daha çok bilgiye değil tam bilgiye sahip sayarlar. Yeniden dağıtım ve eşit benzer mülkiyet hakkının alışılmadık şekilde müzakeresiyle, sadece kararlaştırmaya bırakılmış kararlar mahkum çıkmazı şeklinde dağıtım etkinliğini iyileştirmelerdir. Oybirliği bireylerin kendi çıkarları dışında teorik olarak olanaklıdır ve Wicksell’in devletin hür mübadele teorisi karar alma sürecinin bu düzeyinde hakim olabilmektedir.

    6. KAYNAK DAĞITIMI, YENİDEN DAĞITIM VE KAMU TERCİHİ

    Kolektif karar kuralları insanların birlikte yaşadıkları gerekçesiyle lazımı ve gayet basittir. Onların coğrafi sınırlamalar çerçevesinde safi gruplaşmaları kolektif eylemi gerektirir. Bazı toplu kararlar tüm bireylerin bir kısmı ise sadece bazılarının yararınadır. Hatta, herkes yararlandığında bile, bazıları diğerlerinden daha fazla bir şey yapmakta, “ticaret kazançlarının” nasıl bölündüğüne dair müzakere yaygınlaşmaktadır. Böylece kolektif tercihler iki kategoride gruplandırıla bilir: topluluğun tüm üyelerine yararlı olanlar ve bazılarına yararlı olan ve diğerleri için zararlı olanlar. Bu iki kategori Pareto sınırından bu noktaya hareket ve bu sınır boyu hareket – dağıtım ve yeniden dağıtım- arasında yapılmış meşhur ayrıma uymaktadır.

    Wicksell’in (1896) esas katkısı devlet eylemi –dağıtım ve yeniden dağıtım kararları- sonuçlarının özelliklerini müzakerenin bu sonuçlara sebep olan süreçleri oylayan vatandaşlardan gelen girdilerle birleştirilmesi zaruretini fark etmiş olmasıdır. Her ne kadar Wicksell dağıtım ve yeniden dağıtım arasında ayırım yapsa da, odaklandığı nokta esas dağıtım üzerinedir. Yeniden dağıtım kararlarının bazı önceki zamanlarda adilane kararlaştırıldığı varsayılmıştır. Sadece dağıtım etkinliğini iyileştirme – her kes için potansiyel yarar kararları – çözümlenmeye bırakılmıştır. Bu noktada Wicksell’in çalışması açıkça sözleşmeci ve bireyci tarzı almaktadır. Her birey kendi meramına ilerleme ve her kesin ortak yararlarını sağlamaya yönelik kolektif karar alma sonuçlarının bedeli yoluyla kolektif karar sürecinin parçası olmaktadır. Oylama, piyasada özel mallar için mübadelenin başardığını kamu malları piyasasında sağlamıştır.

    Devlet için sözleşmeci bedel yaklaşımı, Buchanan ve Musgrove’in çalışmalarında sıkça karşılaşılan kamu maliyesinin kamu tercihi ve kamu harcamaları teorilerinin temelini teşkil etmektedir. Bu literatür sık sık optimist tarzdadır. Buchanan ve Tullock “The Calculus of Consent” adlı kitaplarında ABD’deki kurumlar gibi, geçici benzeyişten daha çok dayanıklı olan ve toplumun kolektif isteklerini karşılamada yeterli görünen devlet kurumlarını tanımlamıştır. Yeniden dağıtım anayasal kademede tutarlılıkla çözülmüştür. Parlamentonun günübirlik çalışması hangi tutarlılığın olasıklı olduğunu konu edinen karar almalarla sınırlandırılmıştır. Son 20 yılda bazı yeni ve “üstün” oylama prosedürleri ortaya atılmıştır. Tümü kolektif tercihin tüm paradokslarının çoğunun etrafından dolaşmalarsa çekici özelliklere sahiptirler. Tümü dağıtım etkinliğini iyileştirme karar almalarının sınırlanması durumunda bu sihri başarabilme durumundalar.

    Yeniden dağıtıma odaklanan yada yeniden dağıtım ve dağıtım arasındaki farklılığı yok sayan bu suretle ikisini de birleştiren literatür açıkça karamsar bir tarza sahiptir. Denge varolmamaktadır. Onların dalgınlığı gündem belirleyicilerinin sonuçları dikte etmesini olanaklı kılmaktadır. Tüm oylama prosedürleri birileri diktatör olmaksızın tercihlerin stratejik yanlış ifadesiyle manipule edile bilir. Sonuçlar Pareto etkinsizliği olabilir. Bu yeni “sönük” ilmin ruh hali Riker (1982) tarafından kusursuzca irdelenmiştir.

    Çoğu kötümserlik Arrow’un teoremine bunun etkileri uzantısı olan demokratik kurumların potansiyeli hakkındadır. Arrow bireysel tasnifatların toplamı olarak alternatiflerin tasnifatı gibi bir sosyal refah fonksiyonunu araştırmıştır. Kimse bireyler arası fayda karşılaştırmasının karar yasası yoluyla doğrudan ya da tercih alanındaki sınırlama koymakla dolaylı yada karar verilebilir konularla yada diğer eşdeğer usullerle yapılması gerektiğine dair bir işaret bulgulamamıştır.

    Yeni oylama süreçlerinin bir çoğu seçmenler tarafından sağlanan önemli fayda bilgilerini bir araya getirmektedir. Dağıtımsal etkinliği imkan dahilinde geliştirebilen kararlar sınırlanırsa, oylama süreçleri kaynakların Pareto optimum dağıtımında başarılı olma potansiyelini kapsar. Deneysel çalışma ve bazı sınırlı uygulamalar oylama süreçlerinin teori öngörüleri gibi çalışabildiğini göstermektedir. Veto ile oylama sırasal fayda bilgisine dayanmaktadır ve kamu mallarına karar verildiğinde kaynakların başarılı Pareto optimum dağıtımı için başka tercih sağlamaktadır. Dağıtımsal etkinlik değişikliklerde tercihleri açıklamak için politik kurumlar kurulabilirse, yeniden dağıtım problemlerinin nasıl çözüleceği sorusu yine kalacaktır. Bu soruyu yanıtlamada en önemli unsur, dağıtımsal etkinlik kazancı için çalışanların süreçlerin farklı gruplarına gereksinmelerinin tanınması olmaktadır. Bu önemli anlayışın ötesinde, kamu tercihi literatürü iki farklı yöne işaret etmektedir. Birincisi, anayasal kararların doğasında zamanla oluşan kesinsizlik, bireylerin yeniden dağıtım ölçülerini anayasa sınırları içinde birleştirmelerine neden olabilir. Bu potansiyel gelecekteki durumlarla kesinsizliği maksimize edecek anlaşma tesis etmekle arttırılabilecektir. (Örneğin, onaylamadan birkaç yıl geçmeden etkin olamayacak bir anayasaya sahip olmak) Parlamentolar o halde dağıtım etkinliğini iyileştirmeye yoğunlaşmak üzere serbest kalacaklardır.

    Yeniden dağıtımsal konular ikili doğaya sahip olduklarında ve bireylerin her iki tarafta eşit yoğunlaştıkları varsayılabilirken çoğunluk kuralı dağıtımsal soruları çözmek için cazip olmaktadır. Konuların ikili olması gerekliliği hemen bir yasa organı önermektedir ve ABD’de Anayasa Mahkemesi dağıtımsal sorunları (kürtaj, okullarda ırk ayrımının kaldırılması) çözmede çoğunluk kuralını kullanmıştır. Diğer kurumsal düzenlemeler tasavvur edilebilir.

    Yeni oylama süreçleri direkt demokrasiye uygun bireysel tercihlerin toplanması yöntemini tanımlamaktadır. Onlar, devleti temsil biçimi olarak köy toplantıları şeklinde parlamenter fonksiyonlarla birlikte kullanılabilirler. Temsil konusunda literatürde mevcut olan öteki düşünce vatandaşları kendileri için kendileri seçilirseler yapmayacakları hareketleri yapmak üzere temsilci seçen bireyler olarak görmektedir. Vatandaşlar yönetimleri belirlenmiş sürede yönetmeleri için seçerler. Bu literatür aylama sonuçları konusunda Arrow geleneğinin kurul oylaması edebiyatından daha çok optimist bakış tarzı içermektedir. Oylama yönetimi yürütme (biçimlendirme) ayrıcalığı için rekabet eden iki aday veya parti arasında sınırlandığında denge zemini var olur. Onların özellikleri (Pareto optimumu ayrıntılı sosyal refah fonksiyonunun maksimizasyonu) piyasaca başarılarından açıkça aşağı değildir.

    Adaylar arasındaki rekabet hızlı bir biçimde “oy” almak için para harcama şekline dönüşür. Bu para “yasamayı” almak isteyen çıkar gruplarından gelir. Politik rekabetin kaynaklara ve bireylerin ait oldukları çıkar gruplarının organizasyonel becerilerine bağlı olarak maksimize ettiği sosyal refah fonksiyonunda bireysel faydaya ağırlık verilmiştir. Oy için rekabet süreci sıradan bir refah maksimumu başarabilirse, bu çıkarlarının nihai dengeye kabul edilişi olan ağırlığıyla her kesimin mutlu olduğu bir süreç değildir.

    Üstelik adayların harcadıkları paralar gerçekte oy satın almaz. Bunlar, televizyon reklamları, posterler, afiş ve rozetler, anketçiler, mülakatçılar ve danışmanlar satın alır. Bunlar seçim gününde bireylerin oylarını nüfuz altına almak için modern pazarlamanın tasarladığı tüm araçları satın alır. Fakat, sonuçta seçim sonucunu belirleyen seçmenin verdiği karardır. Bu sonuçların kalitesi bu tercihin kalitesine dayanmaktadır.

    Adayların rekabet modelleri politika uzayında denge mevcudiyeti etrafındaki birleşmeyi defetmeğe yardım etmesi rekabetin yer aldığı politika uzayının doğası ve bu rekabetin dolaylı olarak maksimize ettiği refah fonksiyonunda bireysel tercihe verilen ağırlık hakkında sorular oluşturur. Çok genel olarak, onlar kamu tercihi araştırmasında önemin, politik süreçlerin çıktısından girdisine doğru değiştirilmesi gerektiğini öne sürmekteler – toplam tercih kalitesine verilen önemden tercih toplanması kalitesine doğru yön değiştirmek. Böylelikle, kamu tercihinde önemli konular halen araştırılmak için kalmaktadır.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    REFERENCES

    Aranson, P. H. And Ordeshook, P. C. (1981) ‘Regulation, redistribution, and public choice’, Public Choice 37: 69-100.

    Arrow, K. J. (1951) Social Choice and Individual Values, New Yew: Wiley.

    ------ (1963) Social Choice and Individual Values, revised edn, New York: Wiley.

    Axelrod, R. (1984) The Evolution of Cooperation, New York: Basic Books.

    Barry, B. (1965) Political Argument, London: Routledge & Kegan Paul.

    ------ (1986) ‘Lady Chatterley’s Lover and Doctor Fisher’s Bomb Party: liberalism, Pareto optimality, and the problem of objectionable preferences’, in J. Elster and AQ. Hylland (eds) Foundation of Social Choice Theory, pp. 11-43, Cambridge: Cambridge University Press.

    Bergson, A. (1954) ‘On the concept of social welfaire’, Quarterly Journal of Economics 68. 233-53.

    Black, D. (1948a) ‘On the rationale of group decision making’, Journal of Political Economy 56: 23-34. Reprinted in Arrow, K. J. And Scitovsky, T. (eds) Readings in Welfare Economics, pp. 133-46, Homewood, IL: Richard D. Irvin, 1969.

    ------ (1948b) ‘The decisions of a committee using a special majority’, Econometrica 16: 245-61.

    ------ (1958) The Theory of Comittees and Elections, Cambridge: Cambridge University Press.

    Borcherding, T. E., Pommerehne, W. W. And Scneider, F. (1982) ‘Comparing effiency of private and public production: the evidence from five countries’, Zeitschrift für Nationalökonomie 89: 127-56.

    Bowen, H. R. (1943) ‘The interpretation of voiting in the allocation of ekonomic resources’, Quarterly Journal of Economics 27-48. Reprinted in Arrow, K. J. And Scitovsky, T. (eds) Readings in Welfare Ekonomics, pp. 115-32, Homewood, IL: Richard d. Irvin, 1969.

    Brennan, G. And Buchanan, J. M. (1980) The Power to Tax: Analytical Foundations of a Fiscal Constitution, Cambridge: Cambridge University Press.

    ------ and ------ (1984) ‘Voter Choice: evaluating political alternatives’, American Behavioral Scientist 28: 185-201.

    Breton, A. (1974) The Economic Theory of representative Government, Chicago, IL. Aldine.

    Breton, A. And Wintrobe, R. (1975) ‘The equilibrium size of a budget maximizing bureau’, Journal of political Economy 83: 195-207.

    ------ and ------ (1982) The Logic of Bureaucratic Control, Cambridge: Cambridge University Press.

    Breyer, F. (1977) ‘Sen’s paradox With decisiveness over issues in a case of liberal preferences’, Zeitschrift Für Nationalökonomie 37: 45-60.

    Brown, D. J. (1975) ‘Aggregation of preferences’, Quarterly Journal of Economics 89: 456-69.

    Buchanan, J. M. (1949) ‘the pure theory of government finance: suggested approach’, Journal of Political Economy 57: 496-506.

    ------ (1965a) ‘An economic theory of clubs’, Economica 32: 1-14.

    ------ (1965b) ‘Ethical rules, Expected values, and large numbers’, Ethics 76: 1-13.

    ------ (1966) ‘ an individualistic theory of political process’, in Easton (ed.) Varieties of Political Theory, pp. 25-37, Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.

    ------ (1975) The Limits of Liberty Between Anarchy and Leviathan, Chicago, H., University of Chicago Press.

    ------ (1976) ‘An ambiguity in Sen’s Alleged proof of the impossibility of a Pareto libertarian’, Mimco, Center for the Study of Public Choice, Blacksburg, VA.

    ------ (1980) ‘Rent seeking and profit seeking’, in J. M. Buchanan, D. Tollison and G. Tullock (eds) Toward A Theory of Rent –Seeking Society, pp. 3-15, College Station, TX: Texas A&M Press.

    Buchanan, J. M. And Tullock, G. (1962) The Calculus of Concent, Ann Arbor, MI: University of Michigan Press.

    Bush, W.C. (1972) ‘Individual welfare in anarchy’, in G. Tullock (ed.) Explorations in the Theory of Anarchy, pp. 5-18, Blacksburg, VA: Center for the Study of Public Choice.

    Bush, W.C. and Mayer, L.S. (1974) ‘Some implications of anarchy for the distribution of property’, Journal of Economic Theory 8: 401-12.

    Clarke, E. H. (1971) Multipart pricing of public goods‘, Public Choice 11: 17-33.

    ------- (1972) Multipart pricing of public goods: an example’, in S. Mushkin (ed.) Public Prices for Public Products, pp. 125-30, Washington, DC: Urban Institute.

    Coase, R. H. (1960) ‘The problem of social cost’, Journal of Law and Economics 3: 1-44.

    Comanor, W. S. (1976) ‘The Median voter rule and the theory of political choice’, Journal of Public Economy 5: 169-77.

    de Condorcet, M. J. A. N. (1785) Essai sur l’Application de l’Analyse à la Probabilitè des Decisions Rondues à la Pluralite des Voix, Paris: Imprimerie Royale.

    Coughlin, P.,and Nitzan,S.,(1981) ‘Electoral outcomes with probabilistic voting and Nash social welfare maxima’, Journal of Public Economics 15:113-22

    Coughlin, P., Mueller, D.C., and Murrell, P.,(1990) ‘Electoral politics, interest groups, and the size of governement’ Economic Inquiry 28:682-705

    Dahlman, C.J., (1979) ‘The Problem of externality’, Journal Of Law And Economics 22:141-62

    Davis, J.R., (1970)’On the indicence of income redistribution’ Public Choice 8:63-74

    Davis, O.A., Hinich, M.J., and Ordeshook, P.C.(1970) ‘An expository development of a mathematical model of the electoral process’ American Political Science Review 64:426-48.

    Dodgson, C. L. (1876)) ‘A method of taking votes on more than two issues’. Reprinted in Black, D., The Theory of Comittees and Elections, pp. 224-34, Cambridge: Cambridge university Press, 1958.

    Downs, A. (1957) An Economic Theory of Democracy, New York: Harper & Row.

    Eavey, C. L. And Muller, G. J. (1984) ‘Bureaucratic agenda control: imposition or bargaining’, American Political Science Review 78: 719-33.

    Filimon, R. (1982) ‘Asymmetric information and agenda control’, Journal of Public Economics 1751-70.

    Fine, B. J. (1975) Individual liberalisa in a Paretian society’, Journal of Political Economy 83: 1277-82.

    Gibbard, A. (1969) ‘Intransitive social indifference and the Arrow dilemma’, Mimeo.

    ------ (1973) ‘Manipulation of voiting schemes: a general result’ Econometrica 41: 587-602.

    ------ (1974) ‘A Pareto-consistent libertarian claim’, Journal of Economic Theory 7: 388-410.

    Croves, T. (1973) ‘Incentives in teams’, Econometrica 41: 617-31.

    Croves, T. And Ledyard, J. O. (1977) ‘Optimal allocation of public goods: a solution to the ‘’free rider’’ problem’, Econometrica 45: 783-809.

    Guha, A. S. (1972) ‘Neutrality, monotonicity and the right of veto’, Econometrica 40: 821-6.

    Harsanyi, J. C. (1955) ‘Cardinal welfare, individualistic ethics, and interpersonal comparisons of utility’, Journal of Political Economy 63: 309-21. Reprinted in Arrow, K. J. And Scitovsky, T. (eds) Readings in Welfare Econometrics, pp. 46-60, Homewood, IL: Richard D. Irwin, 1969.

    ------ (1977) Rational Behaviour and Bargaining Equilibrium in Games and Spcial Situations, Cambridge: Cambridge University Press.

    Hildreth, C. (1953) ‘Alternative conditions for social orderings’, Econometrica 21: 81-94. Hinich, M. J. (1977) ‘Equilibrium in spatial voting: thee median voter result is an artifact’, Journal of Economic Theory 16: 208-19.

    Hirshleifer, j. (1983) ‘From weakest-link to best-shot: the voluntary provision of public goods’, Public Choice 41 (3): 371-86.

    ------ (1984) ‘The voluntary provision of public goods – descending-weight social composition functions’, Working paper 326, University of California at Los Angeles.

    Hoffman, E. and Spitzer, M. L. (1986) “Experimental tests of the Coase theorem with large bargaining groups”, Journal of Legal Stıdies 15: 149-71.

    Hotelling, H. (1929) “Stability in competition”, Economic Journal 39: 41-57

    Hylland, a and Zeckhauser, R. (1979) ‘A mechanism for selecting public goods when preferences must be elicited’, KSG Discussion paper 70 D, Harvard University, August.

    Inada, K. I. (1970) ‘Majority rule and rationality’, Journal of Economic Theory 2: 27-40.

    Kelly, J. S. (1976) “Rights exercising and a Pareto-consistent libertarian claim”, Journal of Economic Theory 13: 138-53.

    Kemp, M. C. and Asimakopulos, A. (1952) ‘A note on “social welfare functions” and cardinal utility’, Canadian Journal of Economic and Political Science, 18: 195-200.

    Kendall, W. (1941) John Locke and the Doctrine of Majority Rule, Urbana, IL: University of Illinois Press.

    Kramer, G. H. (1973)‚ On a class of equilibrium conditions for majority rule’, Econometrica 41: 285-97.

    Krueger, A. O. (1974)‚ The political economy of the rent-seeking society’, American Economic Review 64: 291-303. Reprinted in Bucnanan, J. M., Tollison, R. D. and Tullock, G. (eds) Toward a Theory of the Rent-Seeking Society,</