KEYNEZYEN YANLIŞLAR

 

 

*Yazan : James M. BUCHANAN

Çeviren : Mutlu YALÇINKAYA

Hiç kimse bu yüzyılın fikir ve olayları üzerine Keynes’in önemli etkisi olduğuna dair görüşe karşı çıkamaz. Bana göre Keynezyen düşünce olumsuz etkileri bünyesinde barındırır. Çünkü ben geçmişe bakarak bizim yaşadığımıza normatif olarak üstün olan olaylar serisi olabilecek alternatif bir durum söylüyorum. Böyle her geriye dönük söylemler tabi ki bilimsel testin erişiminin ötesindedir. Her hangi bir insana objektif olarak ölçülebilir negatif veya pozitif bir değer atfetme imkansız bir durumdur.

Ben makalenin başlığı olan “ Keynezyen Yanlışlar” ı dikkatlice seçtim.

Yanlışlar :

1. Anlayış ve normal sağduyu eksikliği.

2. Varolan gerçeği reddetme veya kabul edememe veya kaçınılmaz sonuçları görememe olarak tanımlanır.1

Bu tanımların ikisi de benim Keynezyen terimle ilişkilendirdiğim politikalardan bazı şeyler ortaya koyar. Birbirinden ayrı fakat ilişkili birkaç unsurun rol aldığı ve ayrıca belli bir ölçüde tarihin bu bölümünü kendine ait abartmalı yönü olduğunu göstermek için başlığımda yanlışlar kelimesini çoğul koydum.

 

BİR SANAT VE BİLİM DALI OLARAK POLİTİK İKTİSAT

 

Keynes bu konferansta, ellinci yılını kutladığımız kitabın asıl amacının, akademik yazarlar arasında olan iktisatçı arkadaşlarının anlayışlarını değiştirmek olduğunu açıkça ifade ediyor. Bu ifadede Keynes fikirlerin olaylar üzerindeki etkisine dair kendi bakış açısını gösteriyor ve asıl işleri çok karmaşık sosyal süreçlere entelektüel açıdan düzen getirmek olan kişilerin, düşünce yapısını bilerek değiştirmek üzere yola çıkıyor. Keynes 1940’ların ortalarına kadar başarılıda oldu. Neredeyse her yerdeki tüm iktisatçılar makro ekonomik düşüncelerinde Keynezyen oldular. Dünyalarına Keynezyen pencereden bakmayı çabuk öğrenmişlerdi.

Bununla birlikte, gerçeğin algılanması ancak, gerçeğin kendisi değildir ve Keynes’in yanlışlıkları kaynağını başarısızlıklarla karşılaşmada bulur. Bir kez Keynes’in düşünce yapısını benimsedikten sonra Keynezyenler herkes tarafından bilindiği şekilde 1940’lardan 1950’lere ve 1960’lara kadar biriken ampirik delillere rağmen makro ekonomik ve politik gerçeğe dair düşüncelerini değiştirmede isteksiz olmuşlardır.

Keynes başarılı bir sanatçıydı ve cesaretle onun makro ekonomik soyutlamaları , yaşadığı yüksek kültür dünyasındaki ressam, şair ve besteci arkadaşlar ile kıyaslanabilirdi. Çünkü onun kabul ettiği amaç açıklamadan ziyade anlayış değişikliği idi. Sanatçı birbiri ile çatışan anlayışların var olduğunu kabul etmelidir2. Dahası bu anlayış, nihai amaçlar için Keynes’in yaptığı gibi bir araç olarak kullanıldığında, alternatif anlayışlar arasında uygun zamanda değişimler yapabilmek için biraz zaman tanınması gerekliliği vardır. Fakat Keynes bir sanatçı olarak yorumlanabilir iken onun iktisatçı çağdaşları bilim adamı olarak sayılırlar. Çalışması 1930’ların ekonomik gerçeğine uygun olarak durumsal olarak kısıtlanmış bir anlayış düşüncesi tarzında değil fakat genellenebilir bir bilimsel paradigmayı şekillendirmesi olarak kabul edilir. Ne Keynes ne de onun başlangıçtaki fikirdaşları sanatçıyla bilim adamı arasındaki doğal olarak ortaya çıkan bu temel farkın bilincinde değillerdi.

Belki de bu tema daha fazla açıklık ister. Bilim adamının araştırma programı ve bu programa dayanan herhangi bir politika önermeleri doğrudan yegane doğruluk üzerine dayanır. Ki açıklanacak olan bu var olan objektif gerçektir ve bu gerçeklik kendi nesnelleşmesi ile alternatiflerini bir kenara iter. Bilim adamının araştırma programı, yanlışlığı ispatlanabilen hipotezler verir ve yeterli gücü olan reddedilmiş hipotezler grubu belli bir noktada devrime yani bir araştırma programının bir diğeri ile değişmesine yol açar. Herhangi bir anda herhangi bir bilim adamı için karşılıklı olarak birbirinden bağımsız alternatif dizilerinden biri olan sadece bir araştırma programı vardır. Buna karşılık olarak, sanatçılar gerçeği kişisel görüşleri ile sunarlar bu da doğrudan yanlış olduğu ispatlanamayan bir anlayıştır. Bir artistin düşünce yapısı içinde bile alternatif görüşler yani gerçeğin incelendiği çeşitli pencereler varolabilir ve birkaç sanatçı arasında olduğu gibi birbiriyle çelişen anlayış farklılığı gerekli olarak bildirilir.

Bir sanatçının anlayışı olarak düşünülen, Keynezyen makro ekonomi modeli alternatif görüşler arasında yerini alır. O ne “doğru”dur ne de “yanlış” . Ne haklıdır ne de hatalı. Çünkü bunlar uyuşmayan tanımcı nitelemelerdir. Keynezyen görüş 1930’ların makro ekonomisinin yorumlanmasına yardımcı olan orijinal fikirler sundu. Onu bilen birçoklarının dediği gibi ; Bu anlayış ekonomik ve politik çevredeki değişmeye paralel olarak diğerleri tarafından değiştirilmiş olabilirdi.3

Keynezyen yanlışlar sadece Keynes’in sanatçı olarak görüşlerinin, yanlışlıkla bir bilim dalı tarzında Keynes’in araştırma programı olarak yorumlandığı zaman ortaya çıktı. Takip eden bölümlerde temel Keynezyen görüşün bilimsel yöndeki birkaç unsurunu tartışacağım. Bunlar para meseleleri, tam istihdam, fonksiyonel maliye, ince ayar, politik süreç gibi konulardır. Bunlar ayrı ayrı ele alınması gereken konulardır. Ortaya koymuş olduğum sanatçı bilim adamı mukayesesi içerisinde ele alındığında bu araştırma alanlarının her birini belli şekilde farklı bir bakış açısı ile izlenebileceğini göstermeyi umuyorum.

PARA SORUNLARI

“Para, Faiz ve İstihdamın Genel Teorisi “4 isimli eserde sunulan Keynezyen model reel makro ekonominin işleyişinde para ve parasal kurumlara ikincil önem vermesi sebebiyle başlangıçtan bu yana sürekli eleştirilere maruz kalmıştır. Yukarıda belirttiğim yorumlarda Keynes’in kendisi bu suçlamalara karşı savunulabilir. Daha önceki çalışmalarında makro büyüklüklerin istikrara kavuşturulmasında paraya merkezi bir yol çizen makro ekonomik işleyiş anlayışı alternatifleri sunmuştur. Yeni kitabı kasıtlı olarak farklı çıkmıştır,parasal olmayan ilişkiler üzerine dikkat çekmeyi amaçlayan bir modelin üzerine konduğu yeni bir temeldir. Yorumlandığı üzere eksiklik, alternatif modelin başlangıçtaki Keynezyen sunumda değil fakat doğrusu araştırma programları arasında devrimsel bir değişim olan modelin sunduğu bilimsel yorumlamada yatar. İtiraf etmeliyim ki benim söylemim Keynes’in kendi ifade yeteneğinden muzdariptir. Zira bu ifade kabiliyeti yeni ile eskisi arasındaki bağımsızlığı açık olarak nakletmeyi ister görünmektedir. Her durumda, ister edebi veya değil, bilimsel yorum çaba gerektirir. Keynes paranın çok az önemli olduğu yanlışlılığı ispatlanan hipotezleri sunan olarak görünmüştür. Bu hipotez 1940’ların ortalarına kadar olaylar tarafından açıkça reddedilmiştir.

Politik iktisat açısından bunun daha önemli yansıması, dikkatlerin, değişimin potansiyel hedefi olarak parasal kurumlardan uzaklaştırılmasıdır. Paranın hiç ya da çok önemli olduğu hipotezler olarak yorumlandığında Keynezyen iktisat 1930’larda var olan derme çatma parasal rejimlerdeki teslim olmayı destekleme eğilimindedir. Keynes’in rasyonel konstraktivizmi ( Yapılandırmacılığı ) uygulanabilir reforma az çok yatkın olan alternatif hedeflere doğru yönlendirilmiştir.

Yukarıda değinildiği gibi, ilgili makro büyüklükler bir değişken olarak paranın etkinsizliğini başlangıçtaki Keynezyenizm de hemen tanınmış ve analizdeki bu açık olan belli farkın belirlenmesi için çabalar sarf edilmiştir.Bununla birlikte anlayıştaki değişim öylesine bütün olmuştur ki bu çabalar, makro ekonominin algılanmasına alternatif olan ikame bir formattan ziyade neredeyse Keynezyen analizin evrensel çerçevesi içinde yürütülmüştür.Bu makro ekonominin tek bir modeli üzerinde durma, doğrudan Keynes yanlılarının bilimsel düşünce yapılarında izlenebilir. Her biri yararlı fikirler verebilecek ve her biri farklı durumlara az çok uygun düşebilecek ekonomik sürecin alternatif modellerinin bir arada olması durumu hiç ya da çok az taktir edilmiş gibidir. Sanatçı kendi anlayışı için tek bir yönde tutarlılık iddia etmez; buna karşılık bilim adamı baskın olan çalışmalarla tutarlı olmayan her hangi bir anlayışı yanlış olarak nitelemiştir, eğer iktisatçılar gerçeğin birbiriyle çelişen modellerinin eş zamanlı var olmasına müsamaha göstermeyi daha çok istemiş olsalardı ekonominin ve siyasi ekonominin, yüzyılın ortasındaki tüm tarihi büyük ölçüde farklı olabilirdi. Paranın önemli olması ve temel Keynezyen araştırma programının içerisine rahatça dahil edilebilmesi görüşünden ziyade bizler iş dünyasının Keynezyen olmayan parasal teorileri ile birlikte halihazırdaki Keynes’in gerçek değişken modellerini kullanabilirdik. Paranın uygunluğunun modelleri içinde kullanılmasının uygun düşmesinde bile Keynezyen programın disiplin olarak hakim olması parasal kurumlardaki temel reformların sürekli ihmal edilmesine neden oldu, ki bu ihmalin ortaya konan alternatif program senaryolarında çıkması gerekmezdi. Bu yüzden görünüyor ki, bu kurumsal ihmalin en azından kısmen Keynes’in hatalarından meydana geldiğini söylemek tam anlamıyla uygun olacaktır.

TAM İSTİHDAM

Keynes istihdamı (ve /veya çıktıyı) arttırmanın politikanın açık bir amacı durumuna getirilmesinden büyük ölçüde sorumludur. Vurguladığım gibi Keynes ekonomik sürecin temel görüşünü değiştirmek istedi. Şöyle ki, istihdamı doğrudan manuple edebilen bir değişken olarak merkeze koymak istedi. İstihdamın sadece piyasa katılımcılarının yaptığı arz ve talep seçenekleri arasındaki karşılıklı etkileşimin bir sonucu olarak belirlendiği klasik piyasa dengesi modelini yıkmak istedi.

Yine bir kez daha bu konuda Keynes çok ısrarcıydı. Tam istihdama politika hedefi olarak açık bir yer vererek ve böylelikle para ve piyasa kurumlarını ihmal ederek Keynes’in bu tutumu 1970 ‘lerde yaşadığımız kaçınılmaz stagflasyonu getirdi. Eğer Keynezyen çabalar niçin olmadığından ziyade niçin olduklarıyla tanınmış olsalardı senaryo oldukça farklı olacaktı.

Tam istihdam eksikliği en iyi şekilde Keynes makro ekonomik istihdam teorisinin Chicago okulunun başlangıçtaki eleştirisine başvurularak tartışılabilir. Başlangıçta C.O.Hardy’e atfedilen ama çoğumuza Henry Simons tarafından öğretilen (kapalı)piyasa ekonomisini aşağıdaki üç koşuldan en az ikisi tarafından (ile) oluşulabileceği fakat bu üç koşulun aynı anda karşılanamayacağı üzerindeki eleştiri vardır. 1) İş gücünün tam istihdamı 2) Para biriminin değerindeki istikrar 3) Rekabetçi olmayan iş gücü piyasaları. Eğer iş gücü piyasaları rekabetçi ise istenen ilk iki koşulun tatmini arasında tutarsızlık olması gerekmez. Ücret ayarlamaları gözleninceye kadar ve gözlemlenmedikçe ya birinci koşul yada ikinci koşul göz ardı edilebilir.Bu nedenle makro ekonomik hedef olarak birinci koşula yoğunlaşmak , buna bağlı ikinci koşulun tatmin edilmemesini temin etmelidir.5

Keynes’in kendisi de karşılıklı olarak tutarsız denge koşulları gurubu olarak yorumlanan bu merkezi, Chicago görüşünün temel geçerliliğini inkar etmezdi. Keynes’in tartıştığı 1930’lar makro ekonomisinin, Chicago görüşünün kabul ettiği klasik piyasa dengesi ile anlaşılamayacağı ve anlaşılmaması gerektiğidir. Bu bağlamda uzun zamandır süre gelen Keznezyen analizin bir dengemi yoksa bir dengesizlik teorisi mi olduğu tartışması gözden kaçmış görünüyor. Keynezyen analiz bir denge teorisidir. Ama 1930’ların geçici koşullarına sınırlandırılmış bir denge teorisidir. O zamanlar çevre var olan parasal düzenlemelerin (ikinin) aşağıya çekilmesi yönündeki bütün dengeleyici baskılarını kaybetmiş gibi göründüğü olağan üstü bir kaos içermekteydi. ‘’Hayvani ruhlar’’6 (duygular) aşırı derecede tedbirliydi ve oldukça esnek bütün arz fonksiyonunun basit modeli var olan ekonomiyi gerçekten yakalayabilmişti.

Bununla birlikte 1930’lardaki ekonomi, 1940’lardaki ve sonrasındaki ekonomi değildi. 1946’lara kadar arz fonksiyonunun yukarı doğru eğimli olduğuna dair kesin delil mevcuttur. Bununla birlikte parayla ilgili olarak Keynezyen görüşün başarısı öyle eziciydi ki, alternatif klasik programın yeniden yapılanmasına karşıt toplam arz konusu makro ekonominin bütünsen Keynezyen modeli içerisine alınmıştır. Politika hedefi bakımından 1950’lerin ve 1960’ların sonundaki Phillips eğrisi etkileşimi önceden ortaya konan daha basit tam istihdam amacının yerini almıştır. Sadece 1960’ların sonundaki doğal oranlar ( faiz oranları ) hipoteziyle birlikte bir çok ekonomist en sonunda temel Keynes yaklaşımını elden çıkardı. Bu yüzden 30 yılın önemli bir bölümünde ekonomistler savaş sonrası ekonomik patlamada makro ekonomiye bakabilmek için olağanüstü deflasyonel kaos içindeki makro ekonomik özellikleri izole etmek için tasarlanmış bir görüş kullanmayı denediler. Keynes’in en önemli hatası, ekonomideki ve çıktıdaki büyümenin, Keynezyen politika araçlarının uygulanması sonucu olduğu düşüncesinin özgün bir şekilde ortaya konan fakat kendisini beğenmiş düşüncesidir.

FONKSİYONEL MALİYE

Keynezyen model yapılandırılmasında (veya savaş sonrası yılların başında İngiltere ve Amerika’da yaygın olarak kullanılan hidrolik makine modelinde ) istihdam – çıktı büyümesini ortaya çıkarmada kullanılan politika aracı devlet harcamasıdır. Bu basitleştirilmiş cebirdeki G’dir*.G’deki dışsal artış toplam talebe eklenir ve doğrudan ya da dolaylı olarak yeni istihdam ve ilave çıktı yaratır. Fakat devlet harcaması dışsal olarak nasıl arttırılabilir? Devletler kişiler veya firmalar gibi harcamalarını finanse etmelidirler. Üç alternatif mevcuttur.
1)Vergileme 2) Para basımı 3)Borçlanma.

Geçmişe bakıldığında, (1986’da) (1’e) yani hükümet, harcama oranlarına vergi ile finanse edilmiş artışların makro büyüklükler üzerine etkisine hiçbir suretle ilgi gösterilmemesi şaşırtıcı görülmektedir. Bununla beraber kitaplar ve ayrıca makaleler özellikle artan devlet harcamalarının genişletici etkisini, vergi artışının bunu ters yönde karşılayan etkisiyle kıyaslamaya çalışan denk bütçe çoğaltanı analizleri üzerine yoğunlaşmıştır. Mevcut kolay anlaşılabilecek biçimiyle ,bütçe dengesi (denk bütçe) çarpanı için ifade edilen birlik değeri eleştirilmeyecektir. Bu durum şaşırtıcı olarak kalan birim değer sonucunu yaratmak için gerekli olan modellerin yapısı içinde olumlu vergilerin salınmasıyla ilgili normatif tartışmaların olmadığını anlayan bu modellerle çalışan iktisatçıların aşikar başarısızlıklarıdır. Çarpana bir değer birimi oluşturmak firma tasarrufuna girecek olan paranın vergi payı (verginin parasal payı) ekonominin harcama akımından bir net kayıp olarak gösterilebilir. Fakat çarpanın değeri basit olarak vergisiz harcama yoluyla birkaç kat artırılabilir. Buradaki analizler makro istikrar hedeflerinden çok ayrı olarak bilinç altında kamu ya da devlet sektörünün nispi büyüklüğünü artırma isteği ile mi güdülenmiştir?Önceden varolan makro ekonomik araçlara daralma yerine sürekli genişletici uyarıları gerektirdiği söylemi ile birleşen böyle bazı güdüler varolmuş olabilir. Bir kez istihdam ve çıktı hedeflerinin gerçekleştirilmesinde devlet harcaması bir araç olarak kullanıldığında, dikkatler zorunlu olarak daima kollektif seçim süreci yoluyla verilmesi gereken özel ve kamu sektörü arasındaki dağıtım kararlarına kaydırılmıştır.

Tabii ki tüm Keynezyen ekonomi politikası teorisinin odağı denk bütçelerden ziyade denk olmayan bütçelerdir. Başlangıçtan itibaren istihdamı ve çıktıyı artırmak için vergi dışı kaynaklardan finanse edilen devlet harcamalarının kullanılmasına önem verilmiştir. Keynezyen yaklaşım bütçe açığı finansmanı ile birlikte düşünülmüş ve düşünülmektedir. Önceleri modeller açıkları ve fazlaları olan bir bütçe sisteminin kullanılmasını gerektirmiş, fakat varolan baskılar istihdam-çıktı arttırılması gerektiği yani bütçe açıkları üzerinedir. G’ deki artış para basma ya da borçlanma ile finanse edilecektir.

Keynes’in politika açıklamalarıyla benim şaşırdığım tam bu husustur. Ki bu şaşkınlık, kırk yıl süre gelmiştir ve benim jenerasyonumun Chicago ekolü iktisatçılarının tümü tarafından paylaşılmıştır. Niçin Keynezyenler politik analizlerini para basımı alternatifinden ziyade harcamanın devlet borçlanması yoluyla finanse edilmesi üzerine yoğunlaştırmışlardır? Niçin Keynezyen politikanın temel kitabı ya artan harcama oranlarının (faiz oranları) ya da azalan vergi oranlarının bir arada finansmanını bir bütün olarak almıştır? Dikkat edin ki para basımının, açıkları finanse etmedeki üstünlüğü bu suretle hiçbir şekilde paranın uygunluğu ya da uygun olmamasına bağlı olmaz. Biz sadece toplam harcama oranlarının önemli olduğu en basit başlangıç Keynes modelleri içinde kalabiliriz ve hala bir finansman aracı olarak para basımının devlet borçlanmasına nazaran hakim olduğu sonucuna varabiliriz. Bu sonuç borçlanılan fon paylarının harcama sistemine girdiği müddetçe geçerlidir. Dikkatler münhasıran istihdam-çıktı amaçlarını temin etmedeki araçların faydasına yoğunlaşmış olsa bile bütçe açıklarının parasal finansmanı daha üstündür.

Birçok Keynezyen ekonomistler içinde sadece A..P. Lerner sürekli olarak açıkları finanse etme aracı olarak para basma ile borçlanma arasındaki farkı görmüş ve onun idealleştirilmiş fonksiyonel rejimi münhasıran para basma ve yok etme gerekliliği ile birlikte yürüyen telafi edici bütçe ayarlamalarını içine almıştır ve bu yüzden de makro ekonomik istikrar hedefi ile ne devlet borçlanmasını ne de devlet borç ödemesini içine almamıştır.7

Eğer Keynes’in destekçileri bu konuda Lerner’i izlemiş olsalardı bir diğer Keynezyen yanlıştan kaçınılabilinecekti. Çünkü söz konusu meselenin, makro politik tartışmalarıyla alakadar olarak ortaya çıkması gerekmezdi.

Bununla birlikte Keynezyen teori bütçe açıklarının borçla finansmanı üzerinde durmuştur. Sonuç olarak Keynezyenler bir şekilde genel olarak ve makro ekonomik politikanın detaylarından uzak tarzda kamu borcu yaratmanın bu şekilde finanse edilen kamu harcamaları için ödemenin geçici olarak kaldırılmadığını içerdiğini göstermeyi zorunlu saymışlardır. Kamu borçlanması temel teorisindeki entelektüel analitik boyuttaki şaşkınlık benim ilk kitaplarımdan birinin doğrudan hedefidir ve burada eski tartışmaların yinelenmesine yer vermeyeceğim.8Tüm tartışmaların kesin olarak yansıttığı şekilde Keynezyen entelektüel belirsizlik kısmen altta yatan aktif mali politika rejiminin yaygın olan kamu ve politik kabulünü sağlamlaştırmak amacıyla motive edilmiştir. İktisatçı olmayan halkı mali hayatın klasik kurallarını terk etmeye ikna etmek için kamu borçlanmasının önemli olmadığını gösterme ihtiyacı duydular. Çünkü ne de olsa “biz kendimize borçlanıyoruz”. Ne vergilemenin ne de borçlanmanın aktif mali politika sistemi tarafından istenen uygun bir bütçe açığı finansman aracı olmadığı hususundan doğrudan Lerner-Keynezyen görüşü ortaya koymak ne kadar basit olurdu. Kamu borçlanmasının klasik analizi Ortodoks kamu maliyesi başlığı ile kalabilirdi.

Bütçe düzenlenmesinin aktif maliye politikası rejimi uygulaması, mali ihtiyatın klasik kanunlarının terk edilmesini ve özellikle önde gelen merkezi bir politika kısıtlı olarak bütçe dengesinin ortadan kaldırılmasını gerekli kılar. (Bu ortadan kalmanın tartışmasını sonraya bırakıyorum). Aktif Maliye politikası rejimi kamu borçlanmasının klasik analizindeki ne pozitif ne de normatif bir değişme gerektirmiştir. Ekonomistlerin bir tarafta bütçe dengesizliğiyle diğer taraftan böyle bir dengesizliği finanse etme araçları arasındaki uygun ayrımı yapmadaki yaygın başarısızlıkları yüzünden, gereksiz bir şaşırma, belirsizlik ve tartışma ortamı ortaya çıkmıştır.

Eğer Keynezyenler borçlanma ile para basımı arasındaki açık ayrımdaki Lerner’in öncülüğünü takip etmiş olsalardı, bu varsayımlar üzerindeki söylemler konusunda daha fazla durabilirdik. Robert J. Barro’nun 1974’deki “Devlet Tahvilleri Net Zenginlik midir?“9 başlıklı makalesi tarafından meydana getirilen verimliliği şüpheli olan araştırmadan kaçınılabilinecekti. Martin Bailey’in önceki görüşlerini10 takip eden Barro, devlet harcamalarının finansmanında vergiden tahvile geçişteki mali politikanın yetersizliğini göstermek istedi. Bailey-Barro çabaları, 1960’lardaki Keynezyenlerin makro ekonomik anlamda vergiden tahvile geçişin genişletici olduğu hususundaki iddialardan doğrudan etkilenmiştir.

Eğer Keynezyenler politikayı ele almalarında sürekli olarak Lerner’in fonksiyonel maliye normlarına bağlı kalmış olsalardı en azından 1970’lerde olduğu gibi Bailey-Barro tepkisi için bir neden olmayacaktı.Rasyonel beklentiler teorisyenlerinin en ateşlileri bile nadiren beklenmedik vergiden paraya geçişin genişletici olduğuna dair Keynezyen söyleme karşılık verebilirdi.11

İNCE AYAR

Bu ince ayar yanlışlığı benim tarafımdan burada kısaca tartışılacaktır. Zira Keynezyen makro ekonomi politikası teorisinde, bu aksaklık benim bu makalede incelediğim diğerlerinden daha fazla tanınır. Doğrusu ekonominin telafi edici bütçe düzenlemeleri yoluyla ince ayarlaması Keynes’in ortaya koyduğu Keynezyen modelin başlangıçtaki temeli ile zıtlık oluşturur.1930’ların makroekonomik çerçevesinde model yararlı fikirler ve o zaman varolan ekonomik gerçeğin değiştirilebilmesinden kazanılmış olan politik uygulamalar sundu. Başlangıçtaki Keynezyen düşüncede istenen telafi edici bütçe düzenlemeleri hemen politik kontrole tabii olduğu sayılan her parametrede alelacele geniş kapsamlı devrimsel değişmeler olan broad-tuning (kalın ayar-normal tarz) yansıtır .Hata, ustalarının bütçe akımlarındaki ima edilen zaman kısıtlı değişmelerle ilgili büyük tesirini, denenmemişte olsa beklentisel yapının besbelli bağımsızlığından türetilmiş olan idealleştirilmiş bütçe ayarlamalarının türetildiği oldukça gelişmiş analitik yapıya dönüştüren Post-Keynezyenlerde yatar. Ekonomik gidişattaki olası değişmelerde istihdama ve çıktının istikrara kavuşturulması için bütçesel ince ayarın (daha sonra tartışılacak politik gerçeklerin yokluğunda bile) yeterli olabileceğine samimi olarak inanmak geriye bakıldığında akademik izolasyonun sınırlarının ötesinde görülmektedir. Yine de Keynezyen düşünce devrindeki durum böyleydi.

 SIRADAN POLİTİKALAR

 Keynes’e ve Keynezyenlere atfedilen en yaygın yanlışlık, herhangi bir aktif istikrar politikasının uygulanmasında ve özellikle harcama ve verginin araç olarak kullanılmasında sıradan politikaların ve politik kurumların olası ihmalini içerir. Keynes’in biyografyasında, R.F.Harrod, 1936’da İstihdamın, Faizin ve Paranın Genel Teorisi’ni yazan Keynes’in12 savunduğu politika ve sisteme karşı tutumlar olarak tanımladığı “Harvey Road’ın söylemlerine” başvurur. Politika konularında, zamanındaki ekonomistlerle birlikte Keynes’in kendi ikna gücünün gerçekte devletin onun öncülüğünü izlemesini temin etmek gibi olduğu inancına dayanarak bu tutumlar sıradan politikaları görmezden geldiler.

Keynes’in bu vaziyeti, bir yönüyle, bu yüzyılın başındaki Cambridge ekolünün özelliği olan izole edilmiş entelektüel elitizmin bir yansıması olarak yorumlanabilir ve böyle bir elitismin unsurlarının (Keynes’de) var olduğu şüphe götürmez gibidir. Keynes, başlangıçtaki filozofik liberalizme karşın, hiç de önemsiz bir demokrat değildi. Öte yandan, politikanın ve de ekonominin genel ya da sıradan olmadığının beklendiği olağanüstü zamanlarda çalışmalarının meslektaşlarının ekonomik görüşünü değiştirmeyi hedef aldığı tanındığında, Keynes’in bu özelliği bir şekilde daha olumlu yorumlanabilir. Bununla ilgili olarak sadece kendi Amerikan tarihimizi hatırlamamamız gerekir. 1933’lerin başlarında Franklin Roosevelt göreve geldiği zaman, aslında politikanın olağan kurumları askıya alınmıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez oldu öyle ki bazı zamanlar kalıcı sonuçlarını düşünmeden ve koşullardaki özel durumlara çok az dikkat ederek büyük değişiklikler yapmaya hazır ve istekli idiler. Keynes tabi ki kitabı 1933’de yayınlamadı; fakat kafasında, idealleşmiş olarak , ülkesinin politik yapısına uygun olarak değiştirilmiş başlangıçtaki yeni anlaşma yapısına benzer bir şey olabilirdi.

Eğer Keynes’i depresyonun çevresel parametrelerinde çok genel soyutlamalar yaparak yorumlarsak, ekonominin ya da politikanın olağan zamanlardaki işleyişinin anlaşılması boyutuyla ilgili sonuç çıkarma gereği olmaz. Yine, bu yorum, yanlışların, Keynes’in çalışmalarına hemen bilimsel sınır koyan ve kitabın başlığındaki genel kelimesinin ekonomik politik çerçevedeki değişmezliğini bildirdiğinin anlaşılmaması gerektiğini göremeyen Keynezyenlerden kaynaklandığını ortaya koyar.

Yanlışları doğrudan Keynes‘e ya da onun takipçilerine bağladığımız her koşulda durum bellidir. Demokrasideki olağan politikalar, önceden işaret edilmiş olan analitik zorluklardan bağımsız Keynezyen makro ekonomik yönetim teorisinden doğan politika normlarının uygulanmasını engeller. Bu, Keynezyen açıklayıcı modelin kendisinde bir sorun olmamış olsa bile, makro ekonomiyi telafi edici bütçe düzenlemeleriyle istikrara kavuşturmanın başarısız olacağı demektir. Olağan zamanlarda, koşulların baskılarına duyarlı olan politik karar vericiler harcama oranlarını arttırmak ve vergi oranlarını azaltma doğal temayülü ile hareket ederler. Keynezyen politika modeli, artan kamu harcamalarının borçla finanse edilmesine ilişkin entelektüel ve ahlaki bir görüş sunuyor gibi görünmüştür. Fakat, makro ekonomik amaçla Keynezyen politika normlarının diğer tarafı gerektiğinde olağan politikalar neredeyse tümden başarısız olur. Politik karar vericiler telafi edici bütçe fazlalıkları yaratmak için vergileri arttıramazlar. Bütçe açıklarına karşı olan önyargı doğrudan temel kamu tercihi prensiplerinin uygulanmasından kaynaklanır.13

Bu çerçevede, yarım yüzyıldaki bütün Keynezyen görüşün net katkısı olumsuz olarak değerlendirilmelidir. En iyi şekilde, kendisini yaşadığımız yoğun ve sürekli açıklarla gösterir. Ki bunlar hiçbir iddia edilen makro ekonomik amaçla alakalı olmayan, ekonomiye ve de modern toplumun ahlaki temellerine olumsuz etkisi olduğu neredeyse evrensel olarak bilinen açıklardır. Bu açıklar Keynezyen etkinin bütçe dengesi kavramını etkin mali düzen yapısından neredeyse tamamiyle çıkartmasından ortaya çıkmıştır. Bir kez bütçe, politika ayarlama aracı olarak ortaya konduğundan, Keynezyen olmayan sonuçlardan kaçınma yolu bulunmamıştır. Bununla birlikte, burada bile, Lerner normlarının benimsenmiş olması durumunda bu olumsuz etki önemli ölçüde sınırlandırılmış olacaktı. 1970’lerdeki ve 1980’lerdeki politik sorumsuzlukların bile gözlemlenen büyüklüklerdeki açıkların para ile finansmanı gerçekleşleştirebileceği olası görülmemektedir.

 SONUÇLAR

Tartıştığım, paranın sorunları, tam istihdam, fonksiyonel maliye, ince ayar ve olağan politikaları kapsayan Keynezyen yanlışlıklar, tüm Keynezyen görüşe olan bilinen eleştirileri özetler. Bununla birlikte benim bu çalışmada yapmak istediğim, bu eleştirileri yarım yüzyılın entelektüel tarihine ışık tutabilecek Keynezyen çabaların yorumlanmasını içine dahil etmektir. Benim ana fikrim, Keynes esasında diğer ekonomistlere zamanın ekonomik gerçeklerine yeni bir bakış sunan bir artisttir. Ki bu devletlerin sürdürülmesinin gerektiğini düşündüğü çarpıcı politik adımlardan sonuçlar çıkarmak için gerekli saydığı bir görüştür. Ekonomik gerçeklerin zamanla değişmediği varsayılmalıdır ve bu yönde benim yorumlarım her zaman Keynezyen görüşdeki14 subjektif unsurları vurgulayan Schackle’ inkiyle tam olarak uyum içersindedir. Beklentisel kaosla karakterize edilen 1930’ların ekonomik gerçeği, sanki istikrarın beklendiği ekonomik zamanlar içindeymiş gibi modellendiğinde düzgün olarak anlaşılmazdı.

Tartışamaya tabi ki , yorumlanmış olduğu ortaya konsa da, Keynes’in kendi zaman kısıtlı görüşünün yaygın kabul görmesinin sonuçlarını önceden görüp görmediği konusu katılabilir. Doğrusu, Keynes’in temel yanlışının büyük ölçüde ikna etmek istediği kişilerde varsaydığı aşırı entelektüel gelişmişlik ve kendinin ikna gücü ile ilgili özellikle yazarın ikna gücüne olan aşırı güvenden kaynaklanmaktadır. Fakat Keynezyen yanlışlar büyük ölçüde ustayı (Keynes’i) takip edenlerin, tüm görüş araçlarının gözlemlenen gerçekteki değişmezlik varsayımına kritik olarak dayandığını anlamamalarından kaynaklanır.

Burası doğal bilimler ile sosyal bilimler (human science) arasındaki farkın ya da ekonomik davranış bilimi ile makro ekonomi bilimi arasındaki farkın uzun uzadıya ele alınacağı bir yer değildir. Ancak, kontrollü deneyler yapmanın bilinen zorluğu yüzünden, ekonomide test edilemeyen teoriler çok az sayıdadır. Başka bir yerde belirttiğim gibi15 , insanlar davranışlarının ancak bazı yönleri ile fareler gibidir. Fare gibi olmadığı müddetçe, davranışları tahmin edilemez. En iyi ihtimalle, ilgi alanları fare-mısır deneyleri sıkıcılığını aşan, hayal gücü olan bilim adamları, göz önünde tutulan beklentisel kurumsal koşullardaki benzerliğin soyut elemanlarını izole etmeyi umabilir.

Basit bir soruyla son veriyorum; Mala dayalı para standartının etkin olarak işletilmesiyle karakterize edilen hayali bir ekonomide Keynezyen düşünce entelektüel tarihdeki yerini alır mıydı?