KAMU TERCİHİ TEORİSİNDE

VERGİ POLİTİKASI*

 

Yazan: Randall G. Holcombe

Çeviren: Hakkı Odabaş**

Özet

Politik sürecin bir ürünü olan vergi politikalarının tam olarak anlaşılabilmesi, bu politikaların şekillendiği politik çevrenin açık bir şekilde tanımlanmasına bağlıdır. Bu çalışma vergi sisteminden kaynaklanan politik maliyetler üzerinde durmakta ve kamu tercihi yaklaşımı doğrultusunda vergi politikaları ile ilgili değişik görüşleri tartışmaktadır. Ayrıca mali anayasanın uygulanması ile politik maliyetlerin azaltılabileceği kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Ancak vergileme konusu üzerinde kamu tercihi teorisinin önerileri olmasına rağmen, birçok vergi politikası analizinde kamu tercihi teorisinin dikkate alınmadığı bir gerçektir.

Vergi sisteminin politik sürecin bir ürünü olduğu gerçeğine rağmen, vergi politikası analizleri vergi yapısının belirlenmesinde önemli rolü olan politik çevreyi çok nadiren ele almışlardır (n1). Politik çevre bir çok sebepten dolayı önemlidir. Çünkü vergi politik sürecin bir ürünüdür ve vergi sistemini anlamanın yolu politik süreci anlamaktan geçmektedir. Ayrıca, eğer vergi sistemi en uygun şekilde biçimlenir ise kollektif karar alma süreci devletin hem vergi hem de harcama alanlarında etkinliğini artıracak araçları sağlayacaktır.

Ayrıca kamu tercihi analizleri en uygun vergi sisteminin oluşturulmasında nelerin gerekli olduğu konusunda fikirler de verecektir. Bu analizlerin başlangıç noktası vergi sisteminin biçimlendirilmesinde rol alan politik sistemin tanımlanmasıdır. Vergi sisteminden kaynaklanan maliyetler vergi sisteminin refah maliyetleri ile birlikte ele alınmak zorundadır.

Amerika ve dünya geneline bakıldığında iktisatçıların vergi sistemi üzerindeki görüşlerinin önemli etkilere sahip olduğu görülecektir. Ancak vergi sistemi politik karar alma sürecinin bir ürünüdür ve ekonomik analizler sadece vergi sistemini destekleyici mahiyettedir. Kamu tercihi teorisinin vergi analizleri içerisinde uygulama alanı bulması vergi sistemini anlamamıza yardımcı olacak ve iktisatçıların vergi politikası ile ilgili verecekleri önerilerin kalitesini artıracaktır. Elbette, bir çok vergi sistemi analizi politik sistem dikkate alınmaksızın yapılabilir. Örneğin, bir iktisatçı ne kadar verginin bir gruptan diğer başka bir gruba yansıdığını tahmin etmek için politik sistemi hesaba katması gerekmeyebilir. Ayrıca kamu tercihi teorisi yeni bir teoridir ve tam olarak kamu maliyesi ile de bütünleşmemiştir. Bu çalışma, incelenmesi gereken bazı yaklaşımları ortaya koymaya çalışmaktadır. Bununla birlikte, vergi analizlerini kamu tercihi teorisi perspektifinde değerlendiren önemli sayıda çalışmanın olduğunu belirtmekte fayda vardır. Kamu tercihi teorisi vergi teorisinin gelişimine yardımcı olacak önerilere sahiptir, bu çalışmanın odak noktasını politika oluşturacaktır ve bu çalışmaya insanların kendi çıkarları için vergi yasalarını etkileme çabaları sonucu ortaya çıkacak politik maliyetlerin tanımlanması ile başlanacaktır.

VERGİLEMENİN REFAH MALİYETİ: POLİTİK MALİYETLER

En basit analizlerde bile vergi yükü sonucu insanların vergilendirilen şeyi ikame etmeleri sebebiyle vergilemenin refah maliyeti ortaya çıkar. Bununla birlikte iktisatçılar “yönetim maliyetlerini” (devletin vergi toplarken ve vergi yasalarını uygularken yaptığı harcamalar) ve “vergiye razı olma maliyetlerini” [compliance cost] (vergi mükellefinin verginin hesaplanmasında ve ödenmesinde katlanmak zorunda oldukları maliyetler) uzun bir şekilde tanımlamışlardır. Slemrod’a (1990) göre “razı olma maliyetleri” önemlidir ve bu maliyetler vergi sisteminin refah maliyetinin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Ancak vergi sisteminin politik maliyetleri ekonomik analizler içerisinde çok az ele alınmışlardır. Bu maliyetler, vergi yasasının çıkartılması maliyetlerini ve daha da önemlisi vergi yasasını etkileri altına almak isteyenlerden kaynaklanan rant kollama maliyetlerini içermektedir.

Rant kollama her zaman vardır, çünkü insanlar kendi çıkarları doğrultusunda vergi politikasını etkilemek isterler. Vergilendirilen kimseler üzerlerindeki verginin azaltılmasını veya ortadan kaldırılmasını arzu ederler. Hatta vergi olmasa bile bu durumun devamı için lobi faaliyeti yaparlar. Buradan da anlaşılacağı gibi, vergileme ile politik maliyetler arasında sıkı bir ilişki vardır. Vergi yapısı kolay bir şekilde değiştirilebileceği zaman, mükellef üzerindeki vergi yükünü ortadan kaldırmak için kendi çıkarı doğrultusunda politik maliyetlere sebep olacaktır. Buchanan’a (1967) göre bunun önlenmesi için bir mali anayasaya ihtiyaç vardır, vergi sisteminin değiştirilebilmesi oybirliğine bağlanmalıdır ve bu durum verginin kişisel çıkarlar doğrultusunda değiştirilmesi çabalarını da azaltacaktır (n2). Rant kollama faaliyetinin ekonomi üzerinde ciddi bir yüke sebep olduğu Tullock (1967) ve Krueger’in (1974) çalışmalarında ortaya konulmuştur. Basit gözlemler ile bu maliyetlerin önemli miktarlara ulaştığı görülmüş olmasına rağmen, vergi sisteminin sebep olduğu politik maliyetler iyi bir şekilde henüz tahmin edilememiştir.

Holcombe (1997) seçtiği bir tüketim vergisinin yıllık politik maliyetlerini tahmin etmeye çalışmıştır. Yapılan bu tahmin, çalışmada kullanılan verilerin sınırlı olması sebebiyle kesin bir sonuç vermemiştir. Tüketim vergilerinde politik karar alma süreci yönetim ve vergiye razı olma maliyetlerini artırmaktadır. Eğer bu tahminler doğru ise politik maliyetlerin önemli miktarlara ulaştıkları görülecektir (n3). Tüketim vergisi dar bir tabana uygulandığında bu vergiyi verenler bu verginin kaldırılması için lobi faaliyeti içerisine girmeye çalışacaklardır. Bununla birlikte vergi, politik maliyet ortaya çıkartmak için salınmış da değildir. Eğer bir vergi düşünülüyor ise, potansiyel vergi mükellefleri bu vergiye karşı lobi faaliyeti içerisine girmek için bir güdüye sahiptirler. Böylece, hali hazırda bir vergi geliri olmaksızın politik maliyetler ortaya çıkmaktadır (n4). Kolay bir şekilde değiştirilebilen bir vergi sistemi beraberinde politik maliyetleri de getirmektedir. Burada insanların hem kendi menfaatleri için vergi sisteminde değişiklik yaptırma motivasyonu, hem de değişiklik sonucu karşılaşabilecekleri zararlardan kendilerini koruma motivasyonu vardır. Bu tür politik maliyetler vergi sisteminde etkinlik analizleri yapan iktisatçıların geniş ölçüde dikkate almadığı maliyetlerdir.

WICKSELL, KAMU MALİYESİ VE KAMU TERCİHİ

Wicksell (1896) modern kamu tercihi teorisinin kuruluşunda ilk fikirleri ortaya atan iktisatçıdır ve aynı zamanda adil ve etkin bir vergi sisteminin dizaynı için çalışmalar yapmıştır. Bu yüzden kamu tercihi teorisi vergi teorisinde Wicksell’in izini takip etmiş ve Wicksell’i başlangıç noktası olarak kabul etmiştir. Wicksell, Lindahl (1919) yaklaşımından önce, her bir vergi mükellefinin kamu harcamalarından elde ettiği faydaya karşılık, tahsis ilkesi doğrultusunda bir vergi sistemi ortaya koymaya çalıştı. Wicksell’in düşüncesi, kamu harcamaları yapılmadan önce vergi mükellefleri arasında oybirliği ile Lindahl çözümüne denk gelen bir vergi paylaşımı ortaya koymak idi. Vergi teorisinde fayda prensibi Wicksell ve Lindahl’ın çalışmalarında şekillenmiştir. Böylece kamu tercihi yaklaşımı ekonomik etkinliğin bir göstergesi olarak politik karar alma sürecinin analizini yapmaya başlamıştır. Teoride, bütün tüketicilerin taleplerinin toplamı ile kamu harcamalarının optimum seviyesi bulunabilir, ancak insanların kamusal mal tercihlerini ortaya koymak çok zordur.

Politik süreç tercihlerin ortaya çıkartılmasında yardımcıdır, fakat çoğunluk kuralı altında, etkinliğin sağlanması vergilerin fayda prensibi doğrultusunda belirlenmesine bağlıdır. Başka bir ifade ile, insanlar diğer insanlar ile birlikte ödedikleri vergi ve elde ettikleri fayda doğrultusunda tercihlerini açığa çıkaracaklardır veya diğerlerinin elde ettiği fayda için vergiye karşı olacaklardır (n5). Fayda prensibinin uygulanmasında etkin bir sonucun çıkması için çoğunluk kuralına başvurulması avantajlara sahiptir. Lindahl çözümünün diğer bir avantajı da üretilecek kamusal malın miktarı konusunda bütün bireylerin hemfikir olması ve bunun politik karar almayı daha az maliyetli bir hale getirmesidir. Örneğin, kamu tercihi yaklaşımı açısından yolların yapımı ve onarımı için akaryakıt vergisinin kullanılması anlamlıdır. Çünkü bu vergi fayda prensibine çok yakındır ve üretilecek malın optimum seviyesinin bulunmasında politik karar almayı kolaylaştıracaktır. Eğer fayda prensibine uygun olmayan bir vergi konulur ise, onarılan veya yeniden yapılan yollardan fayda elde edenler ve etmeyenler arasında bir mücadele kaçınılmazdır. Sonuçta politik güce daha fazla sahip olan grup daha avantajlı olacaktır. Böylece sadece politik maliyetler ortaya çıkmış olmayacak aynı zamanda politik karar alma süreci optimum kamusal mal üretiminde daha az etkin olacaktır.

Buchanan ve Tullock (1962), Wicksell’in analizini genişletmek suretiyle, anayasa ve anayasa sonrası yasalar arasında bir ayırım yapmışlardır. Anayasalar göreceli olarak değiştirilmesi zor maddeler içerirler, buna karşın anayasa sonrası yasalar daha kolay bir şekilde değiştirilebilir. Politik maliyetleri en aza indirmek için, vergi sisteminin vergi anayasasının bir parçası şeklinde, değiştirilmesi zor olan bir yapı içerisinde dizayn edilmesi gerekmektedir. Böylece anayasa sonrası süreçte daha esnek hale gelebilecek vergi sistemi daha az politik maliyet ortaya çıkaracaktır. Örneğin, devletin karayolları için yapacağı harcamaların akaryakıt vergisi ile finanse edileceğinin yasa ile düzenlendiğini düşünelim, vergi oranları ve miktarları, anayasa sonrası, karayoluna talep doğrultusunda ayarlanabilecektir. ABD eyaletlerinin çoğunda mevcut uygulamalara bakıldığında, politik maliyetlere sebep olan sapmalar görülmektedir. ABD Eyaletlerinde yolların finansmanı için konulan akaryakıt vergilerinin diğer bazı harcamaların finansmanında da kullanıldığı ve bunun vergilerde artışa sebep olduğu bir gerçektir.

Vergi sistemi anayasada yer almalıdır. Eğer bu yapılmaz ise, vergi sistemi vergi anayasasının etkin bir parçası haline getirilebilir. Bunun için genel bir oybirliği olması gerekmektedir. Yasalar üzerinde genel bir oybirliği var ise, politik maliyetler ortaya çıkmayacaktır. Vergi sistemi esnek olduğu zaman, çıkar grupları kendi çıkarlarını korumak ve politik maliyetler ortaya çıkartmak için zemin kollayacaklardır.

Eyalet gelir vergileri mevcut anayasal hükümler ve yazılı olmayan mali anayasa geleneği arasında belirsiz bir çizgiyi göstermek için ele alınabilir. ABD’de 1961-1971 arasında 9 eyalet gelir vergisi uygulaması başlattı, 10’uncu eyalet ise 1976 yılında New Jersey idi. 1991’de Connecticut eyaletine kadar diğer eyaletlerin hiçbiri gelir vergisi uygulaması başlatmadı. 11 eyaletin yaptığı bu düzenlemeler tartışmalara sebep oldu. 1993 yılında farklı bir uygulama Texas eyaletinde gerçekleşti. Texas eyaletinde bu tarihe kadar ne gelir vergisi uygulaması ne de bunun önleyecek bir anayasal düzenleme var idi. Bu tarihte Connecticut uygulamasını gören Texas’lılar durumlarını somutlaştırmak istediler ve eyalet gelir vergisini yasaklayan bir anayasal düzenleme gerçekleştirdiler.

OPTİMUM TÜKETİM VERGİLENDİRMESİ

Mali anayasa tüketim vergilerinde optimum sistemin dizayn edilmesi için uygulanabilir. Politik maliyetleri dikkate almayan Ramsey (1927) yasası, tüketim mallarının sahip oldukları talep esnekliği ile ters orantılı bir şekilde vergilendirilmesini önermektedir. Buna karşın kamu tercihi teorisi politik maliyetleri azaltmak için bütün tüketim mallarının tek bir oran ile vergilendirilmesini savunmaktadır. Ramsey yasası tüketim vergilerinde farklı oranların uygulanmasının politik sistemin bir ürünü olduğu gerçeğini görememiştir. Çıkar gruplarının politik baskıları, vergilendirilen malların talep esnekliğinin farklı olmasından daha çok vergilerin yapısı üzerinde yoğunlaşacaktır. Eğer mali anayasa farklı mallara farklı oranların uygulanmasına izin verirse, teoride bu optimum olsa bile, politik maliyetler ortaya çıkartılmış olacaktır, ve bu politikanın sonucu Ramsey yasasının hedefine de uygun değildir.

Ramsey yasasında eğer tüketim vergileri oranları bu yasa çerçevesinde belirlenirse, yüksek vergi yükünün nasıl en aza indirileceği gösterilmeye çalışılır. Fakat bu oranlar çıkar gruplarının politik güçleri doğrultusunda belirlenmektedir. Politik süreç vergi oranlarını Ramsey yasaları doğrultusunda gerçekleştirmeyecektir ve tüketim vergilerinin farklı oranlarda olması, vergilemenin refah maliyetini artırarak politik maliyetlerin kapısını da açacaktır. Eğer politik maliyetler analizler içerisinde bir faktör olarak ele alınır ise, optimum vergileme, vergilendirilen mallar arasında tek bir oranın uygulanmasını içerebilir, böylece Ramsey yasasında olduğu gibi farklı mallara farklı vergi oranları uygulanmamış olur. Örneğin, Kuzey Carolina bir paket sigaraya yüzde 5 özel tüketim vergisi uygulamaktadır. Oklahoma’da bu oran, insanların aynı gelir seviyesine ve kişi başına aynı hükümet harcamasına sahip olmasına rağmen, paket başına yüzde 23’tür. Burada görüldüğü gibi, politik güç vergi oranlarının belirlenmesinde Ramsey yasasından daha belirleyicidir.

Eğer bazı mallar vergiden istisna tutulur veya farklı oranlarda vergilendirilir ise, bu vergi anayasasının bir parçası olmalıdır, hiçbir konu politik maliyet doğurucu politik manipülasyona sebep olmamalıdır. Örneğin eyaletlerin yarısında yiyecekler satış vergisinden istisna tutulmuştur, bazı eyaletlerde giyecekler de istisna kapsamındadır. Eğer bu vergi sistemi yaklaşımı vergi anayasasının bir parçası olursa, bunlardan dolayı politik maliyetler en aza indirilmiş olacaktır. Bununla birlikte eğer yasalar kolay olarak değiştirilebilir bir yapıya sahip ise, çıkar grupları istedikleri bir vergi sistemini getirmek için politik maliyetlere sebep olabileceklerdir.

OPTİMUM GELİR VERGİLENDİRMESİ

Mirrlees (1976) tarafından özetlenen geniş bir optimum vergileme literatürü, sosyal refah fonksiyonunun maksimize edilmesi ile optimum vergi sisteminin belirlenmesi yöntemini takip eder. Burada sosyal refah toplumdaki bütün bireylerin toplam faydalarının fonksiyonudur. Buchanan (1976) fayda prensibi doğrultusunda bu literatüre eleştiriler getirmiştir. Buchanan’a göre bu literatür başarısızdır, çünkü bütçenin harcama tarafı dikkate alınmamaktadır. Ayrıca, sosyal refah fonksiyonu bireyler arası fayda karşılaştırılmasının mümkün olmaması açısından eleştiriye açıktır. Bunun yanında kamu tercihi yaklaşımı diğer başka bir problemi daha gün yüzüne çıkartmıştır. Bu problem kaynağın yeniden dağıtılması konusunda vergi sisteminin üstlendiği roldür. Bu literatürün ortaya koymaya çalıştığı optimum vergi sistemi önemli miktarda politik maliyetlere sebep olmaktadır. Çünkü toplumdaki bütün gruplar kendilerine bir gelir transferi yapılmasını isterlerken buna karşın kendilerinden mümkün olduğunca az bir gelirin kamuya transfer edilmesini isterler.

Politik maliyetler artan oranlı gelir vergisi için de geçerlidir. Hayek’e göre (1960, s.313), artan oranlılık düz oranlılıktan tamamen farklıdır ve bireylerin göreceli olarak daha yüksek oranlarda vergi vermelerinin net bir açıklaması yoktur. Buchanan (1993) ise vergi oranı ile ilgili şunları ileri sürmektedir; (n6) eğer düz oranlı bir gelir vergisi mali anayasanın bir parçası olarak kabul edilir ise, gelir vergisi sisteminden kaynaklanacak politik maliyetler önemli miktarlarda azaltılmış olacaktır. Aynı argüman vergiye konu olan gelirin miktarını değiştiren indirim, istisna ve muafiyet konularına da uygulanabilir. Eğer vergi sistemi esnek ve pazarlığa açık ise, bu durum politik maliyetlere birer davetiye çıkaracaktır.

Acaba bir mali anayasayı ortaya koymak mümkün müdür? Federal düzeyde, Ballentine (1992) 1986 Vergi Reform Yasasının vergi sistemini daha stabil ve daha zor değiştirilebilir yaptığını ve dolayısıyla politik maliyetleri azalttığını ileri sürmektedir (n7), eyalet düzeyinde ise, mükellefin eyalet gelir vergisi yükümlülüğünün federal gelir vergisinin bir yüzdesi olması gerektiği önerilmiştir. Eğer bu yasa eyaletin mali anayasasının bir parçası olarak kabul edilir ise, sadece oran görüşmeye açık olacaktır, bu da vergi sisteminin politik maliyetlerini sınırlandıracaktır (aynı zamanda razı olma maliyetlerini de sınırlandıracaktır). Mirrlees’in (1971) ortaya koymaya çalıştığı optimum vergileme literatürünün sonuç bölümünde düz oranlı gelir vergisinin göreceli olarak arzu edilebileceği üzerinde durulmuştur. Ancak bu çalışma kamu tercihi teorisinin vergileme yaklaşımından kesinlikle farklıdır. Politik maliyetlerin dikkate alınması düz oranlı gelir vergisini daha fazla optimum hale getirmektedir. Kamu tercihi yaklaşımı optimum gelir vergisi konusunu aydınlatmak için yardımcı bir yaklaşımdır. Bunun yanında, kamu tercihi yaklaşımı optimum vergileme literatürünün bazı sonuçlarının açıklanması ve takviye edilmesinde kullanılabilir. Ancak, kamu tercihi yaklaşımı örneğin optimum tüketim malları vergilendirmesinde geleneksel kamu maliyesi anlayışından çok farklı sonuçlara sahiptir.

YÜKSEK POLİTİK MALİYETE SEBEP OLAN BAZI VERGİLER

Daha öncede ifade edildiği gibi vergiler politik sistemin bir sonucudur ve vergi sonuç olarak yüksek politik maliyetlere sebep olur. Bu yüzden, vergi sistemi sabit bir mali anayasanın parçası olmak durumundadır. Politik maliyetleri en aza indirmek için bunun oybirliği ile sağlanması gerekmektedir. Geniş tabanlı ve tek tip bir satış vergisinin gelir vergisine oranla daha az politik maliyete sebep olduğu varsayılabilir. Önemli miktarlardaki politik maliyetlerin vergi reformu içerisinde yer almasına rağmen, konu ulusal tartışma dışında bırakılmış olabilir, örneğin ulusal satış vergisi veya katma değer vergisinin ek olarak arzu edilip edilmediği, veya federal gelir vergisinin yerini alıp almadığı konusu tartışma dışı bırakılmış olabilir, veya düz oranlı bir gelir vergisinin mevcut gelir vergisinden daha iyi olup olmadığı tartışma dışı bırakılmış olabilir. Hall ve Rabushka (1985), özellikle düz oranlı gelir vergisi üzerinde durmuşlardır. Eyaletler genellikle satış vergisi oranları ve matrahı üzerinde oynama yaparak politik maliyetlere sebep olmaktadırlar. Gelir vergisinin genel satış vergisine oranla daha fazla politik maliyete sebep olacağı bir varsayımdan daha öteye gitmez. Mükellefin federal gelir vergisine direkt olarak bağlı olan eyalet gelir vergisi genel satış vergisinden daha az politik maliyet ortaya çıkartır. İktisatçılar verginin politik maliyetleri üzerine çok az ampirik çalışma yapmışlardır. Ancak bu maliyetlerin vergi sisteminin toplam refah maliyetleri içerisinde önemli bir yere sahip olduğu bir gerçektir.

VERGİLENDİRME VE

YENİDEN DAĞITIM

Vergi sistemi uzun bir süredir gelirin yeniden dağıtılmasında en önemli araç olarak ele alınmıştır. Stigler’a göre (1970) gelir, geliri ve zenginliği olanlardan politik gücü olanlara doğru yeniden dağıtılmaktadır. Sisteme bakıldığında vergi ödeyenlerin önemli bir kısmı aynı zamanda bu dağıtımdan faydalananlardır. Kamu tercihi teorisi, politik sistem tarafından gerçekleştirilen yeniden dağıtımın geleneksel kamu maliyesi modellerinin normatif reçetelerine uygun olmasının ihtimal dışı olduğunu ileri sürmektedir. Eğer mali anayasa bu dağıtımın üzerinde bir sınırlama getirmez ise, demokratik karar alma süreci ideal bir dağıtım gerçekleştiremeyecektir.

Atkinson’un (1995) savunduğu gibi eğer yeniden dağıtım sıfır toplamlı bir oyun olarak kabul edilir ise, yeniden dağıtım stabil değildir çünkü çoğunluk koalisyon hükümetleri yeniden dağıtımdan ortalamanın üzerinde fayda sağlayanları hedefler ve onların aldıkları payları kendi üyeleri arasında dağıtmaya çabalar. Çoğunluk koalisyonu kendi üyelerine pastadan daha fazla pay vererek geçici olarak başarılı olabilirler. Hükümetin pastayı kendi üyeleri arasında dağıtması bu koalisyonu cezbedici bir hedef haline getirir. Çoğunluk kuralı altında devam edebilen stabil bir yeniden dağıtım yapısı yoktur. Çünkü yeniden dağıtım sıfır toplamlı oyundur.

Kamu tercihi teorisi ideal bir yeniden dağıtımın demokratik kurumlar tarafından nasıl sağlanabileceği konusunda iki yaklaşıma sahiptir. Weingast, Shepsle, ve Johnsen’a göre (1981) politik kurumlar herkesin eşit bölüşüme razı olduğu bir koalisyon oluşturabilir. Holcombe (1986) ise, çoğunluk kuralı altında bu koalisyonun etkin olmayan bir sonuç vereceğini ileri sürmektedir ve yeniden dağıtım hiç olmamış olsaydı bile insanlar daha iyi bir durumda olabilirlerdi (n8). Genellikle yeniden dağıtımın sonuçları stabildir, çünkü kurumlar bu sonuçların değişmesinin önüne geçerler, politik maliyetlerin sınırlandırılması için bunların mali anayasanın bir parçası olma zorunluluğu vardır. Farklı bir yaklaşım Becker (1983) ve Wittman (1989) tarafından ileri sürülmektedir. Bu yaklaşıma göre hükümette yer alan siyasiler bürokratların politik desteklerini maksimize etmek ve yeniden dağıtımdan kaynaklanan maliyetleri azaltmak için bir güdüye sahiptirler. Yeniden dağıtım toplamı sıfır olan bir oyun değildir. Bilakis toplamı negatif olan bir oyundur. Politik süreç yeniden dağıtımın toplam maliyetini azaltmaya çalışacaktır. Diğer bir ifade ile, politik süreç negatif toplamı mümkün olduğunca sıfıra yaklaştırmaya çabalayacaktır.

Hettich ve Winer (1988) Becker’in yolunu takip ederek, geleneksel kamu maliyesinin ele aldığı aşırı vergi yükü ve modern demokratik kurumları birleştirmek suretiyle bir vergi yapısı modeli geliştirmeye çalışmışlardır. Bu yaklaşıma göre, vergi sistemi seçmen desteğini artırır, bu durum Wittman'nın (1989) çalışmaları açısından optimum bir durumdur. Ancak Mirrlees (1976) tarafından tanımlanan optimum vergileme prensibinden de önemli ölçüde farklıdır. İktisatçılar uzunca bir süredir sosyal refahın yükseltilmesinde gelirin yeniden dağıtılması üzerinde durmakta ve bunun için de vergi sisteminin bir araç olarak kullanılabileceğini düşünmektedirler. Kamu tercihi yaklaşımından bakıldığında ise yeniden dağıtımın demokratik karar alma sürecinin bir ürünü olduğu görülür, bu süreçte yeniden dağıtımdan faydalananlar ihtiyaç sahiplerinden daha çok politik gücü olanlardır.

Eğer vergilerin dağılımı kamu harcamalarından elde edilen faydanın dağılımından farklı ise, vergi sistemi, açık olarak yeniden dağıtımın bir aracı olmasa bile, rant kollamaya sebep olur. Meltzer ve Richard (1981) seçmenin vergi payının ortalamanın altında olduğu zaman, demokratik karar alma sürecinin yeniden dağıtımın finansmanı için vergilerin artırılması konusunda niçin baskı yapacağını göstermeye çalışmışlardır (n9). Buchanan’a göre (1976) vergi sisteminde politik maliyetleri minimize etmek için vergilemede fayda prensibinin kullanılması gerekmektedir. Fayda prensibinin uygulanması vergi yükünü de azalacaktır.

Buchanan (1963) vergilemede tahsis ilkesi hakkında öneriler getirmiştir. Eğer vergilemede adem-i tahsis ilkesi söz konusu ise, politik süreç kamu harcamalarının optimum seviyeye ulaşmamasına sebep olacaktır. Tahsis ilkesi doğrultusunda vergisini ödeyenler, aynı zamanda bu verginin faydasını da elde eden kimselerdir, bu açıdan tahsis ilkesi çok iyi işleyebilir. Eğer bu gerçekleşmez ise yine Buchanan’a göre (1967), başkalarının ödediği vergilerin faydalarından faydalanmak isteyen bireyler her zaman var olacaktır. Kamu tercihi teorisi vergi sisteminden kaynaklanan politik maliyetleri en aza indirmek için fayda prensibi üzerinde durmaktadır. Eğer vergi fayda prensibi doğrultusunda belirlenmez ise, başkalarının ödediği vergilerden faydalanmak isteyen ve kendi rantlarını kollayan insanlar her zaman olacaktır.

İki sebepten dolayı vergi sistemi yeniden dağıtım için iyi bir araç değildir. Birincisi, verginin açık bir şekilde yeniden dağıtım aracı olarak kullanılması artan oranda politik maliyetlere davetiye çıkaracaktır. İkincisi, demokratik karar alma süreci yeniden dağıtım sosyal refahı artırmak için uygun değildir, çünkü bu süreçte politik gücü elinde bulunduranlar bulundurmayanlara oranla daha fazla fayda sağlayabilirler. ABD’de sosyal güvelik ve devlet sağlık sigortası programları en geniş yeniden dağıtım programlarıdır. Bu programlar incelendiğinde yukarıdaki sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Bu hizmetlerden yararlananların çoğu bu hizmetler için kendi bütçesinden harcama yapanlardan daha iyi durumdadır, ayrıca yaşlılar bu transferlerin devamından emin olabilmek için önemli miktarda politik maliyetlere sebep olurlar.

KAMU HARCAMALARININ BİLEŞİMİ VE OPTİMUM BÜYÜKLÜĞÜ

Vergileme ile ilgili çalışmalar vergi gelirlerinin nasıl harcanacağı konusuna hiç değinmemelerine rağmen, kamu tercihi teorisi kamu harcamalarının bileşimi ve optimum seviyesine ulaşmak için nasıl bir vergi sistemi olması gerektiği üzerinde fikirler üretmeye çalışmaktadır. Samuelson’a (1954) göre, etkin üretim seviyesinin belirlenmesinin güçlüğü kamu harcamalarının önemli bir problemidir. Ancak Wicksell ve Lindahl bu problemi çözmeye çalışmışlardır. Wicksell’in yaklaşımları doğrultusunda Buchanan (1976, 1993) kamu gelirlerinin nasıl harcanacağı hesaba katılmaksızın optimum bir vergi sisteminin dizayn edilemeyeceği üzerinde durmuştur. Mali anayasanın bir görevi de kamu harcamalarının fayda ve maliyetlerini denkleştirmektir.

Holcombe’ye (1978) göre, mali anayasanın sınırlamaları olmaksızın demokratik karar alma sürecinde kamu harcamalarının seviyesinin belirlenmesi daha büyük bir kamu harcaması temayülüne sebep olacaktır. Politik rekabet içerisinde seçmenlerin desteğini kazanmak isteyenler, seçmenlerin ödediği vergiyi azaltmak için bir gayret içerisinde olacaklardır. Burada basit bir arz-talep uygulaması söz konusudur. Eğer seçmenin ödediği vergiyi düşürürseniz, o hükümeti talep eden seçmen sayısını artırırsınız. Sonuçta ortaya optimum kamu harcamasından daha büyük bir harcama çıkar. Demokrasi daha geniş bir devlete doğru kalıtsal bir temayüle sahiptir.

Wicksell ve Lindahl geliştirdikleri iki yol ile bu temayüle karşı koymaya çalışmışlardır. Wicksell özellikle kamu harcamaları konusunda bir konsensusa varılması üzerinde durmuştur. Basit çoğunluk kuralındaki problemleri gören Wicksell oybirliği kuralını savunmuştur. Lindahl ise Lindahl fiyatlaması (Lindahl pricing) üzerinde durmuştur, buna göre her bir bireyin marjinal vergi fiyatı elde edilen kamusal malın marjinal değerine eşittir. Bu iki görüş aynı paranın iki yüzü gibidir, yani mükellefler ancak Lindahl’ın vergi fiyatına ulaştıkları zaman kamu harcamalarının seviyesi üzerinde de hemfikir olacaklardır.

Lindahl fiyatı doğrultusunda bir vergi sistemi dizayn etmek pratikte mümkün gibi gözükmemesine rağmen, kamu harcamalarının faydası ve vergi arasında bir ilişki kurmaya çalışan Wicksell ve Lindahl prensiplerini görmezlikten gelmek mümkün değildir. ABD’de birkaç eyalet vergi ve harcama ile ilgili yasalarda çoğunluk kuralını kabul etmişlerdir, bazı durumlarda Wicksell’in “oy birliği” kuralı uygulanarak direkt olarak seçmene gidilmiştir. Harçlar Lindahl fiyatına doğru bir gidişin olduğunu gösteren mekanizma haline gelmeye başlamıştır. Örneğin yolların finansmanı için konulan akaryakıt vergisi, hava alanlarının ve trafik kontrollerinin finansmanı için uçak biletlerine konulan eyalet özel tüketim vergileri gibi. Lindahl fiyatına yaklaşıldığı zaman kamu harcamaları seviyesi üzerinde bir oy birliğine de varılmış olacaktır. Lindahl fiyatı politik süreç içerisinde kamu harcamalarının optimum seviyelerine ulaşmada önemli bir mekanizmadır. Fayda prensibi vergilemede eşitlik prensibinden daha da önemlidir.

FEDERALİZM

Fayda prensibini uygulama yollarından biri de mali federalizm sisteminin kabul edilmesi ve bütün kamu harcamalarının mümkün olan en küçük yerel yönetimce karşılanmasıdır. Tiebout (1956) modelinde farklı kamu harcamaları tercihinde bulunan bireyleri sınıflandırmıştır. Bu sınıflandırma kamu harcamaları konusunda tercihlerin gösterilmesi açısından önemlidir. Buchanan’a göre (1967) bütçe sürecinde etkinliğin sağlanması için, kamu harcamalarından bütün nüfusun faydalanması sağlanmalıdır. Federalizm bunun gerçekleşmesinde yardımcı olan bir mekanizmadır. Bir kamu maliyesi analizi politik maliyetleri dikkate almaksızın, mali dışsallıkların içselleştirilmesi ve kamusal malların kullanımında bedavacılığı önlemek için vergilemenin federal devletçe yapılması gerektiğini iddia edebilir. Eğer yerel bir bölgedeki kamu tercihi mekanizması kendi bölgeleri dışındaki yerler için üretilmiş faydaları hesaba katmazlarsa bedavacılık sadece etkinsizliğe sebep olur. Bölgelerin kendi aralarında dışsallıkları içselleştirme görüşmeleri yapmaları mümkündür, böylece bölgeler arası fayda taşmalarının önüne geçmek için federal devlete de bir görev düşmemiş olur(n10).

İşin içerisine politikacılar girdiği zaman, Holcombe’ye göre (1994) eğer federal devlete görev verilmiş ise, yeniden dağıtım programına karşı eyaletler arası fayda taşmalarından kaynaklanan potansiyel etkinsizlikler dengelenmelidir. McKenzie ve Staaf’a (1978) göre harcamaların finansmanı için federal devletin vergi toplaması eyaletler arası rekabetin faydalarını azaltarak eyaletlerin kartelleşmesine sebep olabilmektedir. Bu yaklaşım Avrupa Birliğindeki vergi uyumlaştırılmasına uygulanabilir. Bölgelerin karşılıklı olarak tek tip vergi yapısına sahip olması iyi olarak görülebilir. Fakat bu tür tek tiplilik üstte ifade edildiği gibi ülkeler arası rekabeti düşürebilir, ve arzu edilmeyen bir vergi yapısını ortaya koyabilir. Bu nedenle, eyaletler arası rekabet sürecinin vergi sistemlerinde daha çok tek tipliliğe götürebileceğini akılda tutarak, yaptırımsal tek tipliliğin faydaları ile eyaletler arası rekabetin faydaları karşılaştırılmalıdır. Kamu tercihi teorisine göre, yerel özerkliğe sahip bir federal sistem daha çok bunu önermek zorundadır.

Bunların yanında kamu tercihi analizleri federal sistem ile ilgili bazı problemler üzerinde de durmaktadır. Sobel’e (1997) göre eğer federal devlet ve eyaletler aynı matrah üzerinden vergi alırlarsa, bu durum vergi oranlarının yükselmesine sebep olacaktır. Bir hükümetin diğerinin vergi matrahını azaltması vergi oranında bir artış sebep olacaktır, fakat hükümetler mali dışsallıkları hiç hesaba katmazlar. Federal devletlerde politik gerçekler vergileme analizleri içerisinde hesaba katılmalıdır.

DEVLET YÖNETİMİ İÇERİSİNDE İNSANLARIN MOTİVASYONLARI

Neoklasik iktisadi anlayışa göre firmalar karlarını maksimize etmek için vardır, Aynı mantıktan hareket eden Niskanen (1971) bürokratları kendi bütçelerini kollayan bireyler olarak görmektedir. Niskanen’in bu yaklaşımı mali sistemin analizi içerinde sınırlı olarak ele alınmıştır. Fakat özellikle kamu tercihi yaklaşımı doğrultusunda ortaya konan vergileme modellerinde kamu sektörü özel sektör gibi algılanmakta ve sistemin aynı özel sektördeki gibi işlediği üzerinde durulmaktadır. McKenzie ve Staaf (1978) yerel yönetimlerin güçlerini tanımlamak için eyaletler arası rekabeti azaltan ve kartelleşmeye sebep olan durumları Niskanen’in yaklaşımı ile açıklamaya çalışmışlardır. Brennan ve Buchanan (1980) devletin gücünün mali anayasa ile sınırlandırılması gerektiğini göstermek için devletin hedefinin gelirini maksimize etmek olduğu varsayımı altında optimum vergileme konusunu incelemişlerdir. Holcombe’ye (1994) göre hükümet gelirlerini yükseltmek istese bile, kendi eylemlerini anayasal olarak sınırlandıracak yasal düzenlemelere gerek vardır. Usher (1992) ise, devletin üstlendiği rolü ve devletin sınırlandırılmasının faydalarını göstermek için kamu maliyesi ile kamu tercihi analizlerini birleştirmeye çalışmıştır.

Bu çalışmaların tümü birer hatırlatma niteliğindedir, fakat aynı zamanda, kamu tercihi analizleri vergi yasalarını yapan milletvekillerinin motivasyonlarının sonuçları üzerinde durmaktadır. Bunun yanında bu yasaları yorumlayan ve uygulayan bürokratları da inceleme alanına almaktadır. Kamu tercihi sonraki araştırmalar için değişik yollar öneren bir yaklaşımdır.

SONUÇ

Hiçbir vergi politikası analizi politik çevre dikkate alınmaksızın tam olarak yapılamaz. Kamu harcamaları ve yeniden dağıtım politikaları kamu tercihi perspektiflerinde geniş olarak analiz edilmişlerdir. Politik çevre dikkate alınmaksızın yapılan vergileme analizleri tam değildir. Vergileme ile ilgili akademik araştırmalarda kamu tercihi yaklaşımının kullanılması önemli bir fırsattır.

Bu makale vergi çalışmaları içerisinde kamu tercihi analizlerini mümkün olan tek bir yaklaşım gibi ileri sürmesine rağmen, Winner ve Hettich vergi yapısını bir politik denge olarak resmetmek suretiyle farklı bir incelik göstermişlerdir. Vergi politik pazarda talep sonucu ortaya çıkmış bir üründür. Chicago okulundan Becker (1983) ve Wittman (1989) bu tür bir politik sürecin verimli sonuçlar verdiği üzerinde durmuşlardır.

Çalışmalar arasındaki fark Lott (1997) ve diğerlerinin vurguladığı gibi, Chicago ve Virginia okullarının kamu tercihi teorisine ilişkin farklı yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır. Coase teoremi içerisinde Chicago yaklaşımı politik pazarın politik taleplere etkin bir şekilde cevap verdiği ve politik aktörlerin sebep olduğu maliyetlerin az olduğu üzerinde durmaktadır. Politik mübadelenin sonucu, özel istek üzeri çıkarılan vergi yasaları dahil olmak üzere, verimliliğe doğru bir hareket söz konusudur. Buna karşın Virginia yaklaşımı politik aktörlerin ortaya çıkardığı maliyetleri daha da önemsemektedir. Politik aktörler kaynak dağılımında etkin görev almamalıdırlar. Partiler bir politik pazarlık içerisinde olabilirler, fakat bu pazarlığın sonucu ortaya çıkan yüksek maliyetler bir çok insanın politik mübadeleye katılımını önlemektedir. Sonuçta bu maliyetler politik mübadelenin dışında olanların üzerine yıkılmaktadır. Bu olayda çıkar grupları net bir fayda elde etmeyebilirler, Tullock ve Kreuger‘in göstermeye çalıştığı gibi, politik maliyetler statükoyu korumak isteyenlerin üzerine kalmaktadır.

Chicago yaklaşımında, vergi yasaları ile ilgili yapılacak görüşmelerin verimliliği artırdığı ileri sürülmektedir, buna karşın Virginia yaklaşımı, çıkar ilişkisine dayalı özel yasalar çıkarılmasına karşı söylemlerde bulunur ve görüşmelerin politik süreç içerisinde olmasına izin verilmemesini savunur. Etkinlik için, vergi yasasındaki özel bir hüküm, vergi anayasasının bir parçası olmalıdır. Yaklaşımlar arasındaki fark kamu tercihi teorisinin sonuçtan daha çok bir analizler metodu olduğunu göstermektedir, kamu tercihi faktörleri hesaba katıldığı zaman, vergi politikası ile ilgili bir çok soru ortaya çıkmaktadır. Yaklaşımlar arasında bazı tartışmalar olmasına rağmen, her iki yaklaşımla ilgili çalışmalar genelde birbirleriyle tutarlı çalışmalardır, ve vergileme çalışmaları içerisinde kamu tercihi yaklaşımı ile elde edilebilecek ek fikirlerin olduğunu göstermektedirler.

Bu çalışmalar kamu tercihi analizlerinin vergileme çalışmalarına uygulanabileceğini ileri sürmelerine rağmen, göreceli olarak çok az çalışma bu alan içerisinde yapılmıştır. Politik maliyetler ile ilgili ampirik çalışmalar bu maliyetlerin büyüklüğünü ortaya koymaya çalışır ve bu maliyetleri sınırlandırmak için yapılabilecek kurumsal değişikliklerin altını çizebilir. Bu araştırmalar vergi politikasının ve rant kollamanın anlaşılmasına katkıda bulunurlar. Politik süreci ortaya koymaya çalışan modeller vergi yapısının geliştirilmesinde daha fazla fikirler ortaya koyarlar. Winner ve Hettich’in gösterdiği gibi, bu yaklaşımlar mali anayasanın özelliklerini de tartışırlar. Vergi sistemi politik sürecin bir ürünüdür, vergi politikası çalışmalarına kamu tercihi yaklaşımının uygulanmasının faydalı olduğu düşüncesi, bizleri vergiden daha çok vergilerin şekillendiği politik sürecin anlaşılması gerektiğine götürür.

NOTLAR

Yazar çalışmanın ilk taslağında yardımcı olan James Buchanan, Thomas McCaleb, Joel Slemrod, ve Stanley Winer’a teşekkürlerini sunar.

(n1) Kamu maliyesi kitapları kamu tercihi teorisini ele almaya başlamışlardır, ancak bu teori genellikle bir bölüm içerisine hapsedilmektedir. Rosen (1995) kitabında kamu tercihi yaklaşımına sadece bir bölüm ayırmış ve diğer bölümlerde kamu tercihi yaklaşımını hiç tartışmamıştır. Ben ise (Holcombe 1996) kamu maliyesi kitabımda çoğu bölümde kamu tercihi yaklaşımına yer verdim ve kitabıma kamu tercihi düşüncesini entegre etmeye çalıştım. Bu kitabın değerlendirmesini ve diğer kamu maliyesi kitaplarından başarılı olup olmadığını okuyucuya bırakıyorum.

(n2) Bu konu Buchanan’ın vergileme ile ilgili bir çok çalışmasında bulunabilir. Brennan ve Buchanan anayasal kurallar lehinde genel fikirler ortaya koymaya çalışmaktadırlar.

(n3) Yönetim maliyetleri esasen bütçenin bir öğesidir ve göreceli olarak bu maliyetleri tahmin etmek kolaydır. Razı olma maliyetleri ise bütün vergi mükelleflerinin üzerinde kalan maliyetlerdir, yani vergileme işlemlerinden dolayı mükellefin katlandığı maliyetlerdir. Slemrod ve Sorum’a (1984) göre ABD gelir vergisi sisteminde mükellefin katlandığı maliyet toplanan gelir vergisinin 5/7‘ine ulaşmıştır. Günümüzde IRS’nin yaptığı tahmin ise bu maliyetlerin bütün federal vergilerin % 8,7’sine ulaştığı yönündedir. Yönetim maliyetleri ise toplanan bütün vergilerin % 0.5’i kadardır.

(n4) Örneğin, 1986 Vergi Reform Yasası hazırlandığı zaman, emlakçılar ev ipoteği faiz kesintisini kaybetmemek için sıkı bir lobi faaliyeti içerisine girdiler. Sonuç mevcut durumun korunması lehinde gelişti, bunun sonucunda önemli miktarda politik maliyet ortaya çıkmıştır.

(n5) Elbette insanlar kamu sektörü aracılığıyla kendilerinden diğer başka kesimlere gelir transferi yapılmasını onaylayabilirler. Hochman and Rogers (1969)

(n6) Diğer bazı alanlarda kamu tercihi tartışmaları için Buchanan’a (1967) bakınız, Buchanan’a göre belli şartlar altında artan oranlı gelir vergisi bireyler tarafından tercih edilebilir, bazı durumlarda bu şartlar gerçek dünyanın kurumsal tercihlerinin özelliklerini verebilir. (s.237)

(n7) Buchanan (1987) 1986 reformu sonrası hem kamu harcamalarının hem de vergi oranlarının artacağını doğru olarak önceden görmüştür.

(n8) Çoğunluk kuralı altında, seçmenler oylarını başarı olasılığı olmayan tarafa atarlarsa bu oylar seçimin sonucunu belirlemeyecektir. Bununla birlikte kullanılan oylar seçmenin çoğunluk veya azınlık içerisinde olduğunu belirleyecektir. Eğer çoğunluk doğrultusunda oy atmanın avantajları varsa herkesin iyiliği için oy kullanıldığı bir durum ortaya çıkabilir. Çoğunluğu terk eden bir seçmen çoğunluk içerisinde olmanın avantajlarını kaybeder.

(n9) Meltzer and Richard (1981) göre gelirdeki eşitsizlik yeniden dağıtımın miktarını artırır, fakat Peltzman (1980) bunun tam tersini savunmaktadır.

(n10) Foldvary, (1994) toplulukların (örneğin yerel yönetimlerin) eyaletler arası fayda taşmalarını içselleştirmek için bir üst yönetimin (federal hükümet) müdahalesi olmaksızın birlikte çalışabileceklerini gösteren yollar üzerinde tartışmalar yapmaktadır.

KAYNAKLAR

Atkinson, Anthony B. Public Economics in Action: The Basic Income/Flat Tax Proposal. Oxford: Clarendon Press, 1995.

Ballentine, J. Gregory. "The Structure of Tax System Versus the Level of Taxation: An Evaluation of the 1986 Act." Journal of Economic Perspectives 6 No. 1 (Winter, 1992): 59-68.

Becker, Gary. "A Theory of Competition among Pressure Groups for Political Influence. " Quarterly Journal of Economics 98 No. 3 (August, 1983): 371-400.

Brennan, Geoffrey, and James M. Buchanan. The Power to Tax: Analytical Foundations of a Fiscal Constitution. Cambridge: Cambridge University Press, 1980.

Brennan, Geoffrey, and James M. Buchanan. The Reason of Rules: Constitutional Political Economy. Cambridge: Cambridge University Press, 1985.

Buchanan, James M. "The Economics of Earmarked Taxes," Journal of Political Economy 71 No. 5 (October, 1963): 457-69.

Buchanan, James M. Public Finance in Democratic Process. Chapel Hill: University of North Carolina Press, 1967.

Buchanan, James M. "Taxation in Fiscal Exchange." Journal of Public Economics 6 No. 1 - (July/August, 1976): 17-29.

Buchanan, James M. "Tax Reform as Political Choice. " Journal of Economic Perspectives 1 No. 1 (Summer, 1987): 29-35.

Buchanan, James M. "The Political Efficiency of General Taxation," National Tax Journal 46 No. 4 (December, 1993): 401-10,

Buchanan, James M., and Gordon Tullock. The Calculus of Consent. Ann Arbor: University of Michigan Press, 1962.

Foldvary, Fred. Public Goods and Private Communities: The Market Provision of Social Services. Brookfield, VT Edward Elgar, 1994.

Hall, Robert E., and Alvin Rabushka. The Flat Tax. Stanford: Hoover Institution Press, 1985.

Hayek, Friedrich A. The Constitution of Liberty, Chicago: University of Chicago Press, 1960.

Hettich, Walter, and Stanley L. Winer. "Economic and Political Foundations of Tax Structure." American Economic Review 78 No. 4 (September, 1988): 701-12.

Hochman, Harold M., and James D. Rogers. "Pareto Optimum Redistribution." American Economic Review 59 No. 4 Part 1 (September, 1969): 542-57.

Holcombe, Randall G. "Public Choice and Public Spending." National Tax Journal 31 No. 4 (December, 1978): 373-83.

Holcombe, Randall G. "Non-optimum Unanimous Agreement." Public Choice 48 No. 3 (1986): 229-44.

Holcombe, Randall G. The Economic Foundations of Government. New York: New York University Press, 1994.

Holcombe, Randall G. Public Finance: Government Revenues and Expenditures in the United States Economy. Minneapolis/St. Paul: West Publishing Company, 1996.

Holcombe, Randall G. "Selective Excise Taxation from an Interest Group Perspective." In Taxing Choice, The Predatory Politics of Fiscal Discrimination, edited by William F. Shughart II. New Brunswick: Transaction Publishers, 1997.

Kreuger, Anne O. "The Political Economy of the Rent-Seeking Society." American Economic Review 64 No. 3 (June, 1974): 291-303.

Lindahl, Erik. "Just Taxation--A Positive Solution" (orig. 1919). In Classics in the Theory of Public Finance, edited by Richard A. Musgrave and Alan T. Peacock. New York: St. Martin's Press, 1967.

Lott, John R. "Does Political Reform Increase Wealth? Or, Why the Difference Between the Chicago and Virginia Schools is Really an Elasticity Question." Public Choice 91 No. 3-4 (June, 1997): 219-27.

McKenzie, Richard B., and Robert J. Staaf. "Revenue Sharing and Monopoly Government." Public Choice 33 No. 3 (1978): 93-7.

Meltzer, Allan H., and Scott F. Richard. "A Rational Theory of the Size of Government." Journal of Political Economy 89 No. 5 (October, 1981): 914-27.

Mirrlees, James A. "An Exploration in the Theory of Optimum Income Taxation." Review of Economic Studies 38 No, 114 (April, 1971): 175-208.

Mirlees, James A. "Optimum Tax Theory--A Synthesis." Journal of Public Economics 6 No. 4 (November, 1976): 327-58.

Niskanan, William A. Bureaucracy and Representative Government Chicago: Aldine-Atherton, 1971.

Peltzman, Sam. "The Growth of Government." Journal of Law and Economics 23 No. 2 (October, 1980): 209-87.

Ramsey, Frank P. "A Contribution to the Theory of Taxation." Economic Journal 37 (March, 1927): 47-61.

Rosen, Harvey S. Public Finance. 4th ed. Chicago: Irwin, 1995.

Samuelson, Paul A. "The Pure Theory of Public Expenditure." Review of Economics and Statistics 36 No. 4 (November, 1954): 387-9.

Slemrod, Joel. "Optimum Taxation and Optimum Tax Systems," Journal of Economic Perspectives 4 No. 1 (Winter, 1990): 157-78.

Slemrod, Joel, and Nikki Sorum. "The Compliance Cost of the U.S. Individual Income Tax System." National Tax Journal 37 No. 4 (December, 1984): 461-74.

Sobel, Russell S. "Optimum Taxation in a Federal System of Governments." Southern Economic Journal 64 No. 2 (October, 1997): 468-85.

Stigler, George J. "Director's Law of Public Income Redistribution." Journal of Law and Economics 13 No. 1 (April, 1970): 1-10.

Tiebout, Charles M. "A Pure Theory of Local Expenditures," Journal of Political Economy 64 No. 5 (October, 1956): 416-24.

Tullock, Gordon. "The Welfare Cost of Tariffs, Monopolies, and Theft." Western Economic Journal 5 No. 3 (June, 1967): 224--32.

Usher, Dan. The Welfare Economics of Markets, Voting, and Predation. Ann Arbor: University of Michigan Press, 1992.

Weingast, Barry R., Kenneth A. Shepsle, and Christopher Johnsen. "The Political Economy of Benefits and Costs: A Neoclassical Approach to Distributive Politics." Journal of Political Economy 89 No. 4 (August, 1981): 6422-64.

Wicksell, Knut. "A New Principle of Just Taxation" (orig. 1896). In Classics in the Theory of Public Finance, edited by Richard A. Musgrave and Alan I Peacock. New York: St. Martin's Press, 1967,

Wittman, Donald. "Why Democracies Produce Efficient Results." Journal of Political Economy 97 No. 6 (December, 1989): 1395-1424.

(*) Randall G. HOLCOMBE, “Tax Policy From Public Choice Perspective” National Tax Journal,  Jun-1998, Vol.51, Issue2, p.359-374.