PİYASA BAŞARISIZLIĞI VE POLİTİK BAŞARISIZLIK

Yazan:James M. Buchanan

Çeviren: Prof. Dr. Sabri Tekir

 

GİRİŞ

Birçok vesilelerle, yüzyılımızın ortalarındaki teorik refah ekonomisini "piyasa başarısızlığının teorileri", yüzyılın ikinci yarısındaki kamu tercihi ekonomisini de bunun karşıtı olarak "politik başarısızlığın teorileri" olarak özetlemiştim. Bu açıklama iki araştırma programının en önemli itici faktörü olmuş, ancak bu beyan karışıklıklara neden olmuştur. Çünkü şunu ileri sürüyordu; gerek kurumsal faaliyetin pozitif analizi gerekse faaliyetin başarısızlığına yönelik kriterler iki uygulamada da mukayese edilebilir nitelikte idiler.

Ekonomik kaynakların kullanımındaki etkinlik, teorik refah ekonomisi uygulayıcıları tarafından bir piyasa düzeninin işleyişine tatbik edilen başarısızlığın kriteri olarak geniş kabul görmektedir. Ancak, etkinlik kriterinin gerek anlamı gerekse normatif uygunluğu tartışma konusu yapılabilir. Eğer "etkinlik" sadece piyasa sürecinin çalışması yoluyla sağlanırsa, o takdirde sürecin kendisinin işleyişini değerlendirmede nasıl bağımsız bir kriter olarak tesbit edilebilir ? Bu temel soru herhangi bir şekilde gürültüye getirilse bile, etkinlik normunun savunulmasında başka argümanlar da ileri sürülebilir.

Bu sorunlar, teorik refah ekonomisinden doğan piyasa başarısızlıklarına özel atıflarda bulunmak suretiyle incelenebilir. Bir ekonomide kaynakların kullanımındaki etkinliği düşünün. İdealize edilmiş etkinlik kavramsal olarak formal terimlerden bir başka yolla tanımlanabilir mi ? Elbette bir ideali tatmin için karşılanması gereken zorunlu şartları özel olarak açıklayacağız. Tüm kullanım alanlarında her homojen kaynak biriminin belli değerlerde gelir sağlaması halinde, kaynaklar kendileri için değerli kullanım alanlarına tahsis edilirler. Değerler yapılacak düzenlemenin tüm marjları üzerinde eşit hale getirilir; nihai kullanımda marjinal ikame oranları, üretimde marjinal transformasyon oranları ile eşitlendirilir.

Fakat, herhangi bir kaynağın birimleri arasındaki homojenite nedir ? Biz homojeniteyi, gözlenen piyasa fiyatlarının denkleştirilmesi yoluyla mı tanımlayacağız ? Eğer böyle yapacak isek, fiyatlarda gözlenen farklılıklar nasıl olur da tahsis edici bir etkinliğin olmayışının bir kriteri olarak kullanılabilir ? İktisatçı, tercih fonksiyonları ile üretim fonksiyonları konusunda bağımsız bir bilgiyi önceden kabul etmediği müddetçe ve kabul ettiği zaman, idealize edilen etkinliği tanımlayamaz. Ve eğer analizle ilgili bu epistemolojik sınır hatırlanırsa, bir piyasanın başarısızlığına nasıl hükmedilebilir ? Etkinliğin gerçek tanımı karşısındaki bu epistemolojik bariyerden hareket edildiğinde, geriye, kişiler arası piyasa öncesi kabiliyet dağılımı konusunda değer maksimizasyonuna dayanan birbiriyle zorunlu bağımlılığı kalmaktadır. Etkinliğin başarı veya başarısızlığın bir normu olarak kabulü, kabiliyetlerin başlangıçtaki dağılımının normatif desteği (veya en azından böyle kabulü) veya dahası düzeltici adımların, etkinlik normunun kendisi tarafından tanımlanmasının alt ve üstündeki dağıtımsal amaçları ile uygunluk teşkil etmesi gerekir.

Tartışmanın amaçları konusunda, burada teorik refah ekonomistleri ile birlikte, şunu kabul edeceğim ki, tercih ve üretim fonksiyonları konusunda gerekli enformasyon önceden varsayılacak, değer artırıcı değişmelerin değerlendirileceği esas olarak ta kabiliyetlerin piyasa öncesi dağılımının varlığı da kabul edilecektir. O takdirde, idealize edilmiş etkinlik piyasa düzenleme prosesinden bağımsız olarak tanımlanabilir. Bu normun başarı göstergesi olarak kullanılabileceği de uygun gibi görünmektedir. Bununla beraber, bu sınırlar içinde kalınsa bile, idealize edilmiş bu etkinlik normunun gözlemlenen şeyi değerlendirmede araç olarak kullanılması uygun düşer mi? Eğer norm bu şekilde tanımlanacaksa, piyasa "başarısızlığı" hemen tanımlanabilir. Gözlenen piyasa düzenlemelerinin tümüne yakını, bu ideale ulaşma konusunda yetersiz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bunun sebebleri de bilinen şeylerdir. Başarısızlığın bu şekilde tesbiti, yapılabilirliği gösterilen alternatif düzenlemeler paketinden doğan sonuçların varlığı gösterilemediği müddetçe veya gösterilene kadar, kesin kurumsal veya politik değişme ile ilgili bir uygulamayı ifade etmeyecektir. Eğer idealize edilmiş etkinlik normunun elde edilmesi fizibilite düzeni içinde birleştirilmesi mümkün olmayan teknolojik kurumsal ve/veya davranışsal özellikler gerektirecek olursa, başarı veya başarısızlık kriteri olarak norma ulaşabilmek için ne kadar yardım temin edilecektir?

III. PİYASA BAŞARISIZLIĞININ POLİTİK DÜZELTİCİLERİ: DIŞSALLIKLAR OLAYI

Yüzyılımızın ortalarında teorik refah iktisatçıları bu sorunu ortaya atmamışlardı; çünkü, onlar zımnen kabul etmişlerdi ki, piyasanın kesintisiz işleyişine politik alternatifin kendisi ideal bir şekilde çalışmıştı. Bu şu demektir: Basitçe kabul edilmekteydi ki, piyasa düzenlemelerindeki "başarısızlıklar" piyasaya katılanlara yol gösteren kurallar konusunda politik düzenlemeler yapmak suretiyle düzeltilebilirdi.

İdeal etkinlik standardı ile mukayese edildiğinde, piyasa başarısızlığı konusunda kullanılabilecek uygun bir politik düzeltici ile ilgili herhangi bir tahlil yapılmış değildir. Gözlenen politik prosesin işleyişinin pozitif teorisi, mukayeseli kurumsal analiz için lüzumlu adımlar atılmadan önce, gözlem konusu politik prosesin işleyişi ile ilgili olumlu bazı teoriler gerekmektedir. Kamu tercihi teorisi bir açıdan böyle bir analizi mümkün kılmaktadır. Bununla beraber bir sürpriz taraf daha kalmaktadır ki, kamu tercih ekonomistleri, bilinen piyasa başarısızlık örnekleri yoluyla, daha spesifik mukayeseler yapabilmek için politik başarısızlıkların teşhisi ve bunların analizi üzerinde fazla dikkat göstermiş değillerdir.

Ben büyük çapta şekillendirilmiş, basitleştirilmiş ve bilinen bir piyasa başarısızlık modeli üzerinde durmak istiyorum. Bu modelde, tam denge halinde Px fiyat düzeyinde işlem gören x nihai malını üreten küçük fakat tam rekabetçi bir sektör vardır. Bu sektöre has hiç bir kaynak da söz konusu değildir. Kaynak girdileri sahiplerince elde edilen rant benzeri de olsa kısa dönemde hiçbir rant yoktur. Tüketiciler rekabetçi fiyattan bu malı piyasadan elde edebildikleri zaman bazı rantlar temin etmektedirler. Buna karşılık, x malının üretimi bir çok kimseler için yan etkiler meydana getirmekte ve dış zararlara neden olmaktadır. Üretici firmalar bu dışsal etkenleri kararlarında hesaba katmamaktadırlar. Böylece, idealize edilmiş etkinlik normuna nispetle, x malının üretimine tahsis edilmiş çok sayıda kaynak bulunmaktadır. Geleneksel Pigou'cu ifade ile, firmaların karşı karşıya bulundukları marjinal özel maliyetler marjinal "sosyal maliyetler"den daha az olmaktadır.

O halde sorun şudur: Ekonomik olmayan bu dışsal etkenlerin politizasyonu düzeltmeyi sağlayacak mı? Açıklamada basitlik amacıyla, başlangıçta, şunu farzediyorum ki kontrol aracı olarak sektördeki üretim üzerine konulmuş birim başına vergi veya sübvansiyon vardır. Bir politik karar kuralının işletilmesi yoluyla konulacak bir vergi veya sübvansiyona izin verecek anayasa değişikliği de yapılmıştır.

(Yine) farzediyorum ki, ekonomideki ve hükümetteki tüm kişiler verginin yansıması ve etkileri konusunda tam bir bilgiye sahiptirler ve aynı zamanda bütün bu şahıslar amaçladıkları ekonomik çıkarlarını mümkün olduğu kadar genişletmek için oy kullanacaklar veya politik davranışta bulunacaklardır.

Ortaya atılan piyasa başarısızlık düzeninde, bu sınırlı varsayımlar altında dışsallığın politizasyonu, etkinlik normunun sadece büyük çapta dar kalıplar içinde tatmin edildiğini gösterecektir. Eğer hükümet adamları dışsal etkenler nedeniyle zarara uğramışlarsa ve bu zarar eşit şekilde meydana gelmiş ise; eğer tüm kişiler o sektör ürününün tüketici (alıcısı) durumunda olup eşit miktarda satın alıyorlarsa; eğer vergiden sağlanan gelirler tüm bu kişiler arasında eşit bir şekilde paylaştırılıyor ise ve kayıp (zarar) geçişmesi yoksa, o takdirde politizasyon, politik karar kuralı gözönünde bulundurulmaksızın piyasa başarısızlığı için tam bir düzeltme işlevi görecektir. Bu çerçevede, herkesin çıkarı konusunda idealize edilmiş Pigou'cu vergiyi uygulamak mümkün olur. Piyasa fiyatı öncelikle vergi miktarı kadar yükselecek; üretim düşecek; bazı kaynaklar diğer kullanım alanlarına kayacaktır. Vergiden elde edilen gelirler de tüm kişiler arasında paylaştırılacaktır. Herkes bilinen refah üçgeninin hacmi ile ölçülmüş bir miktarda kazanç elde edecektir.

Modeldeki eşit sınırlandırmalar dünyasının ötesine bir kere geçtiğimizde, politizasyon, piyasanın politize olmayan işleyişi yoluyla konulmuş etkinlik kaybını düzeltecek şekilde çalışmayacaktır. Kişilerin hesaplamalarına (değerlendirmelerine) dağıtımsal etkiler dahil olacak ve onların çıkarları da genellikle düşünülen etkinlik konusundaki potansiyel kazanç ve kayıplarında olduğu gibi, bu etkilere dahil olacaktır. Bu dağıtımsal etkiler zorunlu olarak kişiler arasında potansiyel çıkar çatışmalarını ortaya çıkaracaktır. Böylece, herhangi bir politik karar kuralının işletilmesinin öngörülen sonuçları, gerek karar kuralının kendisine gerekse gelirlerin kullanımının yanısıra sektör ürünü üzerine bir verginin konulması şartlarında dağıtımsal kazanç ve kayba maruz kalan modeldeki kişilerin nisbi genişliğine bağlı olacaktır.

Politik iktisatçı büyük çapta sınırlandırılmış eşitliğe dayalı faraziyelere ters düşse de, mesela etkinlik normunun dikte ettiği idealize edilmiş çözüm konusunda genel anlaşmaya ulaştırabilecek telafi edicilerin yapısına ilişkin olarak ortaya çıkan ihtimalleri araştırmaya hazır hale gelmelidir. Düşünelim ki, tüm ilgili hükümet üyeleri üç kategoride sınıflandırılmıştır: (1) Sektör ürününün alıcıları, (2) üretim nedeniyle ortaya çıkan dışsal tahribatın zararını çekenler, (3) ne alıcı ne de zarar gören olarak sektörden (üretimden) hiç etkilenmeyenler.

Biz biliyoruz ki, dışsal etkilerde Pareto ilişkisi varsa, 2'nci grubun üyeleri inci grup üyelerinin o ürünün üretiminde fiyat değişmesi sonucu ortaya çıkan kayıplarını bütünüyle tazmin edebileceklerdir. Bununla beraber dikkat etmemiz gerekir ki bu tazminat, inci grubun üyelerine etkinlik nedeniyle birim vergi oranı altında toplanan tüm vergi gelirlerinin altında veya üstünde bir ödemeyi gerektirecektir. Bu vergi gelirleri, malı satın alanları yine de bilinen refah üçgeni ile ölçülen net kayıplarla (karşı karşıya) bırakacaktır. Eğer idealize edilmiş etkinlik çözümüne Pareto üstünlüğü'nün yansıması konusunda genel anlaşma sağlanmışsa, tek kontrol aracına ilişkin sınırlandırmanın kaldırılması gerekir.

Bundan başka ve daha da önemlisi, şuna dikkat etmek gerekir ki, politik uygulama 2' nci grup üyeler ile inci grup üyeler arasındaki "değişim-mübadele" ile sınırlı olsa bile ve eğer bazı ödemeler vergi gelirlerinin üstünde veya ötesinde tesbit edilirse, tazminatların yapısı (vergi gelirleri + sübvan-siyonlar), satın alınan mal miktarındaki değişmelere ve fiyat değişmesinin nisbi derecesi üzerindeki talep elastikiyetlerine imkan vermesi için, inci gruptaki kişiler arasında şahsileştirilmiş düzenlemeleri ihtiva etmelidir. Bu transfer ödemelerindeki satın almaya ilişkin farklılıklar, kişisel satın alma oranı ile ödemelerin hacmi arasındaki zorunlu doğrusal ilişkiye rağmen, transfer ödemelerinin herhangi bir ikame etkisinin bulunmadığı keyfi varsayımından hareketle, inci grubun tüm üyeleri için gelir etkilerinin nötr olmasını sağlamak için gerekecektir. Eğer ikame etkileri satın alma ilişkili transferlere yaygınlaştırılır, böylece tüm inci grup üyeleri yüksek fiyat nedeniyle ortaya çıkan herhangi bir fazla harcamanın bir transfer şeklinde geri iade edileceğini tam olarak biliyorlarsa, o takdirde birim başına vergi koymak suretiyle davranışları "düzeltmeye" yönelik tüm teşebbüsler, işin başında başarısız olacaktır.

Daha genel politik nedenlerde olduğu gibi, vergi koymanın davranışları şekillendirmesini temin için, transferler inci grup üyelerine tahsis edilmiş olsa bile, vergi yoluyla elde edilen gelirler büyük bir ihtimalle geniş tabanlı bölüşüm esasına göre şahıslara geri iade edilecekti. Fakat, bir kere idealize edilmiş plandan böyle bir sapmaya gidildiğinde, kişilerin dağıtımsal çıkarları da öne çıkarılmış olur ki bu, politik proses dahilinde etkinlik nedenli herhangi bir değişime doğrudan ters düşebilir.

Genellikle inci grup üyelerine gelirlerin iade edilmesi yoluyla gösterilen böyle bir politik müdahale bile büyük çapta uygun görülmeyecektir. 3' ncü gruptaki kişiler, yani dışsallıklardan bütünüyle etkilenmemiş olanlar, dolaylı veya dolaysız şekilde zorunlu olarak politik tercih süreci içerisine dahil edileceklerdir ve sadece dağıtımsal karakterli çıkarlara sahip olacaklardır.

Farzedelim ki, politik iktisatçı, ürünü satın alanlara (vergi) gelirlerinin iade edildiği, gerekli farklılaştırmanın yapıldığı, refah üçgenleri yoluyla ölçülmüş kayıpları karşılayacak ek ödemelerin yapılacağı bir ürün üzerine etkinlik nedenli bir birim vergisi konulmasını teklif etmektedir. Diğer bir ifade ile, inci ve 2'nci grupların üyeleri arasındaki "değişim"in anlaşmanın tüm gereklerini karşıladığını, bu "değişim"in politik uygulamasının idealize edilmiş etkinlik çözümünü sağlayacağını vadettiğini düşünelim. Fakat, 3' ncü gruptaki kişiler, inci grup üyelerine açıktan yapılacak nakit transfer ödemelerine rıza göstermeyebilirler. 3'ncü gruptakiler yeni ortaya çıkan gelir kaynağından elde edilecek fonlara ortak olmakta ısrar edeceklerdir. 3' ncü grup üyeleri gelir bölüşüm grubu haline getirilinceye kadar, 1' nci grup üyeleri tüm plana yine sadece dağıtımsal gerekçelerle karşı çıkacaklardır. Üretimdeki değişmenin sonucu malın fiyatındaki değişmeden dolayı onlara uzun müddet bütünüyle gelir telafisi uygulanamayacaktır. Dışsal etkenlerden zarar gören 2' nci grup üyelerinin de 3' ncü grup üyelerine etkinlik nedenli verginin uygulanabilirliğini göstermek için tatmin edici düzeyde "rüşvet" vermeleri de pek mümkün olmayacaktır. Politik olarak, etkinlik nedenli vergi başlamayacak gibi görünmektedir.

Analizi genişletebilir ve örnekteki dışsallığın politizasyonu konusunda bazı çok geniş tahminlerde bulunmağa çalışabiliriz. Kişilerin üçlü sınıflandırmasını koruyarak, politik tercih prosesinin sanki basit çoğunluk oylama kuralı gibi çalıştığı varsayımını ileri sürebiliriz. Açıklamayı basitleştirmek amacıyla, başlangıçta her üç grubun da eşit büyüklükte ve bir kişinin sadece bir grupta üyeliğinin bulunduğunu varsayalım. Politik opsiyonları veya alternatifleri aşağıdaki gibi düzenleyebiliriz:

(1) To tek başına rekabetçi sonuç doğurmakta; sıfır oranlı bir vergi konulması

(2) Te etkinlik nedenli vergi koymak; tüm gelirler, uygun şekilde düzenlenmiş kişileştirilmiş oranlar halinde satın alanlara geri veriliyor.

(3) Tm geliri maksimize edecek vergi oranı koyuyor; politik yönden hakim koalisyon üyeleri arasında gelirler eşit şekilde dağıtılıyor.

(4) Tp caydırıcı bir vergi koyuyor.

Şimdi üç grubun üyeleri tarafından yapılan bu alternatiflerin sıra derecelenmesini inceleyebiliriz. Te ile Tm ilişkisine bağlı olarak iki muhtemel sıralama vardır. Aşağıdaki ilk sıralamada, farzediyorum ki etkinlik nedenli vergi oranı, geliri maksimize eden vergi oranının altına düşmektedir; ikinci sıralamada ise bu ilişki tersinedir. Sıralamalar aşağıdaki gibidir:

 

 

 

 

Grup I Grup II Grup III

Satınalanlar Zarar Görenler Etkilenmeyenler (I: Te / < Tm)

To Tp Tm

Te Tm Te Tm Te To, Tp Tp To

(II: Te > Tm) To Tp Tm Tm Te Te Te Tm To, Tp Tp To

Bu sıralamaların tetkikinden de anlaşılacaktır ki, grupların eşit büyüklükte olduğu varsayımı altında, Tm istikrarlı çoğunluk tercihidir. Tercihler tek dorukludur. Diğer alternatifler üzerinde Tm'i tercih eden iki grup çoğunluk koalisyonu vardır.

Sonuç, konulan vergiden elde edilen gelirlerin dağılımındaki değişmelere ve mali prosesin kendisindeki israfın miktarına karşı nisbi olarak duyarlı değildir. Eğer kendilerine herhangi bir pozitif net transfer varsa, 3' ncü grup üyelerinin sıralaması aynen kalacaktır. Dikkat etmemiz gereken husus da bu grup üyelerinin medyan tercih sahipleri olmasıdır; 1' nci ve 2' nci gruptakilerin çıkarları ise her iki sıralamaya da kesinlikle ters düşmektedir. 1' nci grubun üyeleri, alıcılar, eğer ellerinden gelirler akıp gidiyorsa (gelir kaybına maruz kalıyorlarsa) ve ilave olarak, tüm gelir geri ödemelerinin üzerinde zorunlu ek ödemeler temin etmiyorlarsa, belirtilen sıra düzenlemesine sahip olacaklardır. Zarara uğrayanlar (2' nci grup) ise, gelirlerin en büyük ortakçıları olarak, geliri maksimize edecek vergiyi tercih edecekleri durumlar dışında, hemen her zaman caydırıcı vergiyi tercih edeceklerdir.

Tm sonucu da her üç grubun büyüklüklerindeki değişmelere karşı nisbeten duyarsızdır. Gerek 1' nci gerekse 2' nci grup bir çoğunluk tercihini yeterli düzeyde zorla kabul ettirmek durumunda bulunmadıkça, büyüklüğü yetersiz (küçük) dahi olsa, 3' ncü grup üyeleri kontrol edebilme konumunda bulunacaklardır. Eğer 1' nci veya 2' nci gruptan herhangi biri çoğunluk tercihini empoze edecek yeterli büyüklükte ise, o takdirde To veya Tp ortaya çıkacaktır. Bu arada hiçbir durumda Te oylama kuralının işleyişinden doğmayacaktır. Etkinlik nedenli vergi oranı, üç grubun nisbi büyüklüklerindeki herhangi bir veya tüm varyasyonları altında diğer üç alternatifin biri tarafından yönetilecektir.

Eğer etkinlik nedenli vergi oranı geliri maksimize edecek oranın (yukarıdaki sıralamada I) altına düşerse, o takdirde dışsallığın politizasyonu Pareto etkinliğinin altında malın nihai üretimini ilgilendiren bir tahsis edici sonuç doğuracaktır. Halbuki düzeltilmemiş piyasa sonucu malın fazla üretimine (aşırı üretim) neden olurken, politize edilen sonuç standart etkinlik normuna nisbetle eksik üretime neden olacaktır. Eğer etkinlik nedenli vergi oranı geliri maksimize edecek oranın üzerinde bulunursa (yukarıdaki sıralamada II), politizasyon malın üretiminin etkinlik kriterinin ideal olarak gösterdiğinin üzerinde, fakat düzeltilmemiş piyasada ise üretimin altında kalmasına neden olur. Bu durumda politizasyon en azından yönlendirme bakımından düzelticidir.

Dışsallığın düzeltilmesindeki politizasyonun başarısızlığı burada detaylı şekilde incelenen tek örnekte açık olarak görünmektedir. Fakat, acaba öngörülen politik çözümler ile etkinlik kriterini tatmin edebilecek olanlar arasındaki uyuşmazlık "dışsallığın kurumsal yapısı"na bağlı olmaz mı ?. İster üreticilerin isterse tüketicilerin olsun, geniş çaplı negatif veya pozitif dışsallıklar ortaya çıkaran piyasa mahreçli bir faaliyetten doğan herhangi bir fazlalığın mevcudiyeti şunu gösterir ki dağıtımsal görüntüler herhangi bir kontrol prosesine dahil olacaktır. Politik karar prosesinde yer alanlar (katılımcılar), kendilerine sağlanan belli araçlar olduğunda, kendi çıkarlarını maksimize etmeyi isteyeceklerdir. İdealize edilen piyasayı düzeltmenin vadedebileceği etkinlik kazançlarındaki payları onları ancak ikinci derecede ilgilendirecektir. Yukarıda biraz detaylıca analiz edilen tek bir modelin dışındaki modeller de sonuçların genelliğini göstermek için geliştirilebilir.

Fakat bu genel sonuç negatif bir yön bırakmaktadır ki o da piyasa başarısızlıklarının politizasyonu, politik sürecin vatandaşların farklı çıkarlarını anlatmayı temin edebildiği müddetçe, ekonominin idealize edilmiş etkinlik normunun tatminine doğru yönlendirilmesindeki amacı sağlanmış olacaktır.

IV. POTANSİYEL ETKİNLİK KAZANÇLARI ELDE EDİLEBİLİR Mİ?

Tartışmada göstermiştir ki, piyasanın ve/veya politik prosesin işleyişinden elde edilemeyen etkinlik kazançları vardır. Her iki durumda da ekonomideki ve hükümetteki tüm taraflara avantajlar temin edilebilecek idealize edilmiş tahsis edilmiş değişmeleri düşünmemiz mümkündür. Ve Pareto sınıflandırmasının basit analizlerinin de gösterdiği gibi, değişimden hiçbir kimsenin zarar görmeyeceği bir metodla optimal çözümden uzaklaşma araçları varolmalıdır. Bununla beraber böyle bir değişimi başarmak için kompleks ve yüksek düzeyde şahsileştirilmiş sofistike bir vergi ve sübvansiyon programları, tazminatlar, yan ödemeler ve geçiş dönemi tedbirlerine ihtiyaç vardır ki bunlar bildiğimiz kadarıyla gerek piyasanın kapasitesi gerekse politik yapıların ötesindedir. Piyasa ve politik başarısızlıkların bize yüklediği etkinlik kayıplarının bir kısmından fazlasını elde etmek kurumsal olarak mümkün değildir.

Bu tür kazançların mevcudiyeti şunu gösterir ki karşılıklı kazancı sağlayabilecek teklifleri geliştirme gücüne sahip politik iktisatçı için bir rol daha kalmaktadır. Eğer o hesaplarını gerek normal piyasaların gerekse normal politikaların belirli özellikleri üzerine yaparsa politik iktisatçı muhtemelen bütünüyle ortadan kaldırılamasa da dağıtımsal görüntülerin azaltılabileceği kurumsal anayasal esaslar düzeyinde reform düşüncesine yönelebilecektir. Politik prosese potansiyel bir katılımcı olarak, kişi niçin mücerret etkinliğe ilgi duysun ki ? Analizin de gösterdiği gibi politik katılımcı özel durumlarda öncelikli önemi dağıtıcı oranlara verecektir. Bu arada eğer genel ölçüler muhafaza edilirse, çok sayıdaki potansiyel politik kontrollere uygulanacak ölçülere katılımcı elbette daha bir ilgi duyacaktır. Katılımcı dağıtımsal olarak, kendisinin politik karar nedeniyle ortaya çıkabilecek tüm sorunlarda nasıl etkileneceğini bilemeyeceğinden kişi kendi çıkarını düşünmekten gücü dahilindeki kapsamlı kurumsal yapının öngörülen faal elemanlarının etkinliğini kabul etmeye yöneltecektir .

Eğer kapsam olarak belirtilen kurumsal zorlukların tümü exojen olarak kabul edilir ve bu nedenle değişmeye konu olmazsa tahsisin etkin olduğu bir durum vardır. Katılımcıların kendi menfaatlerini maksimize ettikleri derecede faaliyet gösterdikleri zorluklar içinde elde edilebilecek hiçbir etkinlik kazancı bulunmayacaktır. Bu nedenledir ki potansiyel etkinlik kazançlarının varlığı, değişmeye konu teşkil edecek bazı zorlukların bulunduğuna inanmak anlamına gelecektir.

V. ETKİNLİK NORMU VE DAĞITICI STANDARTLAR

Tartışma bu noktaya kadar özellikle kurumsal performansın değerlendirilmesine esas olarak etkinlik normunun kabulü içinde kalmıştır. Bu talepler bana göre felsefi araştırmanın son derece bilimsel ve ciddi bir muhalefete açık gibi görünmekle beraber, teorik refah iktisatçılarının bilgi kuramına ait talepleri önceden varsayılmıştır. Post refah ekonomisi dönemlerinde eğitim görmüş birçok neoklasik iktisatçı için, piyasa prosesinin performansını değerlendirmek için etkinlik normunun kullanılmasında anormal veya kabul edilemeyecek bir şey yoktur. Bununla beraber aynı iktisatçılar politikayı değerlendirme konusunda aynı normu kullanmayı sorgulayabilirler. Politikadan, kaynak kullanımında etkinliği ortaya çıkarması niçin beklenmelidir ? İşaret edildiği gibi aynı ölçünün kullanılmaması halinde nisbi "başarısızlık" veya "başarı"ya nasıl hükmedilebilir ?

Belkide bazı dağıtımsal norm ve standartlar büyük ihtimalle etkinliğe alternatif olabilir. Kıyas yoluyla değerlendirildiğinde burada bir dağıtıcı idealin ilk tanımında pek az veya hiç anlaşma olmayacak gibi bir görünüm vardır. Eğer böyle bir ideal tanımlanabilecekse, o taktirde piyasanın işleyişi de politik prosesle mukayese edilebilmelidir. Yine tekrar edersek, norma ulaşmaktaki başarısızlık bu iki prosese göre değerlendirilecektir. Herhangi bir dağıtıcı norma ulaşmasında iki ayrı kuramın dağıtıcı potansiyeli tanımlarken dikkatli olunmalıdır. Piyasa çalışır ve böyle olduğu için de, hukuki olarak tanımlanmış farklı kişilerin mülkiyetinde bulunan piyasa öncesi kaynak nimetlerinin kullanımındaki sosyal kooperasyondan doğan fazlalık da özel dağıtıma neden olur. Piyasa kişilerin elindeki nimetlerin dağılımına doğrudan etkide bulunamaz, bulunmaz da. Tersine ve kıyasen, politika kişiler arasındaki başlangıç nimetlerin dağılımı ile sosyal yardımlaşmadan doğan fazlalığın dağılımına çok az etkide bulunmalı veya hiç bulunmamalıdır. Piyasanın işleyişine hukuki yapı tarafından getirilen bilinen normal politikaların işleyişi konusunda sıkıntı yoktur. Bu nedenle piyasa, istenilmeyen tarzda bazı dağıtıcı ideal kriterlerden hareketle, politika ile mukayese edildiğinde nisbeten politik yeniden dağıtım için açık sonuçlu bir potansiyelin varlığı görülür.

Bu tür mukayeselerin uygun şekilde yapılması durumunda dahi tartış-ma, demokratik politikanın işleyişinde uygulanması gereken dağıtımsal değişmelerin realist analizinden çok, idealize edilmiş dağıtıcı idealin elde edilmesi beklentileri üzerinde yoğunlaşmış olacaktır. Etkinlikle ilgili durum böyle olunca kişiler, politik olacaktır. Etkinlikle ilgili durum böyle olunca kişiler, politik kararlara katıldığı zaman, genellikle toplum için soyut dağıtımsal ideallerle ilgili çıkarlarını muhtemelen açıklamayacaklardır. Tersine, onlar kendilerinin iyi belirlenmiş çıkarlarını genişletme yollarını arayacaklardır. Gerçekten, politik prosesin piyasa tarafından tespit edilmiş dağıtıcı sonuçları üzerinde "iyileştirici" bir etkiye sahip olup olmadığı, sosyal bilimcilerin, hayret verici bir tarzda, ciddi şekilde analiz etmede isteksiz davrandıkları bir konu olarak kalmaktadır. İdeal olarak düşünülen nasıl çalışması gerektiği değil de, şu andaki çalışma tarzıyla, politikanın piyasadan daha iyi dağıtıcı sonuçlar doğuracağı gösterilmedikçe ve gösterilene kadar, buradaki "daha iyi" ifadesi aklen kabul edilebilecek standartlara göredir, danışmanlar dağıtımsal politikaları teşvik konusunda isteksiz kalacaklardır.

Bu makalede çeyrek asırlık deneyimin genel çerçevesinde analitik gelişmelerin bir değerlendirmesini sunmamaktadır. Öyle bir değerlendirme ki bana bir başlık olarak tahsis edilmiştir. Analiz, cevaplandırmaktan daha çok sorunları ortaya koymayı amaçlamaktadır ve bu makalenin mesajı belki de başlatılması zorunlu görülen bir araştırma programının ilk ön çalışması olarak belirtilebilir. Sonuç olarak, bu muhakeme tarzı gerek piyasa başarısızlığı refah ekonomistleri, gerekse piyasa mekanizmaları politika başarısızlıkları birçok modern kamu tercihi ve neoklasik iktisatçıların önünde durmaktadır.

İdealize edilmiş standartlarla mukayese edildiğinde, piyasalar da politikalar da başarısız olur. Bu basit noktanın kavranması bile "bilimsel" gelişmenin bir işaretidir. Bu kavrama dikkatleri mukayeseli kurumsal analiz ile piyasa veya politik davranışın yer aldığı zorluklar demetinin yapısına yöneltecektir. "Anayasal iktisat"ın çalışma alanı bize ışık vermektedir. Onunla mesafe kaydedelim.

NOTLAR

2. Sonuç, kişinin transfer ödemesinin hacmi ile satın alma oranı arasında doğrudan bir ilişki olmasına rağmen, birim vergisinin satın almada davranışı şekillendireceğinin fakat vergi gelirlerinin transferler şeklinde iade edilmesinin davranışı etkilemeyeceğinin önceden kabulüne bağlıdır. Diğer bir ifade ile, sadece vergi ikame etkisi gösterir.

8. Daha geniş tartışma için bakınız benim "Rights, Efficiencey and Exchange: The Irrelevance of Transaction Costs" (Ansprüche, Eigentums und Verfügungsrechte, Berlin: Duncker und Humblot, 1984, p. 924). Bu makale benim "liberty, Market, and State: Political Economy in the 1980s" (Brighton, England: Wheatsheaf Books, 1985; New York University Press, p. 92107) de tekrar basılmıştır.

 

Kaynak: James M. Buchanan, "Market Failure and Political Failure" in: James Buchanan (Ed.), Explorations into Constitutional Economies, College Station: Texas AM University Press, 1989, pp. 418429.