SOSYAL ADALETİN KÖKENLERİ


Yazan: F. A Von Hayek**

Çeviren: M. Ali Cevheri

 


         “Sosyal adalet” diye adlandırılan şeyin anlamını bulmak 10 yıldan fazla bir süredir benim öncelikli işlerimden biridir. Bu çabamda başarısız oldum veya daha çok özgür insanların toplumuna baktığımda bu sözcük öbeğinin hiçbir anlamı olmadığı sonucuna vardım. Kelimenin niçin yüzyıl gibi bir şey için anlamlı olmadığının araştırması politik tartışmalara konu olmuştur ve her yerde hayatın güzel yönlerinde daha fazla paya sahip olmak isteyen grupların iddiaları için, başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Burada ilgileneceğim asıl soru budur.

         Ama öncelikle, yayımlanmak üzere olan “Kanun, Yasama ve Özgürlük” adlı kitabımın 2. cildinde de açıklamaya çalıştığım gibi, “sosyal adaleti” niçin sadece boş bir formülden başka hiçbir şey olarak nitelendirdiğimi, geleneksel olarak belirli bir iddianın herhangi bir sebep göstermeksizin doğrulandığını anlatmak için kullandığımı özetlemeliyim: Gerçekten, Sosyal Adalet Mucizesi yan  başlığını taşıyan bu cilt, esasen aydınların kullanmaya çok meyilli oldukları “sosyal adalet” kavramının entelektüel olarak kötü bir kavram olduğuna ikna etmek için hazırlanmıştır. Bazıları buna uymuştur ama şu şanssız sonuçla birlikte:”Sosyal adalet şimdiye kadar kullandıkları adaletin sadece bir çeşidi olduğundan, adalet kavramının bütün kullanımlarının anlamsız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu yüzden zorunlu olarak, aynı kitapta bireysel bir hareketin kurallarının, sosyal adaletin onunla zıt olduğunun anlaşılması çabaları kadar özgür insanların barış dolu toplumunun korunması için zorunlu olduğunu göstermek zorunda kaldım.

 

 

         “Sosyal adalet” kavramı genellikle “dağıtımsal adalet” diye adlandırılan kavramla aynı anlamda kullanılır. İkinci kavram belki ne kastedildiği hakkında daha iyi bir fikir verebilir ve aynı zamanda bir pazar ekonomisinin sonuçlarına niçin uygulanamadığını da gösterir: Dağıtanın olmadığı bir yerde dağıtımsal adalet de olmaz. Adalet, sadece insan davranışının bir kuralı olarak anlamlıdır.Bir pazar ekonomisinde birbirlerine  mal ve hizmet sağlayan insanların davranışlarına ilişkin hiç bir mantıklı kural,anlamlı olarak adaletli veya adaletsiz diye nitelendirilebilecek bir dağılım oluşturmaz.. Bireyler kendi kendilerine mümkün olduğu kadar adil davranabilirler, ama ayrı bireylerin sonuçları diğerleri tarafından tasarlanamadığından veya önceden bilinemediğinden, işlerin sonuçları adaletli veya adaletsiz olarak adlandırılamaz.

 

         “Sosyal adalet” sözcük öbeğinin anlamsızlığı, belli örneklerde sosyal adaletin gerektirdikleri hakkında anlaşmanın olmayışı durumunda kendini gösterir, ayrıca eğer insanlar farklılık gösterirlerse kimin haklı olduğunu belirleyecek bir test yoktur ve hiçbir önceden mantıklandırılmış bir dağıtım şeması bireylerin özgür olduğu bir toplumda, kendi bilgilerini kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya izinli olmak anlamında etkili olarak tasarlanmaz. Gerçekten bireyin kendi davranışları üzerindeki ahlaki sorumluluğu, gerçekleştirilmesi istenen dağıtım kalıbıyla zıttır.

 

         Yapılan küçük bir araştırmaya göre, çok fazla insanın var olan dağıtım kalıbından şikayetçi olmasına rağmen, hiçbirisi “adaletli” olarak adlandırabilecekleri bir kalıp hakkında bir fikre sahip değildir. Bütün bulduğumuz bireysel durumların  sezgisel olarak “adaletsiz”diye değerlendirilmesidir. “adaletsiz” Hiç kimse bütün durumlarda sosyal olarak adaletli olabilecek tek bir genel kural bile bulamamıştır. “eşit işe, eşit ücret” kuralı dışında. Sosyal adalet taleplerinin dayandırıldığı değer, ihtiyaç ve benzeri düşüncelere engel olan serbest rekabet, eşit ücret kuralını mecbur hale getirir. 

2

         Bir çok insanın gerçekte bu sözcük öbeğinin ne anlama geldiğini bilmediklerini fark etmelerine rağmen, sosyal adalete inanmaya devam etmelerinin sebebi herkes inanıyorsa, bu sözcüklerde bir şey olmalı diye düşünmeleridir. İnsanların anlamadığı, neredeyse evrensel olarak kabul gören bu inancın temeli, insanların şimdikinden çok daha uzun yaşadıkları, günümüz medeniyetine uygulanamayacak kadar içgüdülere takılı kalmış farklı bir toplum tipinden miras alınmış olmasıdır. Aslında ilkel toplumda insan belli bazı durumlarda eski grupları bir arada tutan prensipleri,göz ardı ederek elde edilen artan sayılarla ortaya çıkmıştır.

 

         Şunu, unutmamalıyız ki, insanın tarımı, kasabaları ve son olarak “Büyük Toplumu” oluşturduğu son on bin yıldan önce, insanlar savunulan ortak bir topluluk bölgesi içinde sıkı hakimiyet düzeniyle yaklaşık elli kişilik gruplar halinde avcılık ve yiyecek paylaşımı yöntemleriyle yaşamışlardır. Eski, ilkel toplum tipinin ihtiyaçları hala bizi yöneten ahlaki duyguların çoğunu belirlemiştir. Bu gruplamada en azından bütün erkekler için, alfa erkeğinin yönetimi altındaki kavranılmış, fiziksel, ortak bir nesnenin ortak olarak izlenmesi, avdaki farklı payların insanlara ,topluluğun devam etmesi için taşıdıkları öneme göre paylaştırılması kadar,devamlı olarak varolmasınınd bir şartıdır. Kazanılan ahlaki duyguların sadece kültürel olarak öğrenme veya taklit yoluyla iletilmesinden çok genetik olarak belirlenmiş ve doğuştan olmaları olasılıktan ötededir.

 

         Bunlar, bize tamamen doğal görünmeyebilir ama,farklı durumlarda türlerin yayılması için iyi ve yararlıdır. Küçük topluluk ilkel şeklinde bugün bile çok kişinin isteyebileceği şeylere sahipti. Tek bir amaç veya ortak sonuçlar hiyerarşisi ve bireylerin değerlerinin ortak bakış açısına göre yöntemlerin paylaşılması. Bu  tutarlılık kuruluşları, bu tip toplumun gelişimine olası sınırları koyar. Grubun kendini adapte edebileceği olaylar ve yararlanabileceği fırsatlar, sadece üyelerinin farkında olduklarıydı. Hatta daha kötüsü, birey, diğerlerinin onaylamadıklarının birazını yapabilirdi. İlkel bir toplumda bireyin özgür olduğunun düşünülmesi yanlış olacaktır. Özgürlük bir medeniyet icadı olduğundan, sosyal bir hayvan için doğal bir özgürlük yoktu. Birey serbest hareket alanına sahip değildi, hatta topluluğun başkanı bile sadece geleneksel aktiviteler için itaatkarlık ve destek görebiliyordu. Bütün bireyler ihtiyaçlar için yapılan ortak sıralamaya göre çalışmak zorundaydı, bu günümüz sosyalistlerinin de rüyasıdır ve bireylerin özgür deneyimleri söz konusu değildi.

 

3

 

         Medeniyetin gelişmesini ve sonuç olarak açık toplumun oluşmasını sağlayan büyük avantaj, özel zorunlu sonuçların yerini dereceli olarak soyut hareket kurallarının almasıydı. Böylelikle ulaşılan büyük kazanç onun bütün bilginin geniş bir şekilde yayılmasını sağlayan bir prosedürü olanaklı kılmasaydı ve buna market fiyatları olarak adlandırdığımız semboller şeklinde herkes tarafından ulaşılabilirdi. Ayrıca farklı insanlar ve gruplar üzerindeki sonuçların sıklıkları eski tip içgüdüleri de tatmin etmiyordu.     

 

         Pazarın çalışmasını açıklayan teorinin alış – veriş veya  değiş – tokuş anlamındaki eski Yunan sözcüğü “ katalattein “ den gelen “catallactic” olarak adlandırılabildiği daha önceden de açıklanmıştır. Bu kelimenin eski Yunanca’ da “değiş – tokuş” anlamından başka “topluma kabul etmek”  ve “düşmanını arkadaşa çevirmek” anlamlarına da gelmesi beni çok etkiledi. Bu yüzden bir yabancıyı aramıza aldığımız ve bize hizmet etmesini sağladığımız pazar oyununu catallaxy oyunu olarak adlandırmayı da öğrendim.

 

         Pazar süreci gerçekten de Oxford İngilizce sözlüğünde bulduğumuz bir oyunun tanımına tamamen uyuyor. Bu oyun daha güçlü, yetenekli veya şanslı olanın belirlediği kurallarla oynanan bir yarışmadır. Oyun bu yönden bir şans oyunu olduğu kadar bir yetenek oyunu da. Her şeyin ötesinde amaç, her bir oyuncunun belirsiz bir pay kazanacağı havuza, yarışmacıların yapabileceği en değerli katkıyı yapmalarını sağlamaktadır. Oyun büyük ihtimalle kişisel olarak tanımadığı insanlara hizmet etmek için,kendi kabilesinin korunak ve yasaklanmalarının dışına çıkan kişiler tarafından başlatıldı. İlk neolitik tüccarlar Britanya’ dan kanal yoluyla taş baltaları karşılığında kehribar ve şarap almak için götürdüklerinde amaçları bildikleri insanlara hizmet etmek değil, en yüksek kazancı elde etmekti. Sadece ürünlere en yüksek fiyatı kimin vereceği ile ilgilendiklerinden, hiçbir şekilde tanımadıkları insanlara ulaştılar, böylece komşularına satabileceklerinden çok daha fazlasını satarak yaşam standartlarını yükselttiler.

 

4

 

         Soyut sinyal – fiyat, insanların çabalarının yönlendirildiği hedef olarak bilinen kişilerin ihtiyaçlarının yerini aldığından kaynakların kullanışlarıyla ilgili tamamen yeni olasılıklar ortaya çıkar,ama bu kullanımlarla ilgili yepyeni ahlaki tutumların gerekliliğini de ortaya çıkartır. Bu değişim genellikle limanlarda veya ticaret yollarının kesişme noktalarında bulunan, insanların kabile kurallarının disiplinden kaçarak ticaret toplumlarını oluşturdukları ve yavaş yavaş catallaxy oyununun yeni kurallarını oluşturmaya başladıkları yeni şehir merkezlerinde  meydana gelmiştir.

 

         Konuyu özetleyerek anlatma zorunluluğu beni fazla basitleştirme yaparak anlatmaya ve çok uygun olmadıkları halde bazı bilinen terimleri kullanmaya zorluyor. İnsanlık tarihinin çoğunun geçtiği av kabilelerinin ahlaki kurallarından,açık toplumun pazar düzenini olanaklı kılan ahlaki kurallara geçiş yaptığımda, çok uzun bir süre alan orta basamağı atlamış oluyorum,ki bu basamak kabilelerin döneminden daha kısa sürmesine rağmen ticari ve şehirsel toplumlardan çok daha fazla uzundur ve tek tanrılı dinlerin öğretilerinde şekillenen etik kanunlarının var oluşundan bu yana var olduğu için önemlidir. Bu kabile toplumundaki insan hayatının bir periyodudur. Birçok bakımdan bütün üyelerin birbirini tanıdığı ve belli ortak sonuçlara hizmet ettiği ilkel yüzyüze toplumun somut düzeninden, bireylerin kendi amaçlarına ulaşmak için sahip oldukları bilgilerini kullanırken, oyunun aynı soyut kurallarını gözlemlemesinden ortaya çıkan düzenin bulunduğu açık ve soyut topluma geçiş basamağıdır.

 

         Duygularımız hala küçük av kabilesinin başarılarına uygun içgüdülerle yönetilirken, fiili geleneğimiz komşuya, kabilenin bir üyesine karşı olan görevlerimizden oluşur.

 

         Bireysel amaçların farklı olduğu ve özel bilgiye dayandığı, çabaların bilinmeyen partnerlerle ürün  değiştirilmesine yöneltildiği bir toplumda, ortak hareket kuralları, sosyal düzen ve barışın temelleri olarak özel ortak sonuçların yerini alır. Bireylerin etkileşimi bir oyun halini alır, çünkü her bir bireyden istenen, özel bir sonuç için uğraşmak değil, kendisine ve ailesine destek kazanmaktan başka, kuralları da gözlemesidir. Yavaş yavaş geliştirilen kurallar, oyunu en etkili hale getirdiklerinden, temel olarak mülkiyet ve sözleşme kanununa aittir. Bu kurallar fonksiyonel bir işbölümünün gerektirdiği gelişen işbölümü ve bağımsız çabaların karşılıklı olarak ayarlanmasını mümkün kılar.

 

5

 

         Bu iş bölümünün önemi genellikle tam olarak bilinmez, çünkü birçok kişi onu,kısmen Adam Smith’ in klasik illustrasyonu yüzünden,belli ürünleri şekillendirmek için planlanmış bir sürecin ard arda gelen basamaklarına bireylerin katkıda bulundukları bir düzenleme olarak düşünürler. Aslında son ürünün gerektirdiği hammadde araç ve yarı işlenmiş ürünlerin sağlanmasındaki farklı girişim çabaları ve pazarlarının koordinasyonu muhtemelen çok sayıda uzman işçinin organize edilmiş işbirliğinden çok daha önemlidir.

 

         Bu, büyük ölçüde firmalar arası işbölümü veya rekabetçi pazarın başarısının dayandığı ve pazarın mümkün kıldığı uzmanlaşmadır. Üreticinin pazarda bulduğu fiyatlar neyi üretmesi gerektiğini ve hangi yollarla üreteceğini bildirir. Bu tip pazar sinyalleriyle üretici, giderlerini karşılayacak fiyatlarla satış yapabileceğini ve gereğinden fazla kaynak harcamayacağını bilir. Kazanmak için verdiği bencil uğraş, öncelikle toplumdaki herhangi bir üyenin şansını arttırmak için ne yapması gerekiyorsa ,onu yapmaya zorlar. Eğer elde ettiği fiyatlar hükümetin zorlayıcı güçleri tarafından değil,yalnızca pazar güçleri tarafından belirleniyorsa sadece serbest pazar tarafından belirlenen fiyatlar, arzın taleple eşit olduğu bir durum oluşturacaktır. Ama sadece bu değil, serbest pazar fiyatları toplumun bütün bilgilerinin de kullanıldığını gösterir.

 

         Piyasa oyunu, onu oynayan toplumların büyümelerini ve refahını arttıracaktır, çünkü oyun bütün şansları arttırır.  Bu mümkün hale getirildi, çünkü bireylerin hizmetlerinin bedeli objektif gerçekliklere dayanır. Ayrıca  bunun anlamı, beceri ve endüstri, her bireyin şansını arttırırken, belirli bir geliri garantileyemediği ve yaygın bilginin hepsini kullanan kişisel olmayan süreçlerin, ihtiyaç ve değerlerini gözetmeksizin insanların ne yapmaları gerektiğini söyleyen fiyat sinyalleri oluşturmaktadır. Fiyatların düzenleme ve üretim arttırma fonksiyonu özellikle hizmet fiyatları, en etkili yerlerini, yani toplam sunuca en büyük katkıyı yapabilecekleri yerlerini bütün aktivite kalıplarında bulurken, insanların doğru bilgilendirmesine de bağlıdır. Eğer bu yüzden bedelin kuralını, mümkün olduğu kadar çok katkı yapanın toplumdan rast gele seçilenlerin şanslarını arttıracağı şeklinde  düşünürsek, serbest piyasa tarafından belirlenen bedelleri kabul etmeliyiz.

 

 

6

 

         Ama onlar kaçınılmaz olarak türlerimizin yaşadığı ve bize rehberlik yapan ,duygularımızı yöneten, farklı toplum tipinin organizasyonuna yardım eden ilgili bedellerden oldukça farklıdır. Bu nokta, çok fazla önem kazandı; çünkü fiyatların bilinmeyen durumlarla belirlenmesine son verildi. Artık hükümet onları yararlı etkilerle değiştirebileceğine inanıyor. Hükümetler uygunluğunu yargılama imkanına sahip olmadıkları pazar fiyatları sinyallerinin yanlışlığını kanıtlamaya başlayınca (özel olarak hak eden gruplara yarar sağlama umuduyla) işler kaçınılmaz olarak ters gitmeye başladı. Sadece kaynakların etkili kullanımı değil, daha da kötüsü arz ve talebin eşit olmasına rağmen beklenen alım satım gücü de azaldı. Anlaşılması zor olabilir ama bence hiç şüphe yok ki, bedelini bilmediğimiz durumlara dolaylı olarak dayandırılmaya zorlandığında daha ilgili bilgi kullanmaya yönlendiriliyoruz. Böylece modern sibernet dilinde geri dönüş mekanizması kendinden oluşan düzenin güvence altına alınmasını, güvence altına alır. Bu Adam Smith’ in “görünmez el” operasyonunda gördüğü ve tanımladığı şeydi ,ki bununla 200 yıldır anlamayan kişiler dalga geçti. Çünkü  catallaxy oyunu her birinin neye ihtiyacı olduğuyla ilgili,insan kavramlarını göz ardı eder ve aynı resmi kurallara göre oyunun oynanmasındaki başarılar açısından ödüllendirme yapar. Herhangi bir dizaynın başarabileceğinden daha etkili bir kaynak tahsisatı sağlar. Bence diğer düzenlemeler yoluyla nasıl ele edildiğini bildiklerimizin ötesindekilerin hepsinin ihtimallerini geliştirdiği için oynanan herhangi bir oyunda, hiç kimse hile yapmazsa ve aynı kurallara uyarsa sonuç adil sayılır. Eğer oyundaki kazançlarını kabul ederlerse, bireylerin veya grupların akışı kendi yararlarına çevirmek için hükümet güçlerini yardıma çağırmaları hile sayılır, bu piyasa oyununun dışında yaptıklarımızdır.. Bu böyle bir oyun için geçerli bir itiraz değildir,kısmen beceriye, kısmen bireysel durumlara veya sadece şansa dayanan sonuçlar, her ne kadar hepsi bu oyunu oynayarak geliştirdilerse de, aynı olmaktan çok uzaktırlar. Bu tip bir itiraza yanıt şudur: bu oyunun amaçlarından biri kaçınılmaz olarak farklı olan becerilerin, farklı bireylerin bilgi ve çevrelerinin mümkün olan en iyi şekilde kullanmalarıdır. Bireylerin kazançlarının çekildiği havuzun artması için bu tarzda bir toplumun kullanabileceği en büyük değerlerin arasında ailelerden çocuklarına geçebilecek farklı ahlaki, entelektüel ve materyal yetenekleri vardır, hatta bazıları sadece çocuklarına geçirmek için bunları kazanırlar.

 

7

 

         Bu nedenle, bu catallaxy oyununun sonucu şudur: çoğu arkadaşlarının hak ettiğini düşündüğünden çok daha fazlasına sahiptir, hatta daha fazlası arkadaşlarının sahip olması gerektiğinin azına sahip olacaktır. Birçok kişinin bunun bazı otoriter dağıtım hareketiyle değiştirmek istemesi sürpriz olmayacaktır. Sorun şu ki; onlara göre dağıtım için elde edilebilir olan toplam ürün sadece hisse ve ihtiyaçlar göz önünde tutularak piyasa tarafından yapılan farklı çabalara dönüştüğü için, sahiplerin özel bilgisini, materyal yöntemlerini ve kişisel becerilerini her an en büyük katkıları yapabilecekleri noktalara çekmeleri gerektikleri için vardır. Temin edilmiş sözleşmesel geliri,değişken fırsatları kullanmak için risk alma gerekliliğine tercih edenler,kaynakların devamlı olarak yeniden düzenlenmesinden sonuçlanan yüksek gelir sahipleriyle karşılaştırıldıklarında dezavantajlıdırlar.

 

         Başarılı olanların yüksek kazançları, hak edilmiş veya tesadüfi olsun, kaynakları hisselerin paylaşıldığı havuza en fazla katkıyı yapabilecekleri yerlere yönlendirebilmek için gerekli bir elementtir. Bir bireyin geliri adil olarak, (yani havuza en yüksek katkıyı yapmaya ikna etme beklentisi) değerlendirilmezse paylaşmaya gerek yoktur. Böylece çok yüksek gelirler de adil olabilirler. Daha da önemlisi bu tip gelirlere ulaşma fırsatı daha az girişimci, şanslı veya hesapladıkları düzenli geliri elde etmek için daha az akıllı olmak için geçerli bir şarttır.

 

         Birçok insanın şikayet ettiği eşitsizlik, sadece batıdaki çoğu insanın hoşlandığı yüksek gelirlerin ortaya çıkarılmasının altında yatan neden değildir. Bazı kişiler şuna inanırlar; genel gelir seviyelerinin düşürülmesi,ya da en azından artış hızlarının azaltılması adil bir dağıtım olacağını düşündükleri için çok yüksek bir fiyat olmayacaktır. Ama bu tip istekler için daha büyük engeller vardır. Adalete çok az önem veren, buna karşılık sonuçtaki artışa çok fazla önem veren catallaxy oyununu oynamanın sonucu olarak, dünya nüfusu çok fazla artar, ama çoğu kişinin geliri artmaz ve kaçınılmaz olarak beklenen daha ileri boyuttaki nüfus artışları nedeniyle üretkenliğe en yüksek katkıyı destekleyen oyunu tam anlamıyla kullanırsak sürdürülebilir.

 

8

 

         Eğer insanlar genelde catallaxy’ ye borçlarını yerine getirmezlerse, varlıklarının sebebinin ona bağlı olduğunu unuturlarsa ve onun adaletsizliğinden şikayet ederlerse bunun sebebi onu tasarlamadıkları için anlamayışlarıdır. Oyun, diğerlerine yarar sağlama metoduna dayanır. Bunda birey eğer sadece kendini düşünürse (uygun kurallar içinde) en fazla kazanır.

 

         Bu düzenin sadece girişimci için değil, herkes için gerektirdiği ahlaki tutum , (hatta arkadaşlarına en yüksek yararı sağlamaları gerekiyorsa, çabalarının yönlerini sürekli seçmek zorunda oldukları durumu anlatacak şekilde kendi kendine işveren olarak da adlandırılır) oyunun kurallarına göre, sadece soyut fiyat sinyalleri tarafından yönlendirilerek ve ilgilendiklerinin değer ve ihtiyaçları üzerindeki eğilimleri yüzünden belirli bir tercih yapmayarak dürüstçe rekabet edilmesidir. Bunun anlamı sadece kişisel bir kayıp değil, topluma olan görevlerinde bir başarısızlık, daha etkili insanların yerine daha az etkili olanlara iş verilmesi, yetersiz rakiplerin ortaya çıkması ve ürünlerin özel kullanıcıları yararına davranılması gibi sonuçlar da oluşturur.

         Açık ve Büyük Toplumun gerektirdiği yavaş yavaş yayılmakta olan yeni liberal ahlak kuralları, aynı hareket kurallarının, aile üyeleriyle olan doğal bağlar hariç ,birey ve toplumun diğer üyeleri arasındaki ilişkilere uygulanmasını öngörür. Eski ahlak kurallarının daha geniş alanlara, bir çok insana özelikle entelektüel insanlara kadar yayılması ahlaki gelişme olarak algılanır.Ama görünüşe göre insanlar bireyin diğer insanlarla arasındaki ilişkilere uygulanabilen kuralların eşitliğinin daha önce bu konuda iddiaları olmayan insanlara kadar ,yeni sınırlamaların ulaşmasının yanında bazı kişilerce tanınan,ama herkese yayılamayan eski sınırlamaların yok olmak zorunda kaldıkları gerçeğini fark ettiklerinde ters tepki göstermişlerdir.

 

         Yayılmalarına eşlik eden sınırlandırmalarımızın içeriğinin azaltılması, sarsılmaz ahlaki duygulara sahip olanların karşı çıktığı konudur. Bunlar, küçük grupların tutarlılığı için gerekli ama düzene, üretkenliğe ve büyük toplumun özgür insanlarının huzuruna uyumsuz sınırlamalardır. Bütün hepsi “sosyal adalet” adı altında hükümetin catallaxy oyununda bizden daha başarılı olanlardan zorla aldıklarını bize verdiğini iddia ederler. Üretici çabaların farklı yönlerinin çekiciliklerinin bu tip yapay değişiklikleri sadece karşı üretkenlik olabilir.

 

         Beklenen bedellerin insanların çabalarının nerelerde toplam ürüne en büyük katkıyı yapacağını haber vermediği yerlerde, etkili kaynak kullanımı imkansız hale gelir. Sosyal ürünü bireylere ve gruplara bu ürünün belli bir kısmı hakkında ahlaki bir iddia sunduğu zaman, gerçekten “özgür süvari” olarak nitelendirilmeyi hak eden iddialar ekonomi üzerinde çekilmez engellere dönüşür.

 

9

 

         Afrika’ da hala yetişkin genç erkeklerin, modern ticari metotlara uyum sağlamakta kaygılı olanların, bu şekilde durumlarını geliştirmeyi imkansız buldukları, çünkü kabile geleneklerinin daha büyük endüstri, beceri ve şans ürünlerinin bütün akrabalarla paylaşılmasını öngördüğü biliniyor. Böyle bir insanın artan geliri, onu sayıları gittikçe artan,hak talep eden kişilerle paylaşmak zorunda kalacağı anlamına gelir. Bu nedenle hiçbir zaman kabilenin ortalama gelir seviyesinin üstüne çıkmaz.

 

         Toplumumuzda “sosyal adaletin” en büyük ters etkisi bireylerin başarabileceklerinden daha azını yapmalarına sebep olmasıdır, çünkü kazandıklarının fazlası ellerinden alınacaktır. Ayrıca bu, üretkenliği yüksek olan bir medeniyete uyuşmayan bir prensibin uygulanmasıdır; gelir eşitsiz bir şekilde bölünür, yetersiz kaynakların kullanımı en çok geri dönüş sağlayacakları yerlere yönlendirilir ve sınırlandırılır. Bu eşitsiz dağılım sayesinde yoksullar serbest piyasa ekonomisinde merkezi olarak yönetilen bir sistemdekinden daha çok kazanır.

 

         Bütün bunlar sosyal koordinasyon metodu,hem açık toplumu hem de bireysel özgürlüğü mümkün kılan,ama bugün sosyalistlerin tersine çevirmek istedikleri gelişme olarak ,ortak bir özel hedef üzerindeki bireysel hareketin zorunlu soyut kurallarının zaferidir. Yeni ihtiraslar yaratan yeni zenginliğin korunması, aramızda kendini “yabancılaşmış” olarak adlandıran evcilleştirilememiş barbarların, bütün güzelliklerinden yararlanmalarına rağmen kabul etmedikleri kazanılmış bir disiplin gerektiren sosyalistler, miras alınan içgüdülerin desteğine sahiptirler.

 

10

 

         Yazıyı sonlandırmadan önce çok yaygın bir yanlış anlayışa dayandığı için ortaya çıkma ihtimali güçlü bir itiraza da kısaca değinmek istiyorum. Benim tartıştığım konunun (bir kültürel seleksiyon sürecinde anladığımızdan daha iyisini yapabildiğimiz  ve zekamız olarak adlandırdığımız şeyin aynı anda deneme – yanılma süreciyle birlikte kurumlarımız yoluyla şekillendirildiği) “Sosyal Darwinizm” haykırışıyla karşılaşılması kesindir. Ama tartışmanın etiketlendirilerek bu kadar ucuz şekilde saptırılması yanlış olur. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında bazı sosyal bilimcilerin, Darwin’ in etkisinde olanların, serbest rekabetteki en güçlü bireylerin doğal seleksiyonuna çok fazla önem verdikleri doğrudur. Bunun önemini küçümsemek istemiyorum ama bu, rekabetçi seleksiyonun tek yararı da değildir. Bu, keşfetmek için Darwin’ e ihtiyacımızın olmadığı kültürel kurumların rekabetçi seleksiyonudur ama hukuk ya da dil gibi konularda Darwin’ in biyolojik teorilerine yardımcı olmuştur. Burada sorun, kişisel özelliklerin genetik evrimi değil öğrenme yoluyla kültürel evrimdir, ki bu gerçekten hayvanlara benzeyen doğal içgüdülerle çatışmalarına yol açar. Bununla birlikte, medeniyet en başarılı olduğu düşünülenin üstünlüğüyle değil, başarılı olanın gelişimiyle ve insanı şimdiye kadar anladıklarının ötesine götürenlerle gelişti.   


 

 

* F. A Von Hayek, New Studies in Philosophy, Politics, Economics and the History of I does, Chicago The Universty of Chicago Press, 1978, pp. 57-68’den çeviri yapılmıştır.