|
Adından da anlaşılacağı üzere, düz oranlı
vergide matrahın miktarı ne olursa olsun, tüm matraha tek bir vergi oranı
uygulanmaktadır. Düz oranlı vergilere (flat taxes) aynı zamanda “sabit
oranlı vergiler” ya da “tek oranlı vergiler” de denilmektedir.
Düz oranlı verginin makro ve mikro ekonomik
etkilerini analiz etmeden önce bu verginin uygulanmasının sağlayacağı
avantaj ve dezavantajları özetlemeye çalışalım.
Düz oranlı vergi, ideal vergi sisteminde olması
gereken ilkelerin ve özelliklerin bir çoğuna sahip bulunmaktadır. Düz oranlı
vergiyi optimal vergileme ilkeleri açısından şu şekilde
değerlendirebiliriz.
Düz oranlı vergi,
uygulanması son derece basit olan bir vergidir.
Tüm vergiye tabi gelir, servet ve harcamalara tek bir oran uygulanır. Düz
oranlı vergilerin basitlik özelliği neticesinde gerek vergi idaresi
açısından, gerekse vergi yükümlüleri açısından ortaya çıkan maliyetler
(donanım maliyeti, personel maliyeti, işlem maliyeti vs.) azalmaktadır.
İdari maliyetlerin azalması, devlet tarafından daha fazla gelir elde
edilmesi anlamına gelmektedir. Vergi yükümlülerinin vergi maliyetlerinin
azalması ise kullanılabilir gelirin artması demektir. Vergi yükümlüleri,
vergi maliyetlerinin azalması dolayısıyla artan tasarruflarını yatırımlara kanalize edebilmektedirler.
Öte yandan, düz oranlı vergi sisteminde ilke
olarak istisna ve muafiyetlere yer verilmemesi savunulduğundan vergi
mevzuatı ve vergi bürokrasisi de azaltılmış olur. Vergi sistemi, herkesin
anlayabileceği düzeyde basit ve anlaşılır hale gelir.
Düz oranlı vergi,
vergi adaleti açısından da uygun bir vergidir.
Düz oranlı vergi, maliye terminolojisinde “yatay adalet” ve “dikey adalet”
olarak adlandırılan genel adalet/eşitlik ilkelerine uygun bir vergidir.
Genel kanının aksine düz oranlı vergi sisteminde; çok kazanandan çok, az
kazanandan ise daha az vergi alınır. Standart indirim dikkate alındığında
ise düz oranlı vergi sisteminde “gerçek vergi oranları” artan oranlı bir
hale dönüşmektedir. Bu nedenle, düz oranlı vergi adil bir vergidir.
Hukuk, sivil toplumun temelidir ve adalet, kanun önünde eşitlik
demektir.”
Law is the bond of civil society, and justice is
equality under the law.”
Cicero
|
 |
|
Düz oranlı vergi
“kanun önünde eşitlik” ilkesine uygun bir vergidir.
Çok farklı yorum enflasyonlarına ve anlam erozyonuna uğramış kelimelerin
başında adalet gelmektedir. Adaleti her şeyden önce “kanun önünde
eşitlik” demektir.
Daha açık bir ifadeyle, mevcut kanunların herkese hiçbir ayrım
gözetmeksizin ve hiçbir ayrıcalık tanımaksızın eşit olarak uygulanmasıdır.
Bu açıdan düz oranlı vergi “adil” bir vergidir. Zira, herkese, hiçbir ayrım
yapılmaksızın aynı vergi oranı uygulanır. Vergi yükümlüleri açısından
ayrıcalık yapılmaması, hiç bir kişi ya da kuruma özel imtiyazlar
sağlanmaması hususu, anayasa ve yasalarda güvence altına alındığında bundan
hem vergi idaresi, hem de vergi yükümlüleri kazançlı çıkar. “Vergi
matrahında aşınma” ya da “vergi erozyonu” adı verilen olay
ortadan kalkar, dolayısıyla devletin vergi gelirleri artmış olur. Hiçbir
kişi ya da kurum “muafiyet” ve benzeri uygulamalarla vergi dışında
kalmayacağından vergi tabanı genişlemiş olur. Başka bir ifadeyle, daha
geniş bir taban (base) üzerinden daha fazla vergi almak imkanı olur. Vergi
yükümlüleri ise doğrudan verimli olmayan rant kollama faaliyetlerine
yönelmezler. Bu alandaki lobicilik sektörü ortadan kalkar ve kişiler verimli
ekonomik faaliyetlerle uğraşırlar.
Kanun önünde eşitlik
ilkesi gereği, vergi konuları itibariyle de bir ayrıcalığın olmaması
gerekir. Vergi sisteminde ekonomik büyüme ve kalkınma amacı doğrultusunda
tasarruflar, sermaye kazançları, servet ve harcamalar vergi dışında
bırakılmamalıdır. Örneğin, tasarrufların arttırılması amacıyla faiz ve
dividant gelirlerinin vergilendirilmemesi özel bir vergi imtiyazıdır,
dolayısıyla “kanun önünde eşitlik” ve “genellik” ilkesine uygun değildir.
Düz oranlı vergi
anayasal garanti altına alındığında aynı zamanda “istikrar” ilkesine uygun
bir vergidir. Eğer düz oranlı vergi sistemi
anayasal sisteme entegre edilirse o zaman optimal vergileme açısından çok
önem taşıyan “istikrar” ya da “öngörülebilirlik” ilkesi de gerçekleştirilmiş
olur. Daha açık bir ifadeyle, vergi oranlarının sabit oranlı olarak
anayasada belirlenmesi mümkün olursa bu gerek yurtiçindeki yatırımcılar,
gerekse yurtdışındaki yatırımcılar açısından son derece cezbedici olabilir.
Vergi oranlarının – en azından uzun dönemde- değişmeyeceğine inanan yerli ve
yabancı yatırımcılar daha fazla yatırıma yönelirler.
Düz oranlı vergi
mahiyeti itibariyle “tarafsız” bir vergi sistemidir.
Düz oranlı vergileme ile siyasal iktidarların ekonomiye olan müdahaleleri
önemli ölçüde azaltılmış olur. Düz oranlı vergi, ekonomik birimlerin üretim,
tüketim, yatırım vb. kararları üzerinde önemli ölçüde etkide bulunmaz. Bu
açıdan tarafsız bir vergidir.
Düz oranlı vergi
ekonomide “rant kollama” eğilimlerini azaltır.
Düz oranlı vergi sisteminde vergi tarifesinin
belirlenmesi ve vergi ayrıcalıkları elde etme konularında lobicilik ve rant
kollama faaliyetleri son bulacağından üretim ekonomisi gelişir ve büyür. Öte
yandan, politik kollamacılık ortadan kalkar.
Düz oranlı vergi
sisteminde “vergi kaçakçılığı” eğilimleri azalır.
Düz oranlı vergi sistemini savunanların üzerinde
durduğu en önemli konulardan birisi ağır vergi yükünün mikro ve makro
ekonomi üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçlardır. Düz oranlı vergi sisteminde
vergi oranlarının çok yüksek olarak tespit edilmemesi savunulmaktadır.
Buradan hareketle, düz oranlı vergi sisteminde vergi kaçakçılığının
azalacağını söyleyebiliriz.
Düz oranlı vergi
ekonomide “büyüme ve kalkınma ” hızını artırır.
Düz oranlı vergi sisteminde, düşük vergi yükü
neticesinde bireylerin tasarruflarının ve yatırımlarının artacağını, sonuçta
ekonomide büyüme ve kalkınmanın sürat kazanacağını söylemek mümkündür.
Düz oranlı vergi,
ekonomide servet birikimini ve sermaye terakümünü artıran bir vergidir.
Düz oranlı vergi sisteminde vergi sonrası gelir artacağından ekonomide genel
olarak servet birikimi artar. Ekonomide toplam tasarruflar düzeyinde bir
artış ortaya çıkar
Düz oranlı vergi,
“mali sürüklenme” (fiscal drag) sorununu ortadan kaldırır.
Düz oranlı vergi sisteminde, artan oranlı bir vergi tarifesinde enflasyon
dolayısıyla ortaya çıkan “gelir dilimi sürüklenmesi” (bracket creep)
(= mali sürüklenme) olayı da ortadan kalkmış olur.
Düz oranlı vergi
sisteminde rekabet edebilirlik (competitiveness) gücü artar..
Düz oranlı vergi sisteminde genel vergi yükü azalacağından, bunun
işletmelerin rekabet gücünü artıracağını söylemek mümkündür.
|