GÖREV SÜRESİNİN SINIRLANDIRILMASININ KRİTİĞİ, İNCELENMESİ VE YENİ BİR SAVUNMASI
Yazan : Alexander Tabarrok
Çeviren : Tekin Akdemir
Görev süresinin sınırlandırılması ABD politik sisteminin önemli bir özelliğidir. 1990 yılından bu yana 21 eyalet kongresel görev süresinin sınırlandırılmasına dair kanunlar çıkarmıştır. Yöneticilerin görev sürelerinin sınırlandırılması ABD’nin kuruluşundan bu yana oldukça yaygındır. 1951 yılında yapılan anayasal değişiklikle başkanın görev süresi 2 dönemle sınırlandırılmıştır. Bunun yanısıra, pek çok eyalette, eyalet politikacılarının, belediye başkanları ve diğer yerel yöneticilerin görev sürelerine ilişkin sınırlandırmalar da getirilmiştir.
Görev süresinin sınırlandırılmasına yönelik uygulamada yaşanan hızlı gelişmelere karşın, teori aynı şekilde gelişememiş ve bu konuda ileriye sürülen gerekçelerin çoğu zayıf kalmıştır. Görev süresinin sınırlandırılmasını savunanlarca, bu konuyu destekleyen en iyi deliller kullanılmamıştır. Bu çalışmada, görev süresinin sınırlandırılmasına ilişkin tartışmalar incelenmiş, tartışmalardaki eksikliklere değinilerek, yeni bir teori geliştirilmiştir.
BELİRLİ BİR GÖREV SÜRESİNİN AVANTAJI
Görev süresinin sınırlandırılmasına yönelik tartışmalar, sürenin sınırlandırılmasının dezavantajları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son yıllarda önemi giderek artan görev süresinin sınırlandırılmasının avantajları konusunda çok az anlaşmazlık bulunmaktadır. Örneğin, Gary King ve Andrew Gelman (1991) görev süresinin sınırlandırılmasının temsilcinin oy oranını %11 oranında artıracağını bulmuşlardır. Görev süresinin sınırlandırılmasının neden avantajlı olduğu konusunda pek çok açıklama vardır fakat bunlardan hiçbiri tamamen tatmin edici değildir. Seçim bölgelerini yeniden sınırlamak, kuşkusuz bazı adayların yararınadır fakat, görev süreleri sınırlı olan adaylar, rakiplerine oranla daha avantajlıdır ve bu durumu seçim bölgesini sınırlama hipoteziyle açıklamak mümkün değildir(Reed and Schansberg 1992). Politik Hareket Komisyonu görev süresi sınırlı adaylara rakiplerine oranla neredeyse 8 kez daha fazla para vermiştir. Bunun sonucu olarak görev süresi sınırlı adaylar seçim dönemi ve sonrasında diğerlerinden 2 yada 2,5 kat daha fazla zaman harcamışlardır(Maisel 1990, Abramovitz 1991). Burada Politik hareket Komisyonu’nun görev süresi sınırlandırılmış adayların seçimi kazanacağını bildiği için mi bunlara daha fazla para verdiği ya da bu adaylar daha fazla para aldıkları için mi seçimi kazandıkları sorusu akla gelebilir. Bunlardan her ikisinin de doğruluk payı olmakla birlikte, konuyu açıklamada yetersizdirler.
Görev süresinin sınırlandırılmasının gerekçeleri tam olarak ikna edici olmasa da sürenini sınırlandırılmasının avantajlı olduğunu gösteren oldukça fazla delil vardır ve bu konunun önemi gittikçe artmaktadır. Görev süreleri sınırlı olan adayların tekrar seçilme olasılıkları diğer adaylara oranla daha fazladır. Onlar galibiyete daha yakın oldukları gibi, görev süreleri sınırlı olmayan adaylara oranla seçimlerde daha az rakipleri vardır(Mayhew 1974, Maisel 1990, Reed and Schansberg).
Görev süresinin sınırlandırılmasının avantajlarının ve uzun görev sürelerinin maliyeti nelerdir? Görev süresinin sınırlandırılmasını savunanlar görev süresinin sınırlandırılmasının politikacıları sorumluluklarını yerine getirmekten alıkoyacağını ve seçmenlerinin isteklerine uygun hareket etmemelerine yol açacağını ileriye sürmektedirler. Bu durumu kaytarma ve sapma teorisi olarak ifade edeceğim. Görev süresinin sınırlandırılmasının seçim baskılarını azaltacağı bir hipotezdir. Tekrar seçilme daha muhtemel olduğu için politikacılar seçmenlerinin isteklerini yerine getirmekten kaçınabilirler. İkinci hipotez, görev süresi sınırlı zayıf bir rakibin yerini, güçlü bir rakibin alamayacağını ifade etmektedir. Bu hipotez görev süresi sınırlı bir adayın 9’uncu görev süresinde ilk görev süresinden daha kötü hizmet sunacağı anlamına gelmemektedir. Eğer hizmetin kalitesi devam ederse, görev süresi sınırlı birinin yerini daha nitelikli bir adayın alması daha zordur.
Görev süresinin sınırlandırılmasına yönelik tartışmalarda görev süresinin sınırlandırılması için oy isteyen insanların, temsilcileri tarafından tekrar seçilmeleri en önemli problemi oluşturmaktadır. Sonunda görev süresinin sınırlandırılmasının avantajlarından sorumlu olanlar oy veren vatandaşlar olmaktadır. Görev süresinin sınırlandırılmasını savunanlar; görev süresini sınırlandırılması avantajlarına, dış etkenlerce seçmenler üzerine yüklenen kötü bir güçmüş gibi muamele etmektedirler. Onlar, sürekli “Görev süresinin sınırlandırılması sorumsuz politikacılar ortaya çıkarıyorsa seçmenler neden bu politikacıları tekrar seçmekteler?” sorusunun sormaktadırlar. Bu soru, sorulduğu taktirde cevap kesinlikle inandırıcı olmamaktadır. Görev süresinin sınırlandırılmasıyla ilgili tartışmaların çoğu, bu konuyu açıklamaktadır. Ve bende bu yolu takip edeceğim. Görev süresinin sınırlandırılmasıyla ilgili tartışmaları geniş bir şekilde ele aldıktan sonra, bu soruya geri dönecek ve detaylı bir şekilde ele alacağım. Şaşırtıcıdır ki, görev süresinin sınırlandırılmasının doğru bir şekilde ele alınması, yeni bir görev süresinin sınırlandırılması kavramını ve onun faydalarını ortaya çıkarmaktadır.
Görev süresinin sınırlandırılması konusunda giriş niteliğindeki bu bilgileri bir kenarda tutarak, görev süresinin sınırlandırılmasıyla ilgili tartışmalara geçmek istiyorum.
YENİ BİR POLİTİK ADAM MI?
Edward Crane (1990) ile, James Coyne ve John Fund(1992) görev süresinin sınırlandırılmasının profesyonel politikacıları Washington’dan uzaklaştıracağını ve onların yerini daha iyi devlet adamları ve yasa yapıcıların alacağını ifade etmişlerdir. Bu yazarlar, görev süresinin sınırlandırılmasının politikacıları daha iyi temsilciler haline getireceğini ve sorunlara daha iyi çözümler getireceğini belirtmişlerdir.
Görev süresinin sınırlandırılması konusundaki temel tartışma, sürenin sınırlandırılmasının süre sınırının olmadığı bir sisteme oranla daha çok ve daha çeşitli politikacının seçilmesine olanak tanıyarak sistemin temsil gücünü artıracağı yönündedir. Süre sınırlandırılmasının olmadığı bir sistemde kongreye seçilmek isteyen politikacıların çoğu bir kariyer peşindedir. Oysa sürenin sınırlı olduğu bir sistemde, kongreye seçilmek isteyen politikacılar olsa olsa 12 yıllık bir iş arıyor olacaklardır. Kariyer sahibi politikacıların kariyer sahibi olmayanlardan daha farklı tercihlerinin olacağı farz edilmektedir. Bu ifade ara sıra doğru kabul edilebilir. Fakat mantıklı bir şekilde düşünüldüğünde, kariyeri olmayan bir politikacı, davranışlarının özel sektör üzerindeki etkisinin daha farkında olacak gibi görünmektedir. Coyne ve Fund George eskiden (1972’de) Demokrat Başkan adayı, şimdilerde ise otel sahibi olan McGovern’den yaptıkları aktarma’da McGovern “ Keşke özel sektörün problemlerinin biraz daha farkında olsaydım... vergileri ödemek zorundayım, bir ücret ödemeliyim--, keşke Washington’dayken ne olacağını daha iyi bilseydim” demiştir. Seçime ilişkin şartların azaltılmasına yönelik tartışmalar görev süresinin sınırlandırılmasının daha renkli bir yasama meclisi ortaya çıkaracağını, ve yasa yapıcıların daha fazla iş tecrübesine sahip olacağını ifade etmektedir.
Geçmişte, görev devri yüksekken, meclisi oluşturanlar bu kadar farklı değillerdi. Görev devir oranının bugünkünden 4 yada 6 kez daha büyük olduğu 19’uncu yüzyıl boyunca, meclisin %60’ını avukatlar oluşturuyorlardı ve avukatların oranı anılan dönem öncesinde ve daha sonraki dönemlerde hep bu oranın altında kaldı. Meclisteki temsilcilerin mesleki geçmişinde ABD’nin kuruluşundun bu yana dikkate değer bir değişme olmadı. 1850’lerden bu yana avukatlar sürekli meclisteki temsilcilerin %50 ila % 60’larını oluşturdular. Avukatlardan sonra mecliste en büyük grubu %20’ ile ticari deneyimi olanlar oluşturdu. (Bouge et al.1976)Araştırmalar, görev süresinin sınırlandırılmasının görev devir hızını artırdığını göstermektedir. Ancak, süre sınırlamasının mecliste yol açtığı çeşitlilik ve görev devir oranı üzerindeki etkisi hiç tartışılmamıştır.
Meclisteki temsilcilerin bir çok özelliği tıpkı mesleki geçmişlerinde olduğu gibi değişmeden kaldı. Değişen özellikler ise, oy kullanma hakkındaki değişikliklere paralel olarak gelişti. Eğer millet meclisi üyesi sivil bir temsilci ise, bu kişi seçmenlerinin özelliklerini daha fazla taşır, bu bağlamda bugün geçmiştekinden daha fazla sivil temselciye sahip olduğumuz açık bir şekilde ortadadır. Yirminci yüzyılın sonlarında yalnız kadınlar ve azınlıklar daha iyi temsil edilmekle kalmayıp, aynı zamanda temsilcilerin seçmenleriyle aynı sınıftan gelmesi daha muhtemel oldu(örneğin eğitim düzeyi olarak Bouge et al.1976). 19’uncu yüzyılın politikacıları arasında sivillerin oranı daha azdı. Ve işlemler daha sınırlayıcıydı. Belki de, 19’uncu yüzyıl siyasetinin bugünkünden daha tercih edilir olmasında bu faktörler etkili oldu. Fakat gerek görev süresinin sınırlandırılmasını savunanlar, gerekse bunlara karşı çıkanlardan çok az kişi bu konuyu tartışmaya istekli görünüyor.
James Payne (1991b), görev süresi uzun olan politikacılar daha fazla harcama yapma eğliminde olduğu için, görev süresinin sınırlandırılmasının politikacıları sorunlara daha iyi cevap verebilir hale getireceği görüşünü ileriye attı. O, kongresel tartışmalarda kamu harcamalarının artırılmasını savunanların, harcamaların azaltılmasını savunanlara karşı 145’e bir üstünlük sağlamasının bu duruma şahitlik ettiğini ifade etti. Özel çıkar grupları harcamaların faydaları konusunda oldukça fazla bilgi sunarlarken, bunların maliyetleri üzerinde fazla durmazlar. Benzer şekilde, harcamaları artırma yönündeki baskılar yoğun iken harcamaların azaltılması pek gündeme gelmemektedir. Peyne, harcamaların artırılması yada azaltılması yönündeki eksik yada fazla bilgi ile baskıların, politikacıları daha fazla harcama yapmaya ve baskı gruplarından daha fazla etkilenmeye ittiğini belirtmiştir. Peyne bu görüşünü kıdem arttıkça harcamaların artışıyla desteklemektedir. Bu nedenle, parti üyeliği fark etmeksizin kıdemli bir temsilci oy almak için genç meslektaşlarına oranla daha fazla harcama yapma eğilimindedir.
Harcama ve kıdem arasındaki pozitif ilişkiyi açıklayan sadece sosyalleştirme tartışmaları değildir. Örneğin kıdemle birlikte politik güçte artar. Bu nedenle, politik güç arttıkça kıdeme oranla daha fazla harcama yapılabilir.
Eğer görev süresi ile harcama miktarı arasındaki bu ilişki doğruysa görev süresinin sınırlandırılması kıdem ve güç arasındaki bu ilişkiyi ortadan kaldıracak, buna karşın güç ve harcama arasında daha esaslı ve değişmez bir ilişki geriye kalacaktır. Daha fazla politikacının seçilmesi olanaklı olacağından görev süresinin sınırlandırılması harcamaları artırabilir.Robert Reed ve Eric Schansberg (1993) hem harcama ve görev süresi arasındaki ilişkiyi açıklayan farklı tartışmaları, hem de bu tartışmalarda yer alan verilerden hangisinde diğerlerinden daha iyi açıklama yapıldığını dikkatli bir şekilde ele aldılar. Reed ve Schansberg yaptıkları bu çalışmada Demokratlar ve Cumhuriyetçiler için aynı anda geçerli olan verilere ulaşamadılar. Verilerden birisi Cumhuriyetçiler için daha iyi sonuç verirken bir diğeri Demokratlar için daha iyi sonuç verdi. Reed ve Schansberg (1993)’in bu bulguları, harcama ve görev süresi arasındaki ilişkinin doğrulunun tersini ispatladı.
Yeni politik adam ve görev süresinin sınırlandırılmasıyla ilgili tartışmaların hiç biri inandırıcı değildir. Meclisteki temsilcilerin mesleki kompozisyonunun görev süresinin sınırlandırılmasıyla büyük ölçüde değişeceği olası değildir. Harcama ve görev süresi hipotezi konusunda daha fazla çalışma yapılması yararlı olabilecektir. Bununla birlikte, bugüne kadar ki deliller görev süresinin sınırlandırılmasına ilişkin hipotezi çürütmektedir.
ÇIKAR GRUPLARI VE GÖREV SÜRESİNİN SINIRLANDIRILMASI
Görev süresinin sınırlandırılmasını savunanlar, görev süresinin sınırlandırılmasının özel çıkar gruplarının gücünü azaltacağını ileriye sürmektedirler. Bu etkiye yönelik hipotez hali hazırda tartışıldı. Görev süresinin sınırlandırılmasının anlaşma ve taahhütte bulunma maliyetlerini artıracağı tartışması daha inandırıcıdır. Bu tür maliyetler arttığı için özel çıkar gruplarının sayısı ve kanun yapılması isteği azalır.
Temsilciler çıkar grupları için fazla çaba sarf edecek mi? Çıkar grupları destek sözlerini yerine getirecek mi? Bu sorulara olumlu cevap vermek temsilci ve çıkar grupları arasında sadece uzun dönemde inşa edilebilecek karşılıklı bir güven ortamının varlığını gerektirir. Benzer şekilde oy ticareti de temsilcilerin birbirlerini tanımalarını ve birbirlerine güvenmelerini gerektirir. Görev süresinin sınırlandırılması komisyonların değişimini hızlandıracak ve her 12 yılda bir meclis üyelerinin tamamen yeni temsilcilerden oluşması bu tür bir güven ortamının oluşmasını zorlaştıracaktır. Uzun görev süresi aynı zamanda komisyonların yasamanın belirli alanlarında mülkiyet hakkı tesis etmelerini izin verir(Weingast and Marshall 1988). Görev süresinin sınırlandırılması ile, siyasi arenada mülkiyet hakkı tesis etme ve politikacıların oy ticareti yapmaları daha da zorlaşacaktır.
Ayrıca görev süresi uzun bir dönemle sınırlandırılırsa bile potansiyel olarak uzun bir dönem güven oluşturulması için yeterli olacaktır. Son dönemin bilinmesi işbirliğine yöneik çabalara engel olabilir. Mahkum Dilemması tipi bir oyunda eğer oyuncular son dönemi bilirlerse işbirliğine yönelik strateji asla rasyonel olmayabilir(Kreps 1990). Oyunun son döneminde oyundan çekilme rasyoneldir ve geçmiş tecrübeler bunun aynı zamanda ilk periyot için de doğru olduğunu gösterir. Tüm temsilcilerin karşı karşıya kaldığı problemlerin çoğu mahkum dilemmasında olduğu gibidir. Her bir temsilci için politik pazarlığa girişmemek işbirliğinden daha iyidir. Ancak politikacıların her birisi aynı davranışı gösterirse bu durum hiçbirisi için iyi olmayacaktır. Belirsiz bir final döneminden ziyade başka faktörler de işbirliğini rasyonel yapabilir. Bu nedenle bu sonuç görev süresinin sınırlandırılmasının rasyonel işbirliğini ortadan kaldıracağını göstermemektedir. Bununla beraber temsilcilerin son dönemlerinde ilk dönemlerine oranla anlaşmaya yanaşmamaları daha çekici olabilecektir ve bu durum işbirliğini daha da zorlaştırabilecektir.
Görev süresinin sınırlandırılması temsilcilerin kendi aralarında olduğu gibi çıkar grupları ile anlaşmalarını da zorlaştırabilecek ve meclisin bu tür bir ilişkiye girmesinin maliyetini artıracaktır. Temsilcilerin büyük bir bölümünün yeniden seçilmesi durumunda 98. Kongre’de geçen yasaların 99. Kongre tarafından bozulması olası değildir. buna karşın temsilcilerin sık sık yenilenmesi durumunda yasaların bozulması daha olasıdır. Yasaların bozulma ihtimali çıkar gruplarının taleplerini azaltmasına karşın meclisten geçen tasarı sayısını gerçekten artırabilir.
Bu faktörler özel çıkar gruplarının güçlerini azaltma yönünde etkili olacaktır. Üstelik uzun dönemler, uzun döneme yönelik pazarlık yapmanın sadece bir yönüdür. Görev süresi sınırlandırıldığı taktirde çıkar grupları, tek tek temsilcilerle anlaşmak yerine siyasi partilere yönelik lobi faaliyetinde bulunabileceklerdir. Siyasi partiler büyüyen güç ve servetlerini politikacıları kontrol altına almak için kullanabilirler. Bugün partilerinden ayrı bir güce sahip olan politikacılar partilerinin gücünü fazla dikkate almayabilirler. Uzun dönemler olmazsa bağımsızlığı elde etmek daha güçleşecektir. Ve , siyasi partilerin önemi artacağı için bunları görmemezlikten gelmek daha da güçleşecektir.
Aynı etkenler özel çıkar gruplarının yasa çıkarılmasına yönelik maliyetleri ile kamu mallarının üretim maliyetlerini de artırır. Kamu mallarının üretimi güven ve uzun dönemi içeren bir pazarlığı gerektirir. Böylece pazarlık yapma maliyetinin artmasından dolayı özel çıkar gruplarının güçlerinde bir azalma refahın artması anlamına gelmez. Üstelik, kamu malları üretiminde bedavacılık sorunu olduğu için, kamu mallarının üretiminde meydana gelecek bir azalma, özel çıkar gruplarının yasa çıkartılması üzerindeki etkilerinden daha maliyetli olacaktır. Tyler Cowen, Amihai Glazer ve Henry McMillan tarafından geliştirilen bir modelde (1994) kamu mallarının politikacılar tarafından üretilmesi için özel mallarla ilişkilendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Örneğin savunma mallarının askeri firmalar, ulusal savunmanın önemini vurguladığı için üretilir. Eğer bu model doğru ise, özel çıkar gruplarının yasa çıkartılmasına yönelik etkilerinin azaltılması mutlaka beğenilmemelidir.
Sonuç olarak, görevin sıra ile yapılması, politikacıların kendi kongre kariyerlerini artıracak yasaları geçirmeye yönelik güdülerini artırır. Görev süresi sınırlandırılmış politikacıların, yaptıkları faaliyetlerin özel sektör üzerinde yol açacağı etkilerin daha farkında olmaları görev süresinin sınırlandırılması tartışmaları üzerindeki negatif bir örtüdür.
Özet olarak görev süresinin sınırlandırılması, bireysel politikacılara yönelik lobi faaliyetlerinin maliyetini artırır. Özel çıkar gruplarının kullandığı tek araç bireysel temsilcileri etkilemeye yönelik lobicilik değildir. Görev süresinin sınırlandırılması durumunda bu gruplar partiler ve daha uzun süre varlığını sürdüren aktörler aracılığıyla lobicilik yapacaklardır. Sonuç olarak, Özel çıkar gruplarının siyaset üzerindeki etkisi küçük olacaktır. Çıkar gruplarının etkisi azaldığı ölçüde kamu mallarının üretimi de azaltılacaktır.
YÜRÜTME VE BÜROKRASİ
Görev süresinin sınırlandırılması kongrenin gücünü, yürütme ve bürokrasiyle kıyaslandığında azaltacaktır. Görev süresinin savunucuları bunu ispata çalışmamalarına rağmen; bu, görev süresini sınırlandırılmasının bir avantajıdır. Görev süresinin sınırlandırılmasına yönelik desteklerin çoğu kongreden memnun olmamaktan gelir. çalışmanın bu bölümünde görev süresinin sınırlandırılmasının kongrenin gücünü nasıl azaltacağını tartışacağım ve daha sonra, bu etkinin sonucunu değerlendireceğim.
Kongre, komite aracılığıyla ve bütçede kaynak tahsis sürecinde bürokrasiyi kontrol etmeye yönelik çaba sarf edebilir(Weingast and Moran 1983). Fakat bu kontrol bilgi gerektirir. Komisyon üyelerinin eksik bilgiye sahip olmaları halinde William Niskanen’in (1971) monopol büro modelinde belirtilen varsayımlara daha fazla yaklaşılır. Görev süresinin sınırlandırılması komisyon üyelerinin görevde kaldıkları ortalama süreyi azaltacaktır. Görev süresinin azalması ile temsilcilerin deneyimleri de azalacağından, bu kişiler daha fazla bilgi ve yardıma ihtiyaç duyacaklardır. Aynı zamanda komite üyelerinin görev sürelerini sonuna doğru geldikleri bilinirse bürokrasinin yasa çıkarma ve hazırlanmasındaki ihmalleri yada bu konuya fazla önem vermemeleri artabilir. ABD'’e kamu hizmetlerinde çalışan kıdemli bir memur ortalama 23 yıllık bir görev süresine sahiptir. Ayrıca mevcut sistemde dahi, senatörler ve kongre üyeleri arasında uzun süre görevde kalma yaygın değildir(Aberbach, Putnam, and Rockman 1981: 68). Ancak, görev süresinin sınırlandırılması durumunda bu durum tamamen imkansız olacaktır.
Görev süresinin sınırlandırılması kongrenin bürokrasiyi etkin bir şekilde denetleme ve kontrol etme kabiliyetini azaltır. Fakat, bu durum mutlaka bağımsız bir bürokrasi ortaya çıkarmaz. Bürokrasi sık sık kongre ve yürütmeyi temsil ederek diğer kesimlere oranla bir dereceye kadar bağımsızlık elde etmeyi başarır. Kongrenin bürokrasi üzerindeki kontrolü azaldığı gibi, yürütmenin bürokrasi üzerindeki kontrolü de artabilir. Başkanlığa ait görev süresi en fazla 8 yıldır ve başkanlığa atananlar (özellikle özel kesim kökenli olanlar) yeterli beşeri sermayeye sahip olur olmaz hükümetten çıkarak etkili bir özel kesim lobiciliği yürütmektedirler(Chandler 1990). Bürokrat ve temsilciler görevde daha uzun kalma eğilimindedirler. Bu nedenle, uzun dönemde birbirleriyle açık bir şekilde ifade edilmese de dışardan bakıldığında anlaşılabilecek bir uzlaşıya gidebilirler. Aberbach (1981 : 235)kabine memurlarının daha uzun süreli aktörler arasında uzun dönemli zımni anlaşma yapılmasının önündeki en büyük engel olduğunu ifade etmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi, görev süresinin azaltılması temsilcilerin ortalama görevde kalma sürelerini azalttığı gibi aynı zamanda, idari gücü nispeten artırarak kongre ile bürokrasi arasında karşılıklı uzlaşmayı zorlaştırır. Bir başka deyişle, görev süresinin sınırlandırılması, aktif bir yürütme ve tepki oluşturan parlâmento ile ABD’yi Avrupa sistemine daha da yaklaştırabilir.
Görev süresinin sınırlandırılmasına ilişkin basit bir tartışma da, mevcut durumda başkanın görev süresi sınırlı olduğu için bir güç dengesinin oluşturulmasının zorunlu olduğudur. Bununla birlikte bir güç dengesi eşit muamele anlamına gelmez. Anayasanın onaylanmasından bu yana, anayasal güçlerin dengesini değiştirmek için pek çok faktör çalışmıştır. Bunların arasında toplumun değişimi ve boyutunun payı mütemadiyen artıyor. Tek tiplilik azaldıkça kongrenin gücünü zayıflatmaya meyilli oldular ve bundan dolayı bürokrasiye ve yasamaya daha fazla sorumluluklar atfedildi (Aberbach 1990). Kongre üyelerinin ortalama görev sürelerinin artması, zıt yönde çalışan bir güç olmakta. Uzun görev süresi güvencesi, kongresel liderlere başkan ve kongresel güçlere karşı konulabilir bir güç kazandırmaktadır.
Başkanın gücünün artmasını savunanlar, zayıf bir kongrenin yararlı olabileceğini iddia etmektedirler. Tek bir karar verici olmazsa, liderlik konusunda bir karmaşa ortaya çıkabilir. Şayet kongre müdahalede bulunmazsa ulusun problemleri körfez savaşında olduğu gibi daha çabuk ve etkili bir şekilde çözülebilir. Görev süresinin sınırlandırılması bu açıdan kongre ve başkanlığa ait güce karşı mantıklı bir savunmadır.
Politik güç karşısında başkanın gücünün artırılması tezi savunulabilir. Bununla birlikte kongre, ABD yönetiminin birinci derecede temsil yetkisine sahip kurumudur. Ve ulusu oluşturanların her biri farklı ilgi alanına sahip olduğundan kongreyi oluşturanlarda farklı kişilerden oluşur. Karar alınması bir konsensüs gerektirdiğinden kongrenin faaliyetleri, yavaş ve bazen de belirsiz bir şekilde yürümektedir. İş maliyetleri, kongrenin başarısızlığını açıklamaz (Weingast and Marshall 1988, Wittman 1989). Bu nedenle, eğer toplumun tümü ya da tümüne yakınına faydalı politik bir eylem söz konusu ise, kongre onları mümkün olduğu kadar kısa sürede bulacaktır. Kongrede kilitlenme, etkin olmayan bir kurumdan ziyade onun farklı tercihleri yansıttığını göstermektedir. Güçlü bir başkan oluşturarak kilitlenmeyi çözmek pareto optimum fayda meydana getirmez.
ÇIKTILARIN TİPİ VE SON DÖNEM FAYDALAR
Hayek (1979) ‘in yanı sıra yakın zamanlarda Amihai Glazer ve Martin Wattenberg (1995) mevcut politik sistemde genel çıkara yönelik yasaların olması gerekenden daha az çıkarıldığını ileriye sürmüşlerdir. Bunlar, görev süresinin sınırlandırılmasının yasaların bileşimini değiştirerek, genel çıkara doğru değiştireceğini iddia etmişlerdir
Kamu yararını gözeten politikaların olması gerekenden az sunulduğu tartışmaları şu şekildedir. Farz edelim ki kamu yararını gözeten ve özel çıkara yönelik politika üreten iki tip yasa yapıcı vardır. Kamu yararına yönelik politika üretenler, zamanlarının çoğunu ulusun ilgisine yönelik sınırsız konulara harcarlar. Özel çıkara yönelik politikacılar ise, zamanlarının çoğunu seçmenleri için, yerel nitelikli kamusal mallar ve özel mallar üretmek için harcarlar. Seçmenler kongrenin zamanının çoğunu kamu yararını gözeten politikalar üzerine harcamasını isterler. Kamu yararını gözeten birini seçmek, kongrenin kamu yararına yönelik faaliyetlerinde kayda değer değişiklikler yapmayacaktır. Bu nedenle, seçmenler için rasyonel strateji özel çıkarı gözeten birini seçmektir. Çünkü, kamu yararını gözeten politikalarda bir azalma meydana gelmezken özel çıkarı gözetenler artacaktır. Rasyonel seçmenlerin bu davranışları karşısında, rasyonel politikacılar ise, daha fazla kamu yararına politika üretmek yerine özel çıkara yönelik politikalar üreterek cevap vereceklerdir. Her bir bölgede bu şekilde rasyonel davranılması sosyal olarak irrasyoneldir. Bu tip tartışmalar, seçmenlerin politikacılardan nefret etmelerine rağmen onları neden tekrar seçtiklerini açıklamaktadır. Bu durumda diğer bölgelerde temsilcilerini tekrar seçecekler, ve kamu yararına yönelik politika üreten birinin seçilmesi hiçbir kazanç sağlamayacağı gibi kayba da neden olabilecektir.
Hayek (1979), ile Glazer ve Wattenberg (1995) görev süresinin sınırlandırılmasının, politikacıların özel çıkara yönelik politikalar yerine daha fazla kamu yararını gözeten politika üretmelerini sağlayacağını söylemişlerdir. Görev süresi sınırlandırılmış bir temsilcinin son döneminde olduğu düşünüldüğünde, temsilci tekrar seçilme ve herhangi bir seçim sınırlaması ile karşı karşıya olmayacağından özel çıkara yönelik politikalardansa kamu yararına yönelik politikalara ağırlık verecektir. Bunu düşünen Hayek, görev süresinin 15 yıl ile sınırlandırılmasının ideal olabileceğini ifade etmektedir. Bunun yanında, Hayek, temsilcilerin kongre sonrası kariyerlerini düşünerek özel çıkara yönelik politika üretmelerini engellemek için ve onları politik baskılardan kurtarmak için onların yaşam boyu bir gelire sahip olmalarını garanti altına alınmasını önermektedir.
Hayek (1979) ile Glazer ve Wattenberg (1995)’in teorisine göre politikacılar tekrar seçilmek için oldukça fazla çalışırlar. Görev süresinin sınırlandırılması yeniden seçilme güdüsünü azaltacak ve politikacıların kamu yararını gözeten politika üretmek gibi daha yüksek amaçlar peşinde koşmalarını sağlayacaktır. Bu teori kaytarma ve sapma teorisinin tam tersini ifade etmektedir. Kaytarma ve sapma teorisine göre, kıdemli politikacıların tekrar seçilmeleri çok kolay olduğundan, bunlar görevlerini yerine getirmekten kaçınarak, seçmenlerin tercihlerini karşılamada kayıtsız kalırlar.
Hayek (1979) ile Glazer ve Wattenberg (1995)’in teorisinde, seçim sınırlamalarından kurtulan politikacıların görevlerini yerine getirmemekten kaçınmaları ve seçmenlerinin tercihlerini karşılamamalarının artıp artmayacağına ilişkin bir açıklama yoktur.
Hayek prestij, denetleme ve seçme faktörlerinin görevini yerine getirmekten kaçınmayı tolare edilebilir bir düzeyde muhafaza edeceğini iddia etmektedir. Bu sebepler Anayasa mahkemesi yargıçlarının uzun bir süre görevde kalmaları ve yeterli ücrete sahip olmamalarına rağmen görevlerini yerine getirmekten kaçınmamalarının açıklamasıdır. Anayasa Mahkemesinde sadece 9 yargıç olmasına karşılık, kongrenin 535 üyesi vardır. Hayek’in bahsettiği güçlerin bu büyüklükteki bir kurumda ciddi görevden kaçınmaları önleyip önleyemeyeceği şüphelidir. Hayek ile Glazer ve Wattenberg’in teorisi aynı zamanda politikacıların seçim sınırlamalarından kurtulmaları durumunda kamu yararına yönelik politikaları daha kolay bir şekilde bulabileceklerini farz eder. Bununla birlikte, seçmenlerle politikacıların doğru kamu politikasına yönelik yargılarının uyumlu olabileceği yeterince açıklanmamıştır. Hayek ile Glazer ve Wattenberg’in teorisi, seçim sınırlamalarının ortadan kaldırılmasının politikacıların seçmenlerin isteklerini daha iyi karşılamalarını ve onların isteklerini daha iyi anlamalarını sağlayacağını kabul eder. Hayek ile Glazer ve Wattenberg’in teorisi, seçmenlerin isteklerini temsil eden ve ortaya çıkarma konusunda politikacıları teşvik eden seçim sınırlamalarını göz önüne almaz.BELİRLİ BİR GÖREV SÜRESİNİN AVANTAJLARININ YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ
Bu noktada görev süresinin sınırlandırılmasının avantajlarına yeniden dönelim. Burada iki önemli soru ortaya çıkmaktadır. Politikacılar görevlerini yerine getirmekten ve seçmenlerinin tercihlerini karşılamaktan kaçınıyorlarsa, seçmenler temsilcilerin neden yeniden seçmektedirler? Ve bununla bağlantılı bir soruda şudur: Görev süresinin sınırlandırılması için oy veren seçmenler neden temsilcilerini yeniden seçmektedirler?
Birinci sorunun bir cevabı; seçmenlerin riske karşı oldukları için, bilmedikleri birini seçmek yerine tanıdıkları temsilcileri seçmeyi tercih edecekleridir. Bu teorinin başka bir versiyonu, temsilcilerin kendi politikalarından en fazla yararlanan seçmenlere yönelik bilgi vermeyi hedeflediğini kabul eder. Hedeflenen seçmenlerin yanı sıra bilgilendirilmemiş seçmenlerde yönlendirilebildiği için temsilciler daha yüksek bir olasılıkla kazanma eğilimindedirler.
Bu teori ve onun çeşitleri görev süresinin sınırlandırılmasının seçmenleri daha kötü duruma sokabileceğini ifade eder. Birinci durumda görev süresinin sınırlandırılması seçmenlerin hesaplarına daha fazla bilinmeyen katacaktır. Bu nedenle artan risk seçmenin oy vermesini daha da güçleştirecektir. İkinci durumda hedeflenen seçmen grubu daha kötü duruma sokulurken, bilgilendirilmeyen seçmenlerin sistematik olarak daha iyi bir duruma sokulacaklarına inanmak için hiçbir sebep yoktur.
Yukarıdaki belirtilen iki soruya en popüler cevap bedavacı sorunu ve kıdem tartışmalarıdır (Buchanan and Congleton 1994, Dick and Lott 1993). Bu tartışma seçmenin kararında zıt olarak işleyen iki temel unsurun olduğunu ileriye sürer. Seçmenlerin temsilcilerini tekrar seçmelerinin nedeni kıdemli temsilcilerin kongrede daha fazla güce sahip olmaları ve bunların kendi bölgelerine daha fazla hizmet getirecek olmalarıdır. Fakat bütün seçmenlerin bu şekilde düşünmesi durumunda seçmenler temsilcilerini tekrar seçecek ve beklenen extra bir çıkar elde edilemeyecektir. Temsilcilerin yeniden seçilmeleri birbirlerine oranla kıdemi artırmamasına rağmen, yeniden seçilememe kıdemi dramatik bir şekilde azaltacaktır. Bu nedenle temsilcilerini yeniden seçmeyen seçmenler daha kötü duruma düşer. Bu durumda, seçmenler durumları daha iyi olmamasına rağmen, temsilcilerini sürekli tekrar seçme tuzağı içine düşürülürler. Aslında, sürekli tekrar seçilme seçmenlerin durumunu kötüleştirir. Politikacılar kıdemleri arttıkça, seçmenlerin kendilerini seçmeme yönünde oy kullanmaları ihtimalinin azaldığını anlayacaklarından, kıdemli politikacılar kendilerini daha özgür hissedecekler ve görevlerini yerine getirmeyerek, seçmen tercihlerinden uzaklaşacaklardır.
Andrew Dick ve John Lott (1993) görev süresinin sınırlandırılmasının seçmenlerin mahkum dilemmasından kurutulmasını sağlayacağını iddia ettiler. Görev süresinin sınırlandırılması, maksimum görevde kalma süresini, düşük bir süreyle ayarlayarak seçmenlerin birbirleriyle faydası olmayan bir rekabete girmelerini önleyecektir. Görev süresi sınırlandırılmış bir sistemde her bir politikacı sürenin sınırlı olmadığı bir sisteme oranla daha fazla özel çıkara yönelik politika üretir. Ancak, görev süresinin sınırlandırıldığı bir sistemde politikacıların görevden kaçmaları ve seçmen tercihlerinden uzaklaşmaları daha az olacağından, seçmenlerin durumu daha da iyileşecektir.
Bu teoride bir dizi problem vardır. Dick ve Lott (1993) öncelikle bu teoriyi eyaletler düzeyindeki yasa yapıcılar açısından ele aldı. Orada görev süresinin sınırlandırılmasına oy vermekle bütün temsilcilerin görevleri sınırlandırılır. Görev süresinin sınırlandırılması yönünde federal düzeyde bir oy verilmesi durumunda sadece o eyaletin temsilcilerinin görev süresinin sınırlandırılması sonucu ortaya çıkacak, diğer temsilcilerin durumu aynı kalacaktır. Böyle bir durumda kıdem tartışmaları seçmenlerin görev süresinin sınırlandırılmasına karşı oy vermelerini ileriye sürer(Tabarrok 1995).
Bu teori aynı zamanda 1951 yılında seçmenlerin neden başkanın görev süresinin sınırlandırılması yönünde oy kullandığını açıklamaz. Başkan herkesin başkanı olduğundan mahkum dilemması problemi yoktur ve Dick ve Lott (1993)’un teorisini takip eden birinin başkanın görev süresinin sınırlandırılması yönünde oy kullanması için hiçbir neden yoktur.
Teoride var olan ikinci bir problem, temsilcilerin son dönemlerinde görevini yerine getirmeme ve seçmen tercihlerine kayıtsız kalma yönünde ciddi problemler ortaya çıkacağını varsaymasıdır. Kongre üyesi son döneminde tekrar seçilme sınırlaması ile karşı karşıya olmadığı için görevini yerine getirmeme ve seçmen tercihlerine karşı kayıtsız kalma yönünde özgür olacaktır. Dick ve Lott (1993) görevden kaçınma ve seçmen tercihlerine kayıtsız kalmanın görev süresinin sınırlandırılmasına karşı ileriye sürülemeyeceğini iddia ederler. Çünkü daima bir son dönem vardır. Her kongre üyesi, bir final dönemine sahiptir. Fakat görev süresinin sınırlandırıldığı bir sistemde toplam olarak daha fazla final dönemi olacaktır. Görev süresinin sınırlandırılması belirli bir dönemde kongrede bir koltuğa oturanların sayısını artıracaktır. Bu nedenle daha fazla final dönemi olacak ve görevden kaçınma ve seçmen tercihlerine kayıtsız kalma artacaktır. Ayrıca, zaman sınırlaması bütün dönemlerdeki seçim kısıtlamalarını azalttığı için sadece son dönemde değil bütün dönemlerde görevden kaçınma ve seçmen tercihlerine kayıtsız kalma artacaktır. Bu tartışma ile Dick ve Lott’un teorisinden çıkarılabilecek sonuç, görev süresinin sınırlandırılmasının görevden kaçınma ve seçmen tercihlerine kayıtsız kalmayı azalma ihtimalinin olmadığıdır.
GÖREV SÜRESİNİN SINIRLANDIRILMASI MI? YOKSA GÖREVİN SIRA İLE YAPILMASI MI?
Görev süresinin sınırlandırılmasına ilişkin olarak yukarıda işaret edilen argümanları daha geniş bir açıdan değerlendireceğiz. Görev süresinin sınırlandırılmasına ilişkin hükümler henüz 21 eyalette kabul edilmiştir. Büyük eyaletlerden olan California’da bunların içindedir. Üzücüdür ki, bu fenomeni anlama hususunda çok az rasyonele sahibiz.
Görev süresinin sınırlandırılması teorilerindeki temel problem, bu teorilerin görev süresinin sınırlandırılması için bugünkü politikacıların hoşnutsuzluk sunduklarını varsaymalarıdır. Görev süresinin sınırlandırılması için mevcut kongre üyeleri yerine yenilerini seçmek gerekir. Eğer politikacılar seçmenlerin tercihlerinden sapıyorlarsa seçmenler onları niçin yeniden seçerler? Ve seçmenler görev süresinin sınırlandırılması ve aynı zamanda temsilcilerini yeniden seçmek için neden oy verirler? Görev süresinin sınırlandırılması için başlatacağım yeni tartışma hem bu iki sorunun cevabını hem de yukarıdaki farazilerin kolayca cevaplandırılmasına yardım edecektir.
Düşünün ki, bir bölgede iki rakip koalisyon var ve onların her birinin korkusu diğerinin geniş zaman periyodunda gücü elinde tutacağı ve fayda elde edeceğidir. Bu korku iki faktör tarafından motive edilmektedir. Birincisi, koalisyonda bulunanlar çıkarları için uzun süre görevde kalmaya çabalamak suretiyle diğer koalisyonlara fırsat vermeme eğiliminde bulunur. Başka bir deyişle, koalisyon değişimi ne kadar artarsa yönetimde olan koalisyonunun çıkarlarını koruması ve diğer koalisyonları engelleme şansı o ölçüde azalır. Siyahlar, Mayıs 1994’e kadar Güney Afrika’da yasal politik gücün çok azına sahiptiler. Hükümet siyahları baskı altında tutmasına rağmen gelecek süreçte siyahların politik gücü arttı. Siyahların gücünün artması bugün için beyazların politik gücünün azalmasına neden oldu. İkinci olarak, eğer koalisyonlar karşı risk alırlarsa, onlar gücü rakiplerine devretmeyi de kabul ediyorlar demektir. Bu yol hükümetin uzun süreçte politik gücünü kaybetmeyi tercih ettiği anlamına gelebilir.
Görev süresinin sınırlandırılması politik gücün rotasyonunu artıran metotlardan biridir. Politikacılar seçimleri daha demokratik ve rekabetçi bir yapıya oturturlarsa -zorunlu hizmet süresi bitmişse-, gücün devri mümkündür. Daha demokratik seçim sayısındaki artış gücün rotasyonu için görev süresinin sınırlandırılması baskılarını arttırır. 1960-1990 periyodunda, demokratik olmayan seçimlerde yüzde 5 oy alan parti, demokratik seçimlerde yüzde 25.7 oy aldı. Senatoda partinin ağırlığı yüzde 15.5’ den seçimler açık olarak yapıldığında yüzde 42.7’ ye çıktı. Demokratik yapılan seçimlerde gücün devir olasılığındaki artış, meclis seçimlerinde 5 kattan daha fazla, senatoda ise bu oran yaklaşık 3 kattır. Bu yüzden, zorunlu görev süresinin avantajı, parti rotasyonu üzerinde oldukça büyük etkilere sahip olmasıdır. Görev süresinin sınırlandırılmasından geçmişte de “rotary system” ya da “görevde rotasyonun ilkeleri” şeklinde söz edilmiştir (Benton 1854, Petrecca 1992). Bu perspektiften görev süresinin sınırlandırılmasının faydası, bugünkü politikacıların bitirilmesi yada sınırlandırılması değil, fakat yeni politikacıların gücü devretmeleri beklentisidir.
Anlaşmazlık teorisi, mevcut politikacıların görev süresinin sınırlandırılması konusunda destek sunmaz. Anlaşmazlık teorisi görev süresinin sınırlandırılması için mevcut politikacıların yerine yenilerini koymaz. Seçmenlerin büyük bir çoğunluğu görev süresinin sınırlandırılmasını kabul etmesine rağmen, yinede Rooswelt’i üç defa seçmişlerdir göstergeler Eisenhower’ı işaret etmesine rağmen. (Sigel and Butler 1964). Eğer mevcut politikacıların görev süresinin sınırlandırılmasına destek arıyorsak bu davranış anlaşılmazdır. Aksine, demokratlara destek veriyorsanız Rooswelt’i yeniden seçmek tuhaf bir davranış değildir.
Anlaşmazlık teorisi daha fazla politik açmaza vurgu yapar. Mesela bazı bölgelerde görev süresinin sınırlandırılması için daha fazla talep vardır. Yeni Bosna Anayasası bu ilkeye mükemmel bir örnektir. Son dönemlerde Müslüman Bosnalılar ve Hırvatlar yeni anayasa altında yeni bir ülke inşa etmek için birlikte hareket ettiler. Bosna’da başkanlık Müslüman ve Hırvatlar arasında dönüşümlü olarak yapılacak. Bosna’daki sivil savaş bazı gruplara korkmaları için iyi nedenler verdi. Gücün dönüşümü konusunda gruplar anlaşarak kendilerini sınırladılar. Olağanüstü yetkilerini sınırladılar.
Birleşik devletlerde görev süresinin eyalet düzeyinde ve kongresel olarak sınırlandırılması, büyük olasılıkla mevcut politik açmazların miktarını artıracaktır. Tabarrok (1995) siyaset bilimci Daniel Elazar (1984) tarafından geliştirilen “cleavage index” ini kullanarak eyaletlerdeki politik açmazları ölçmüş, sonra istatiksel regresyonu kullanarak görev süresinin eyalet düzeyinde sınırlandırılması olasılığı ile politik anlaşmazlıkların miktarı arasındaki pozitif ilişkiyi göstermiştir.
Görev süresinin kongresel olarak sınırlandırılması olasılığı eyaletlerde politik çatışmaların miktarını arttırmıştır. Eğer politik anlaşmazlık teorisi doğruysa, görev süresinin sınırlandırılması için güçlü normatif destek sağlar. Çatışma teorisine göre, tüm koalisyonlar daha iyiye gitmek içindir. Onların yokluğundan daha iyidirler. Çatışma teorisi görev süresinin sınırlandırılması konusunda fayda elde etmek için üniversal düzenlemeye ihtiyaç duymaz. Eğer bir eyalette büyük politik çatışma varsa görev süresinin sınırlandırılması- kongresel çıktı üzerinde herhangi bir etkisi olmasa da - büyük fayda sağlayabilir.
SONUÇ
Görev süresinin sınırlandırılmasıyla ilgili geleneksel tartışmaların çoğu zayıftır. Görev süresinin sınırlandırılmasının sivil yasa yapıcıları ortaya çıkarması imkansızdır. Geçmişten bugüne görev devir hızının önemli bir şekilde artmasına karşılık yasa yapıcıların kompozisyonunda ve özelliklerinde bir değişiklik olmamıştır. Görev süresinin sınırlandırılması kamu yararına yönelik daha fazla politika üretilmesini sağlayabilir. Yada görevden kaçınmayı artırabilir. Fakat bu etkilerden hangisinin ortaya çıkacağı konusunda emin değiliz. Görev süresinin sınırlandırılması özel çıkar gruplarının gücünü azaltabilir. Fakat bu etki küçük olabilir ve kamu malları üretiminde olası bir azalmaya karşı dengelenmelidir. Muhtemelen görev süresinin azalamayan etkileri güç dengesinin yürütmeye kaymasını ve bütün siyasi partilerin güçlerindeki artmanın etkisini inceler. Hangi etkinin pozitif olduğunu belirlemek ise güçtür.
Görev süresinin sınırlandırılmasına yönelik bütün tartışmalarda önemli bir problem, bu teorinin halkın temsilcilerini neden sürekli olarak yeniden seçtiğini yada politikacıları tekrar seçmelerinin yanı sıra görev sürelerinin sınırlandırılması yönünde oy kullanmalarını açıklayamamasıdır. Görev süresinin sınırlandırılmasının çatışma teorisi, görev süresinin sınırlandırılmasının riskten kaçınmayı ve gücün rotasyonunu artırma suretiyle koalisyon korkularını azaltacağını ifade eder. Seçmenlerin çoğu temsilcilere oy verir. Çünkü memurların görevlerini daha iyi yaptıklarına inanırlar. Bugünün çoğunluğu içerisinde yer alan bir seçmen yarının azınlığı içerisinde yer alabilir. Mevcut politikacıların yeniden seçilmesi yönünde oy vermek yönünde herhangi bir kişinin memnuniyetini, tatminini ifade etmesi vede gelecek politikacıların görev süresinin sınırlandırılması için oy vermesi doğaldır.
References
Aberbach, J.D.; Putnam, R.D.; and Rockman, B.A. (1981) Bureaucrats and Politicians in Western Democracies. Cambridge, Mass.: Harvard University Press.
Aberbach, J.D. (1990) Keeping a Watchful Eye: The Politics of Congressional Oversight. Washington, D.C.: Brookings Institution.
Abramowitz, A.I. (1991) "Incumbency, Campaign Spending, and the Decline of Competition in the U.S. House Elections." Journal of Politics 53(1): 34-56.
Becker, G.S. (1985) "Public Policies, Pressure Groups, and Dead Weight Costs." Journal of Public Economics 28: 329-47.
Becker, G.S. (1990) "Reforming Congress: Why Limiting Terms Won't Work." Business Week, 6 August: 18.
Benton, T.H. (1854) Thirty Years' View. Vol. I. New York: D. Appleton and Company.
Bogue, A.G.; Clubb, J.C.; McKibbin, C.R.; and Traugott, S.A. (1976) "Members of the House of Representatives and the Process of Modernization." Journal of American History 63(2): 275-302.
Buchanan, J.M., and Tullock, G. (1962) The Calculus of Consent. Ann Arbor: University of Michigan Press.
Buchanan, J.M., and Congleton, R. (1994) "The Incumbency Dilemma and Rent Extraction by Legislators." Public Choice 79: 47-60.
Chandler, J.A. (1990) "The United States." In Kingdom J.E. (ed.) The Civil Service in Liberal Democracies, 163-81. London: Routledge.
Coyne, J.K., and Fund, J.H. (1992) Cleaning House: America's Campaign for Term Limits. Washington, D.C.: Regnery Gateway.
Cowen, T.; Glazer, A.; and McMillan, H. (1994) "Rent Seeking Promotes the Provision of Public Goods." Economics and Politics 6(2): 131-46.
Crane, E.H. (1990) "Term Limits for a Citizen Legislature." Vital Speeches, 15 December: 147-48.
Dick, A.R., and Lott Jr., J.R. (1993) "Reconciling Voters' Behaviour With Legislative Term Limits." Journal of Public Economics 50: 1-14.
Glazer, A., and Wattenberg, M.P. (forthcoming, 1995) "Promoting Legislative Work: A Case for Term Limits." In Grofman, N.N. (ed.) Legislative Term Limits: Public Choice Perspectives. Amsterdam: Kluwer-Nijhoff.
Gwartney, J.D., and Wagner, R.E. (1988) "Public Choice and the Conduct of Representative Government." In Gwartney, J.D., and Wagner, R.E. (eds.) Public Choice and Constitutional Economics, 3-28. Greenwich, Conn.: JAI Press.
Hayek, F. A. (1979) Law, Legislation, and Liberty, Vol 3. Chicago: University of Chicago Press.
King, G., and Gelman, A. (1991) "Systemic Consequences of Incumbency Advantage in U.S. House Elections." American Journal of Political Science 35(1): 110-38.
Kreps, D., and Wilson, R. (1982) "Reputation and Imperfect Information." Journal of Economic Theory 27: 253-79.
Kreps, D.; Milgrom, P.; Roberts, J.; and Wilson, R. (1982) "Rational Cooperation in the Finitely Repeated Prisoner's Dilemma." Journal of Economic Theory 27: 245-52.
Kreps, D. (1990) A Course in Microeconomic Theory. Princeton: Princeton University Press.
Lott J.R., Jr. (1987) "The Effect of Nontransferable Property Rights on the Efficiency of Political Markets." Journal of Public Economics 32: 231-46.
Lott J.R., Jr., and Reed, R.W. (1989) "Shirking and Sorting in a Political Market With Finite-Lived Politicians." Public Choice 61: 75-96.
Maisel, L.S. (1990) "The Incumbency Advantage." In Nugent, M.L., and Johannes, J.R. (eds.) Money, Elections and Democracy, 119-42. Boulder, Col.: Westview Press.
Mayhew, D.R. (1974) "Congressional Elections: The Case of the Vanishing Marginals." Polity 6: 295-317.
Mezey, M.L. (1971) Comparative Legislatures. Durham, N.C.: Duke University Press.
Niskanen, W. A. (1971) Bureaucracy and Representative Government. Chicago: Aldine-Atherton.
Ornstein, N.J.; Mann, T.E.; and Malbin, M.J. (1992) Vital Statistics On Congress 1991-92. Washington, D.C.: Congressional Quarterly.
Page, E.C. (1985) Political Authority and Bureaucratic Power: A Comparative Analysis. Knoxville: University of Tennessee Press.
Patterson, K.D., and Magleby, D.B. (1992) "Public Support for Congress." Public Opinion Quarterly 56: 539-51.
Payne, J.L. (1991a) "Limiting Government By Limiting Congressional Terms." The Public Interest 103 (Spring): 106-17.
Payne, J. L. (1991b) "Why Government Spending Grows." Western Political Quarterly 44: 487-508.
Petracca, M.P. (1992) "Rotation in Office: The History of an Idea." In Benjamin, G., and Malbin, M.J. (eds.) Limiting Legislative Terms, 19-52. Washington, D.C.: Congressional Quarterly.
Reed, W.R., and Schansberg, D.E. (1992) "The Behavior of Congressional Tenure Over Time: 1953-1991." Public Choice 73: 182-203.
Reed, W.R., and Schansberg, D.E. (1993) "The Relationship Between Congressional Spending and Tenure." Working Paper. Division of Business and Economics: Indiana University South East.
Reed, W.R., and Schansberg, D.E. (1994) "An Analysis of the Impact of Congressional Term Limits." Economic Inquiry 32: 79-91.
Schlesinger, A.M., Jr. (1973) The Imperial Presidency. Boston, Mass.: Houghton, Mifflin Co.
Sigel, R.S., and Butler, D.J. (1964) "The Public and the No Third Term Tradition: Inquiry into Attitudes Toward Power." Midwest Journal of Political Science 8(1): 39-54.
Stigler, G. J. (1971) "The Theory of Economic Regulation." Bell Journal of Economics (Spring): 137-46.
Tabarrok, A. (1995) "Presidential, Congressional and Gubernatorial Term Limits: Theory and Evidence." Manuscript, Ball State University, Muncie, Ind.
Tullock, G. (1967) "The Welfare Costs of Tarriffs, Monopolies and Theft." Western Economic Journal 5: 224-32.
Weingast, B.R., and Marshall, W.J. (1981) "The Industrial Organization of Congress." Journal of Political Economy 96 (1): 132-63.
Weingast, B.R., and Moran, M.J. (1983) "Bureaucratic Discretion or Congressional Control? Regulatory Policymaking By the Federal Trade Commission." Journal of Political Economy 91(51): 765-800.
Wittman, D. (1989) "Why Democracies Produce Efficient Results." Journal of Political Economy 97(6): 1395-1424.
Zupan, M.A. (1990) "The Last Period Problem in Politics." Public Choice 65: 167-80.
Cato Journal Vol. 14, No. 2 (Fall 1994). Copyright Cato Institute. All rights reserved. The author is Assistant Professor of Economics at Ball State University. He thanks Tyler Cowen, Kevin Grier, Hugh Heclo, and seminar participants at George Mason University for their helpful comments.
Kaynak:
Alexander Tabarrok, “A Survey, Critique, And New Defense of Term Limits”, the CATO JOURNAL, Volume 14 Number 2, Fall 1994